14 Aralık’ta Ne Oldu?
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

14 Aralık’ta Ne Oldu?

17.12.2014 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

Zaman gazetesine, kimi televizyon kanallarına yönelik operasyonlara tepki olarak “mazlum olanın yanında olmak gerekir” gibi öneriler ileri sürülüyor.
Bu önerileri benimsemek çok zor. Zaman gazetesi, Taraf gazetesiyle birlikte, AKP rejimi kurulurken “değişim”, “darbe tehlikesi” gibi söylemlerle tüm muhalefete karşı harekete geçirilen sınır tanımaz bir simgesel şiddetin en etkili üreticilerinden biriydi. Ürettiği söylem, liberal entelijansiyanın demokrasi fantezilerini, siyasal İslamın hegemonya inşa sürecini yedeğine alıyor, araçsallaştırıyordu.
Siyasal İslamın karşıtlarını, hatta toplumu, bir dönem bu “simgesel şiddet” ile yıldıran, insanların yaşamlarını altüst eden, bu anlamda “terörist” şey (Cemaat ne olduğu belirsiz bir şeydir), siyasal İslamın içinde yaşanmakta olan iktidar savaşında, şimdi, devleti doğrudan kontrol eden kesimin saldırısı altındadır. “Saldırı altındaki gazetecilere sahip çıkmamız gerekiyor, bunlar dün bize faşizm uygulamış olsa bile...” diyen liberal bir ses, geçmişte üstlendiği işbirlikçi rolden dolayı yitirdiği ahlaki konumu yeniden ele geçirmeye çalışmaktadır.

Göz ve bağlam
14 Aralık’ta olan “şeyi” sağlıklı bir biçimde düşünmeye başlayabilmek için doğru bir bağlama oturtmak gerekiyor. Çünkü “olgular”, bakan gözün bu olguyu içine koyduğu bağlamda (tanımladığı bütünselliğin içinde) anlamlarını kazanırlar. Öyleyse hem bakan gözün özelliklerini hem de bu olguyu değerlendirmek için gereken bağlamı birlikte düşünmek gerekiyor.
Kabaca, hükümetin, Cemaatin, yukarıda değindiğim “simgesel şiddetle” yaşamları altüst olanların, liberal entelijansiyanın olmak üzere dört bakış saptayabiliriz.
Birinci ve ikinci bakışlar birbirinin simetriğidir; üçüncüsünün bir açıklama kapasitesi yoktur. Dördüncüsünden hareketle, eleştirel bir biçimde yaklaşıldığında yararlı sonuçlar üretilebilir.
Liberal bakışın kalkış noktası, “bazı gazeteciler saldırı altındadır”, “mazlumdur, öyleyse bu gazetecilere sahip çıkmak gerekir” saptamasıdır. Soyut bir ahlaki ilkeye dayanarak üretilen bu saptama, toplum yaşamını, insan öznelliğini belirleyen karmaşık yapısal dinamikleri, tarihsel arka planı düşünmeyi dışlar. Bu yaklaşım olguyu, düşünceyi yüzey biçimlerine hapseden, analiz birimi olarak bireyi temel alan bir bağlama oturtmayı önerir.
Bu yetersizliklerinden dolayı, Zaman gazetesine yönelik operasyonu, olanların hakikatine daha yakın biçimde anlamlandırabilmek için, liberalizmden farklı beşinci bir bakış ve bağlam gerekiyor.
Bu beşinci bakış kendini, yüzey biçimleriyle, AKP hükümetiyle ve kapitalizmle sınırlamayan, olguları diğer olgularla ilişkileri, yalnızca biçimleri ile değil, esas olarak içerikleriyle ele alan, geçmişini geleceğine bağlamaya çalışan bu anlamda geleceğe açık bir bakıştır.
Bu beşinci bakışın önerdiği bağlam, bugün hedef olanların dün simgesel şiddetin araçları ve uygulayıcıları, siyasal İslamın militanları olduğu gerçeğinin üzerini örtmez; bugün yaşananların bir hegemonya ve iktidar pekiştirme hamlesi, totaliter bir restorasyon yönetimine doğru yeni bir adım olduğu gerçeğini konuşmaya da olanak sağlar.
Beşinci bakışın önerdiği bağlam, ülkede konuşulabilen şeylerin, meşru siyasi eylem sayılabilen etkinliklerin sınırlarının hızla daraltılmakta olmasına karşı çıkmanın sorunlarına ilişkindir.
Bu bağlam, birinci ve ikinci bakışların, bu daraltma ve restorasyon amacında buluştuğunu, bu daraltma sürecinin sınırının rejimin ortaklarını, işbirlikçilerini de kapsayacak noktaya kadar geldiğini, bundan sonra başkalarını hedef alarak yoluna devam edeceğini göstermeye olanak verir. Bu farklı bağlam, tavır alma sorununu sıkıntılı bir “bunlar faşist ama sahip çıkmak zorundayız” gibi bir ideolojik “intihar” eyleminden uzak tutar.
Bu, liberallerin önerdiği bağlamın, teorik ve tarihsel olarak karşıtıdır. Beşinci gözün önerdiği bu farklı bağlam, rejimin karakterini ve gelecekte yaşanabilecekleri konuşmaya izin verirken, liberalizmin önerdiği bağlam, sorunu bireylere indirgeyerek bu tartışma kapılarını, düşünme olanaklarını kapatır.
Kısacası, 14 Aralık’ta olanlar karşısında tavır almanın uygun bağlamı, dünün “teröristlerine” sahip çıkmaya değil, siyasal İslamın ifade, örgütlenme özgürlüğünü sınırlamaya, hatta yok etmeye yönelik, pratik ve simgesel şiddetine karşı çıkmanın sorunlarına ilişkindir.

Yazarın Son Yazıları

Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026
Yaklaşan fırtınaya hazır mıyız?

Türkiye’de ağaçlar kesilmeye, ormanlar yakılmaya, su havzaları kurutulmaya gıda krizi derinleşmeye devam ediyor; toplumsal dokusunun örüntüsü çözülüyor. Bir yanda iklim sistemi çökerken öte yanda uluslararası düzen sarsılıyor. İki kriz aynı anda, aynı hızda derinleşiyor. Önümüzdeki 2-3 yol çok ama çok kritik! Bu gidiş içinde iyimser olmak olanaksız. Ülke adeta intihar ediyor!

Devamını Oku
11.06.2026
Süper El Nino’ya hazır mıyız?

İklim krizini hâlâ “gelecek kuşakların sorunu” sananları acı bir sürpriz bekliyor.

Devamını Oku
08.06.2026
Biraz da komplo teorisi

Çok garip zamanlarda yaşıyoruz.

Devamını Oku
04.06.2026