'Doublespeak' ve 'Toplum Mühendisliği'
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

'Doublespeak' ve 'Toplum Mühendisliği'

11.04.2012 04:00
Güncellenme:
Takip Et:
\n

Doublespeak, Orwellin “1984” romanında devletin konuştuğu dilin adı. Bu dilde sözcüklerin anlamları siyasi iktidarın amaçlarına göre yeniden belirleniyor. Örneğin Sevgi Bakanlığıvatandaşlarına ağır baskılar uygulayan bir iç güvenlik bakanlığının adı. Barış Bakanlığı aslında savaşları yönetiyor. Bolluk Bakanlığıkarneyle mal dağıtımını düzenliyor. Gerçek Bakanlığı aslında propaganda bakanlığı. Arşiv Bakanlığının göreviyse tarihsel belgeleri günün gereksinimlerine göre düzeltmek.

\n

Bunlar, pazartesi günü, medyada bir tarihçiyle yapılan söyleşide, Cumhuriyetin kuruluş dönemine ilişkin ısrarla ve biteviye vurgulanan toplum mühendisliği eleştirisini okurken aklıma geldi. Türkiye, 12 Eylül Cuntasından, Özal döneminden Derviş döneminin sonuna kadar ekonomide tarihinin en kapsamlı toplum mühendisliği projesini yaşadı. Bu dönemde, bir sermaye birikimi düzenleme sistemi ve dünya ekonomisine bağlanma biçimi, medya yapılanması, yasaları, kurumları ve eğitim sistemiyle (üniversiteler vb.) birlikte, devlet eliyle yıkıldı, yerine yenisi yine devlet eliyle inşa edildi. Hem de Devletin eli ekonomiden çekiliyor sloganını biteviye tekrarlayan bir doublespeak yoluyla.

\n

AKPnin kurulmasıyla bu ülke, siyaset ve kültür alanında, günlük yaşamda son derecede kapsamlı, bu kez ruhuna ilişkin bir toplum mühendisliği projesinin şantiyesi haline geldi. Hem de liberal laf cambazları bir taraftan demokratikleşme adına bu toplum mühendisliğini destekler, bir taraftan da toplum mühendisliğindennefret etmekte birbirleriyle yarışırken. Burunlarının önündekini görmezden gelerek çok bilmiş bir edayla, geçen yüzyılın başındaki bir olayı kum torbası bellemiş, durmadan usanmadan yumruklayıp dururken...

\n

Bu sırada her iki alanda da toplum mühendisliği yoluna devam ediyordu. Ruhaniliği kimseye bırakmayan bir hükümet toplumsal ilişkileri, kamusal alanları metalaştırmaya devam ediyor, toplumun günlük yaşamını yeniden inşa etmeye çalışıyor, bu çabaları, eğitim reformuyla”, “ruh mühendisliği düzeyine yükseltiyordu.

\n

Demokratik dönüşümlersabah akşam vurgulanırken gerçek yaşamda dönüşümler, tam bir doublespeak örneği olarak bireysel özgürlükleri, kişi özelini, yargı-kanıt-adalet ilişkisini, imha ederek ters yönde ilerliyordu.

\n

‘Toplum mühendisliği’ mi dediniz?

\n

Yanlış anlaşılmasın ben toplum mühendisliğinekarşı değilim. Kimi eski Marksist, şimdi liberal entellerin,Cumhuriyet devrimi, tarihin doğal seyrinde gitmesini engelledi gevezeliğinin aksine devrimler, karşıdevrimler, darbeler, savaşlar, ihanetler, toplum mühendislikleri tarihin doğal seyrinin ta kendisidir. Tarihin bu olayların dışında doğalsayılabilecek bir başka seyri yoktur. Toplumu piyasanın eline bırakma, insan kaprisinden kurtararak Tanrı’nın sözüne” “değişmez ve kutsal yasalara göre, yönetme iddiaları, günlük yaşamda her zaman toplumu, piyasanın elini ve kutsal yasaları yorumlayanların kaprislerine, birilerinin ekonomik çıkarlarına tabi kılan yönetme biçimleri olmaktan öteye gidememiştir.

