Tencere ile özgürlük ilişkisi

16 Eylül 2021 Perşembe

Yüzyıllar boyunca kaba kuvvete boyun eğerek, krallara, imparatorlara, şahlara, padişahlara, aşiret reislerine itaate alışmış olan kitleler:

Ne özgürlük bilirler, ne demokrasi, ne laiklik, ne de özgürlüklerin nasıl kullanılacağını.

Demokratik laik yönetimin ne işe yaradığını da bilmezler, böyle bir yönetim altında nasıl davranacaklarını da.

İktidarın asıl görevinin, üretimi gerçekleştirmek ve bu üretim sonunda toplumda oluşan servet ve gelir dağılımını belirlemek olduğu konusunda da hiçbir fikirleri yoktur. 

***

Aslında Marx çok haklıdır:

İnsanlık tarihi, esas olarak bir üretim ve bölüşüm kavgaları tarihidir.

Genellikle din ve Allah kavramları ile kamufle edilen ama altında üretim-bölüşüm ilişkilerinin (sömürünün) yattığı bu kavgaların doruk noktaları da bir toplumun üretimine el koyarak onu ceplerine aktaran yöneticilerin kendi aralarında yaptıkları savaşlarla ve yöneticilerin sömürülerine, zulümlerine başkaldıranların isyanlarıyla belirlenir:

Anibal’ın Roma’ya saldırısı da böyledir..

Spartaküs’ün isyanı da.

Dini inançların ve simgelerin kullanıldığı I. Konstantin ile Licinius’un Hrisopolis (bugünkü Üsküdar) Savaşı da böyledir...

İslam dinindeki mezhepler ayrımının temelinde yatan Hz. Ali ile Muaviye arasındaki Sıffin Savaşı da.

Napolyon ile Wellington’u ve Blücher’i karşı karşıya getiren Fransa ile İngiltere ve Prusya arasındaki Waterloo Savaşı da böyledir…

İngiltere’de, sömürüye karşı başkaldıran, Parlamenter Demokrasinin geliştirilmesini isteyen emekçilere ve onlara destek veren aydınlara karşı yapılan Peterloo katliamı da.

Yıldırım Beyazıt’ın da Kadı Burhanettin’in de bu tarihte yeri vardır...

Şeyh Bedrettin’in de Nâzım Hikmet’in de.

Dinler ve mezhepler de bu tarihten doğmuştur, imparatorluklar da ulusal devletler de ekonomik ve siyasal rejimler de.

***

12 Eylül 1980 darbesinden sonra, sendikaların yeniden demokratik rejime sahip çıkmaları aşamasında birçok sendikada ders verdim.

Sonradan o derslerde anlattıklarımdan oluşan “Demokrasi İşçinin Ekmeğidir” adlı kitabımda da çok net olarak, darbe dönemlerinde emekçilerin milli gelirden aldıkları payın azaldığını, Demokrasiye dönülmeye çalışıldığı dönemlerde ise bu payın arttığını sayılarla göstermiştim.

Kırk yıl sonra, yine Demokratik ve Laik Rejim açısından aynı yere dönmüş olmak çok üzücü.

***

Tencere ile özgürlük arasında doğrudan bir ilişki vardır:

Ancak özgür olan insanlar, üretime katkıda bulundukları oranda tencerelerinin de dolu olmasını isteyebilirler.

Bu isteği dile getirmek ve sömürüye karşı mücadele etmek de ancak Laik Demokratik rejimlerde olanaklıdır.

Baskı rejimlerinde, Laik ve Demokratik Rejim, yani özgürlük isteyenlerin tencereleri boştur.

Sadece iktidarın dininden, mezhebinden, meşrebinden olanların tencereleri (ancak iktidarın götürdüklerinden arta kalan bir şeyler varsa) biraz dolar.

Dinci ve milliyetçi baskıcı söylemler, sadece boş tencerelerin tangırtısını ve boş midelerin gurultusunu bastırmak için başvurulan çağ gerisi aldatmacalardır.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları