Avrupa Birliği Nereye Gidiyor?

18 Mayıs 2011 Çarşamba
\n

\n

Danimarkanın Schengen Anlaşmasını hiçe sayarak Almanya ve İsveç sınırında pasaport kontrollerini koyacağını açıklamasıyla ilgili haberleri okurken aklıma Marquezin Kırmızı Pazartesi adlı öyküsü geldi. Çünkü Avrupa Birliği bölgesi içinde serbest dolaşım ilkesine en azından Danimarka bağlamında son veren bu adım, Avrupa Birliği projesinin sonuna yaklaşılmakta olduğunu da söylüyordu; yaklaşık 20 yıl önce yaşanan tartışmalar böyle bir noktaya ne zaman, hangi koşullarda gelinebileceğini de çok önceden haber vermişti.

\n

Bir ‘durgun deniz’ gemisi olarak AB

\n

Marquezin öyküsünde, kasaba halkı bir cinayetin gerçekleşeceğini önceden bilmektedir, ama önlemek için hiçbir çaba harcamazlar.

\n

İngiliz hükümetinin Avrupa Para Sisteminden (ERM) çıkmasıyla sonuçlanan mali kriz (Sterlin krizi) sırasında (Aralık 1992) yaşanan, Avro fiilen başlarken tekrar gündeme gelen tartışmalardaki önemli temalardan biri de Avrupa Birliği sürecinin yaşama şansıyla ilgiliydi. Birçok yorumcu, Bu proje şiddetli bir resesyondan geçmeden bir karar vermemek gerekir diyordu.

\n

Bu ihtiyatlı yaklaşım, öncelikle, farklı gelişmişlik düzeylerindeki ülkelere tek bir döviz (Avro), tek bir faiz oranı uygulamanın sorunlarıyla ilgiliydi. İkincisi, birbirinden farklı kültürel özelliklere, siyasi geçmişlere, savaş deneyimlerine sahip bu ülkelerin hepsini birden içerecek bir Avrupalılaşma sürecini, ulusal kimlikleri aşarak sürdürmek kolay olmayacaktı. Ekonomik istikrar ve büyüme dönemlerinde ülkelerin içindeki toplumsal (sınıfsal, etnik ve dini) çelişkiler, ülkelerarası ekonomik, siyasi güç farklarının yarattığı düşmanlıklar öne çıkmayacak, AB süreci de yolunda ilerleyebilecekti. Sert bir resesyon, hatta ekonomik kriz bu ilişkileri ve düşmanlıkları körükleyecek, tüm siyasi ifadeleriyle birlikte ön plana itecek, ulusçu eğilimleri Avrupalılaşma sürecinin aleyhine güçlendirecekti. AB sürecinin geleceği bu kritik sürecin içinden geçebilmesine bağlı olacaktı.

\n

‘Kırmızı Pazartesi’ye doğru

\n

AB süreci yaklaşık üç yıldır böyle bir sınavdan geçmeye çalışıyor. ABnin Avrupa çapında bir kriz yönetimi (mikro düzeyde bir Küresel Yönetişim) örneği sergilemesi beklenirken Almanya, Fransa, İngiltere gibi ulus devletler öne çıktı, arkasından, mali kriz devletlerin mali krizine dönüşürken Almanyanın hegemonya manevralarına başladığı görülüyor. Bu sırada ABnin ekonomik yapısının sırrı, içine kurulu emperyalist egemenlik bağımlılık ilişkileri de gözler önüne seriliyor, Almanyanın ekonomik siyasi varlığı tüm ağırlığıyla hissediliyor.

\n

Geçen haftalarda, Japonyadaki nükleer santral krizi, Tunus Devrimi ve NATOnun Libya müdahalesi, birkaç hafta içinde İtalyanın kapısına dayanan 25 bin sığınmacı gibi dış şoklar devreye girmeye başlayarak durumu daha da karmaşıklaştırdı.

\n

Danimarkanın sınırda pasaport kontrollerine yeniden başlamasına dönersek; bu aslında, ABDnin Terorizmle Küresel Savaş hattına girmesinden bu yana Avrupa ülkelerinde hızla artmaya başlayan Müslüman korkusu ve düşmanlığıyla yakından ilgili. Bu korku ve düşmanlık, Avrupa ülkelerindeki sağcı, neofaşist partilerin, her ekonomik durgunlukta, körüklemeye başladıkları (işimizi alıyorlar, vergi ödemeden devlet fonlarını kullanıyorlar) yabancı düşmanlığına, ırkçılık suçlamalarına karşı son derecede yararlı bir kılıf sunuyor. Bu akımlar, bu sayede, giderek liberal eğilimli kesimler, hatta akademik çevrelerde kendilerine yeni taraftarlar bulmaya başladı.

\n

Fransada Ulusal Cephe, Finlandiyada Gerçek Finler, Macaristanda Jibbik Partisi, Hollanda Özgürlük Partisi, Avusturya Özgürlük Partisi, İtalyada Kuzey Ligası, Polonya, Yunanistanda neofaşist gruplar güçlenmeye, hükümet politikalarının şekillenmesinde etkili olmaya başladılar.

\n

Danimarkada Danimarka Halk Partisinin lideri Pia Kjaersgaardın Bunlar klan savaşlarıyla, töre cinayetleriyle, toplu tecavüzlerle Stockholm, Gothenburg veya Malmöyü İskandinav Lübnanına çevirmek istiyorlarsa... sınıra bir duvar çekmesini biliriz sözleri yalnızca yukardaki partilerin beslendiği ruh halini değil, aynı zamanda AB sürecinin sonunu hazırlayan bir sürecin başladığını da gösteriyor. Sıradan muhafazakâr partilerin sosyal demokratların, bu yabancı düşmanlığına karşı etkin bir politika geliştirmek yerine, bu ruh halini veri alarak uyum sağlamaya başlaması da ABnin ölümünü önceden haber veriyor.

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Büyük belirsizlik 12 Ekim 2020
ABD’ye ne oluyor? 5 Ekim 2020
Ya seçimle gitmezse? 24 Eylül 2020
Fanteziler ve iki tarih 3 Eylül 2020