\n

Sorgulanması, karşı çıkılması gereken toplum mühendisliği değil, mühendisliğin amaçları, sadık olduğu hakikat rejimiharekete geçirdiği toplumsal (siyasi kültürel) araçlardır.

\n

Bu bağlamda ben, AKPnin, siyasi, kültürel hedefleri, ekonomik çıkarları olan bir hareketin ifadesi olarak giriştiği toplumsal mühendislik çabasını doğal karşılıyorum. Ben, 35 yıldır ve simdi de AKP döneminde yapılmakta olan mühendisliğin içeriğinin, amaçlarının sorgulanmasından, eleştirilmesinden yanayım. Ben, kendi hesabıma yaptığım bu sorgulamadan, eleştirilerden hareketle, bu mühendislik projesinin içeriğine itiraz ediyorum.

\n

Buna karşılık, ben, toplumsal özgürlükleri genişletecek, sermaye egemenliğini sınırlayacak, hatta kaldıracak, küresel ısınmaya, çevre kirlenmesine son verecek, açlığa, yoksulluğa karşı önlem alacak bir toplum mühendisliğinden yanayım.

\n

Dahası bunlar için gerekli kaynakları toplumda üretecek, birikmiş olanları vergilendirerek yenilerini yaratacak, piyasaların toplumsal etkilerini sınırlayacak, hatta denetleyecek bir toplum mühendisliğine de en fazla yetmez ama... diyerek yapıcı, ilerletici eleştirilerimi sunmaya çalışırım.

\n

Okullarda toplumsal çıkar”, “kamusal alan, baskı, sömürü, özgürlük kavramlarının bilincinde, yalnızca Müslümanlığın değil, diğer dinlerin de mesajlarını, peygamberlerini ve nihayet ateizmi öğrenen, bilimsel yöntemi aklın eleştirisini öğrenen kuşakları yetiştirecek bir toplum mühendisliğinden de yanayım. Bu kuşaklar karşılarına getirilen düşüncelere, varsayımlara eleştirel bir gözle yaklaştığında, doğrudurdenen şeyleri kuşkuyla karşıladığında, sürekli Neden böyle de başka türlü değil diye sorduğunda, onlara serbestçe tartışma, örgütlenme, kaygılarını sorularını toplumun geri kalanına anlatma olanağı verecek bir kültürel ortamı, bu ortamın kurumlarını oluşturacak toplum mühendisliğini desteklemeye de hazırım.

\n

Eğer toplumu belli ilkelere, hakikatlere göre yeniden yapma ilkesinden, toplum mühendisliğinden vazgeçersek, geriye yalnızca kâr yapmak, birikim ilkesinin, bedensel haz ilkesinin kölesi olmak kalmıyor mu? Bu, insanlığın binlerce yıllık özgürleşme mücadelesini terk etmek olmuyor mu? Sizi bilmem, ama ben özgürlük mücadelesini terk etmekten yana değilim.

\n\n

Yazarın Son Yazıları

‘Muktedir yapar, zayıf çaresiz katlanır’

Miller’in bu sözleri, Trump’ın New York Times söyleşisindeki “Beni ancak kendi ahlakım, kendi aklım durdurabilir; uluslararası yasalar umurumda değil” açıklaması aklıma, Hubris ve Nemesis kavramlarını, kendi zamanının süper gücü Atina ile küçük Melos adası arasındaki ünlü Melian Diyaloğu’nu getirdi. Melos adası, Atina’nın aşırı talepleri karşısında adaletten söz ederken Atina, “Muktedir olan yapar zayıf olan çaresiz katlanır” diyordu. Atina adayı işgal etti, tüm erkekleri öldürdü, kadınları köle olarak sattı (MÖ 416). Atina’nın bu “güç zehirlenmesi” (Hubris) 12 yıl sonra bir Nemesis ile belasını buldu: Peloponez savaşları bittiğinde (MÖ 404) Atina teslim olmuştu; insanlığa demokrasi düşüncesini trajediyi hediye eden uygarlığı hızla çöküyordu.

Devamını Oku
12.01.2026
Dolar ve ‘Donroe’

ABD özel güçleri Maduro’yu kaçırdı, tutsak aldı.

Devamını Oku
08.01.2026
2026’ya girerken ‘büyük resim’

Bu jeopolitik ortam, içeride yeni bir devlet biçimini de besliyor. Güvenlik gerekçesiyle ifade özgürlüğünün daraltılması, algoritmalarla gözetim, sürekli olağanüstü hal dili, muhalefetin “iç düşman” olarak kodlanması artık sıradanlaşıyor. Dünyanın hemen her yerinde, farklı biçimler alsa da otoriterlik ve totaliter teknikler, “süreç olarak faşizm” içinde normalleşiyor.

Devamını Oku
05.01.2026
Neoliberalizmden sonra: Yeni model arayışı

Yeni model arayışına IMF ve Dünya Bankası da katılmış.

Devamını Oku
01.01.2026
2026’ya girerken Avrupa

Avrupa Birliği, 2026’ya Trump Amerika’sının ve Putin Rusya’sının basınçları altında “Birliğin bir geleceği var mı” sorusuyla giriyor. Ancak, bu sorunun cevabı öncelikle AB’nin iç çelişkilerinde, yapısal sorunlarında yatıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yeni ‘model’ arayışında bir seçenek

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin’in neoliberalizmden farklı modeli, büyük güç rekabetine bakışı, “Çin mi kazanacak ABD mi” sorusunun ötesinde uzun vadeli bir stratejiyi yansıtıyor. 2026’ya girerken Çin modeli yalnızca çevre ülkelerin değil, merkez ülkelerin liderliklerinin de ilgisini çekiyor.

Devamını Oku
25.12.2025
‘Ruh mühendisliği’

Türkiye, yıllardır siyasal İslam rejiminin “toplumsal ruh mühendisliği” projesinin baskısı altında yaşıyor.

Devamını Oku
22.12.2025
‘Erkeklik krizi’!?

Erkek fantezilerini meşrulaştıran faşist ve siyasal İslamcı ideolojilerle hesaplaşmadan algoritmaları suçlamak kolaydır ama asıl nedeni görünmez kılan politik bir kaçıştır.

Devamını Oku
18.12.2025
Birlik yoksa iktidar da yok

Sağın bu birlik refleksi, ideolojik bir tutarlılıktan değil, son derece sade bir siyasal sezgiden besleniyor: İktidarı istiyorsan yan yana duracaksın.

Devamını Oku
15.12.2025
UGS: Emperyalist-faşist moment!

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne (UGS) bu kez emperyalizm ve faşizm kavramlarının ışığında bakacağım.

Devamını Oku
11.12.2025
2026’ya girerken: Yeni kapitalizm/ faşizm

Önümüzdeki dönem dünya siyasetini yalnızca büyük güç rekabeti değil; milliyetçi, hatta uygarlıkçı reflekslerle donanmış yeni bir “teknolojik kapitalizm” biçiminin, faşist ideolojinin küresel ölçekte (öncelikle de UGS’nin, “göç dalgaları altında kimliğini kaybeden, gerileyen uygarlık” olarak tanımladığı Avrupa’ya), dayatılması belirleyecek.

Devamını Oku
08.12.2025
2026’ya girerken militarizm ve faşizm

Pazartesi günü, 2026’ya girerken ABD ekonomisinin çok kırılgan, küresel ekonominin resesyon eşiğinde olduğunu vurgulamıştım.

Devamını Oku
04.12.2025
2026’ya girerken dünya ekonomisi

Dünya ekonomisi 2026’ya girerken resesyon sınırında (yüzde 3) yavaşlamaya devam ediyor, riskler ve büyüme önündeki engeller artıyor.

Devamını Oku
01.12.2025
‘Süreç’ gerçek değil!

“Komisyon”, hukuki, idari ve anayasal bir zeminden yoksun.

Devamını Oku
27.11.2025
‘Evrenin yeni efendileri’

The Economist 1990’larda, bir sayısında, finansallaşma başlarken 10 dev ABD bankasını kastederek “evrenin yeni efendileri” diyordu. Bu bankalar dünya borç piyasasında egemendi.

Devamını Oku
24.11.2025
Arjantin’de Milei zaferinin şifreleri

Serbest piyasa Ayetullahları sevindiler...

Devamını Oku
20.11.2025
Küresel Organize Suç Endeksi ve Türkiye

Küresel Organize Suç Endeksi’nin 2025 raporu açıklandı. Türkiye 2020’de 6.9 puanla 12. sıradayken bugün 7.2 ile 10. sıraya yükselmiş. Küresel ortalama 5.08. Bu endeks, sadece mafyanın gücünü ya da kaçakçılık hatlarını ölçmüyor; devlet içi yapılardan finansal suçlara, yargı bağımsızlığından ekonomiye sızmış suç ağlarına kadar geniş bir tabloyu ortaya koyuyor.

Devamını Oku
17.11.2025
COP30: Gel de kötümser olma

Küresel ısınma üzerine “Taraflar Konferansı” (COP30) Brezilya’da toplandı.

Devamını Oku
13.11.2025
Demokrasi ve emperyalizm

Emperyalist sistemin ABD, AB gibi merkezlerinin Türkiye gibi çevre ülkelerle ilişkilerinde demokrasi arzusu hiçbir zaman gerçek bir faktör olmadı. Bu ilişkiler her zaman çevre ülkenin ekonomik, jeopolitik açıdan kullanılabilir olma ilkesine dayandı.

Devamını Oku
10.11.2025
Mamdani, panik ve umut

Trump’ın başkanlığından hoşnut olmayanların oranı yüzde 60’ı geçti.

Devamını Oku
06.11.2025
Busan’da ‘büyük resim’

Busan’daki Trump-Şi zirvesi, yalnızca iki ülke arasındaki ticaret savaşında geçici bir ateşkes anlamına gelmiyor; aynı zamanda, 21. yüzyılın jeopolitik dengelerinde güç, liderlik gibi kavramların yeniden tanımlandığı bir döneme işaret ediyor. Zirvenin sonunda Trump’ın “12 üzerinden 10’luk bir görüşme” sözleri, Şi’nin ise “Dev gemiyi birlikte yönetiyoruz” vurgusu, ”yeni” bir durumu sergiliyor: Amerika artık “tek süper güç” değil.

Devamını Oku
03.11.2025
Noktaları birleştirmek

Gözlerimizi gerçeğe açmamız gerekiyor.

Devamını Oku
30.10.2025
Teknoloji, oligarşisi ve faşizm

Z kuşağının emeğin, doğanın, LGBTQ ve kadın haklarının değersizleştirilmesine, ırkçılığa gözetim kültürüne ve kurumsal otoriterliğe karşı zaman zaman isyana varan direnişi, yalnızca bir kuşak çatışması değil, sermayenin denetim kapasitesini sınırlayan tarihsel bir başkaldırı biçimi. Tam da bu nedenle, işletmelerinde kontrolü yitirme korkusu, teknoloji sermayesini giderek demokrasi düşmanı, hatta faşizan reflekslere sürüklüyor.

Devamını Oku
27.10.2025
İsyan ve kriz çakışmaya başladı

İsyan ve ekonomik kriz dinamikleri tarihte zaman zaman çakışıyor.

Devamını Oku
23.10.2025
Yine bir finansal krizin eşiğinde

Geçtiğimiz günlerde, Altın 4 bin dolara ulaştı, piyasalarda “Borsa aşırı değerli” uyarıları sıklaştı. Jamie Diamond, Warren Buffet gibi ünlü yatırımcılar bu durumun sürdürülemezliğine işaret ediyorlar.

Devamını Oku
20.10.2025
Gazze’de ateşkes

Gazze’de savaşın yerini alan ateşkes, ilk bakışta bir nefes alma imkânı sundu.

Devamını Oku
16.10.2025
‘Yapılamaz’ kültü (The cult of can’t)

Cuma günü, Aurelien adlı bir yazarın “The cult of can’t” başlıklı denemesine rastladım. Perşembe yazımı okumuş olanların ilgisini çekeceğini düşünerek özetliyorum.

Devamını Oku
13.10.2025
‘Aydınlanma’nın alacakaranlığında...

Kapitalizmin merkezlerinde (Anglosakson dünyada) uzun yıllar küreselleşmenin, teknolojinin (özellikle internet ve dijitalleşme) bizi “bugünden daha iyi” (özgür, demokratik, bolluk) günlere taşıyacağı anlatıldı.

Devamını Oku
09.10.2025
Bazen bir fotoğraf bin sözcüğe bedeldir

Bu kez şanslıyım, önümde iki fotoğraf var. Meclis’in açılışında ve akşamında verilen davet sırasında çekilmiş bu fotoğraflar bugünkü siyasi şekillenmenin, “sağını-solunu”, çok güzel betimliyorlar.

Devamını Oku
06.10.2025
‘Gizli (stealth) sömürgecilik’ ve Türkiye

Cumhurbaşkanının ABD ziyareti, MAPEG’in, 33 ilin topraklarını doğrudan madencilik yatırımlarına açması emperyalizm tartışmalarını yeniden canlandırdı.

Devamını Oku
02.10.2025
‘Aynanın’ öte yanında

Bilimde bazen bir sıçrama yalnızca araştırmacıların dar çevresini değil, tüm insanlığın geleceğini etkiler. 2020’de DeepMind’in geliştirdiği AlphaFold sistemi böyle bir andı.

Devamını Oku
29.09.2025
Yapay zekâ dünyayı yutuyor

“YZ dünyayı yutuyor” artık abartılı bir iddia değil.

Devamını Oku
25.09.2025
Güney Avrupa’da demokrasiye geçiş

Tsiridis’in çalışmasının en güçlü yanı, somut tarihsel analizleri belgelerle destekleyerek sivil toplumun (çoğunlukla göz ardı edilen) rolünü vurgulaması.

Devamını Oku
22.09.2025
Üzüm üzüme bakarak...

Dünya siyaseti ve ekonomisi, daha önce hiç görülmemiş bir biçimde birbirine benzeşen güç dinamikleriyle şekilleniyor.

Devamını Oku
18.09.2025
İsrail Gazze’de ne yapıyor?

Gazze’de yaşananlar, uluslararası medyada sıklıkla “çatışma”, giderek soykırım olarak tanımlansa da Prof. Jiang Xueqin olanların arkasında çok daha karanlık bir gerçeğin yattığını söylüyor.

Devamını Oku
15.09.2025
11/9/01: Nereden nereye

ABD yönetimi, yeni savunma stratejisi raporunu, (QDR2001), 11 Eylül 2001 “olayının” tozu yatışmadan açıklamıştı.

Devamını Oku
11.09.2025
Endonezya’da isyan

Endonezya, yaygın protesto gösterileriyle sarsılıyor. Başkent Cakarta’dan ülkenin dört bir yanına yayılan bu olaylar, sadece yerel bir huzursuzluk değil, aynı zamanda küresel kapitalizmin çevre ülkelerde yarattığı derin eşitsizliklerin, devlet şiddetinin bir ürünü. İsyanın temelinde rejimin tüm kilit kurumların, parlamento dahil, içini boşaltmasıyla, demokratik haklarını kaybetmekte olduklarını hisseden geniş kitlelerin tepkisi yatıyor.

Devamını Oku
08.09.2025
Küreselleşmeden sonra, üç fotoğraf

“Küreselleşme” yerini parçalanmaya bırakıyor, bir yeni-jeopolitik şekilleniyor.

Devamını Oku
04.09.2025
ABD’de faşizm ve direniş

Trump, seçim kampanyası boyunca, diktatör olmak dahil tüm arzularını açıkça söyledi. Dahası, Heritage Foundation “Project 2025” başlığı altında 900 sayfalık bir faşist devlete geçiş programı yayımladı. Bu program, devlet bürokrasisindeki özellikle de güvenlik bürokrasisindeki, “kurumsalcıları” ve “anayasalcıları” tasfiye ederek yerlerine başkana sadık olanları atamayı planlıyordu.

Devamını Oku
01.09.2025
Eski olguya yeni kavram

Uluslararası ilişkiler alanında yeni bir kavram var: “Ekonomik zorlama çağı” (Foreign Affaires).

Devamını Oku
28.08.2025