Ekonomi, siyaset, kültür üzerine üç not

25 Şubat 2021 Perşembe

1) CHP sözcüsü sordu: “Merkez Bankası kasasından 128 milyar dolar, bir kuru inat uğruna boş yere yakıldı. 128 milyar dolar nereye, nasıl, kimlerin imzasıyla satıldı?”

Cumhurbaşkanı cevap verdi: “Biz birbirimizle dayanışma halindeyiz, kendi işimizi kendimiz görürüz... Berat Bey de hukuk çerçevesinde bugün itibarıyla yargıda hakkını arayacaktır... Ne dövizin buharlaşması ne haksız kazanç söz konusudur.”  

Eleştirirken “yapısal belirleyicileri” unutmamak gerekiyor: Döviz rezervlerini eriten düşük faiz politikasının arkasında belli sınıfsal dinamikler var. Bu dinamikleri “Bir toplumda egemen sınıfları nasıl tespit edebiliriz” sorusunun ışığında irdeleyebiliriz. Örneğin, “Ekonomi hatta kültür politikaları hangi sınıfların nesnel ve öznel varoluş koşullarını yeniden üretiyor?”, “Hangi sınıfların çıkarlarıyla örtüşüyor ya da çelişiyor?” Bu soruların tutacağı ışık, siyasal İslamın egemen sınıfı dinci entelijansiyayı (AKP liderliği, Diyanet personeli, tarikatları, vakıfları vb.), bunların beslendiği rant ekonomisinin sınıflarını aydınlatacaktır. 

“Birbiriyle dayanışma halinde olan, kendi işini kendi gören” bu sınıfın çıkarları, Türkiye kapitalizminin yabancı sermaye girişine bağlı birikim süreçlerinin sınırlarına dayanınca faiz-döviz politikası değişti, Berat Bey “kızağa” çekildi. 

Muhalefet, rejimi sıkıştırmak istiyorsa, bu “yapısal belirleyiciliklerin” kaynağı sosyal-kurumsal şekillenmeyi, çıkarlar zincirini doğrudan hedef almalıdır. 

***

2) Yukarıdaki tartışma, hızla artan dış borç, Boğaziçi öğrencilerinin direnişi, Gara fiyaskosu, HDP’yi kapatarak Kürtleri “siyaset alanının” tamamen dışına itme çabaları, rejimin projesinin tıkanmasıyla ilgilidir. Rejimin liderliği, tıkanıklığı kutuplaşmayı derinleştirerek aşmaya çalışıyor.

Bu noktada muhalefetin, rejimin tabanına hoş görünmeyi amaçlayan söylemlerin sonuç vermediğini artık anlaması gerekiyor. Gerçekten de ABD Duke Üniversitesi’ndeki “Kutuplaşma Laboratuvarı”nın araştırmaları ve deneylerinin bulguları, “kutuplaşmış ortamda tarafların, karşıtlarının savlarına kulaklarını kapattıklarını” gösteriyor. Laboratuvar, her iki taraftan deneklerin yarısına, karşıt savları okumaları için ekonomik teşvik sunduğunda dahi, para alarak karşıt savları okuyan Cumhuriyetçilerin daha da sağa, Demokratların daha sola kaydığı görülüyor. Laboratuvarın başkanı Prof. Bail, “İnsanlar karşıt siyasi görüşleri dikkatle irdelemiyor, aksine bunları kimliklerine yönelik saldırılar olarak algılıyorlar” diyor.

Rejimin toplumsal tabanında, refaha ve adalete ilişkin düş kırıklığı artarken (“Aksoy Araştırma’nın verilerine göre yurttaşların yüzde 83.8’inin, tarikatların kapatılması ya da sıkı denetlenmesi görüşünde olması” halkın bu mekânlarda yaşayan sınıfı tanımaya başladığını düşündürüyor) muhalefet bir çekim merkezi olabilir. Ancak önce kendi saflarını, bu safların “kültürel” özelliklerini ve özlemlerini belirginleştiren, pekiştiren bir söylemle inşa ederek güçlü ve inandırıcı bir varlık inşa etmeyi başarması gerekiyor.

***

3) Türkiye sol hareketinin geleneğinde, bir taraftan sınıf mücadelesini genel olarak ekonomik çıkarlara dayandırmak, kültürün maddiliğini yadsımak, “kültür savaşlarını”, esas mücadeleyi saptıran bir pratik olarak görme, diğer taraftan “kültürü” bugüne ilişkin bir “alan” olarak değerlendirme eğilimi egemendir. Halbuki, Latince kökenli, yetiştirme, büyütme anlamlarını kapsayan “kültür”, bugünden yarına uzanan, gelecek kuşakları şekillendiren bir sürece ilişkindir, din, gastronomi, bilim, sanat, cinsel, etnik davranış kalıpları, teorileri olmak üzere geniş bir alanı kaplar.

Nöroendokrinoloji uzmanı Prof. R. Sapolsky’nin (Behave: The Biology of Humans at Our Best and Worst, 2017) “şeylerle ilgili düşünce kalıplarının ve davranışsal tarzların bir sonraki kuşağa genetik olmayan yollardan aktarımı” tanımı, kültürün maddiliğini, bugünden yarına uzanma özelliğini, tüm karmaşıklığını kapsıyor. Böyle bakınca, “kültür savaşları”, “esas mücadeleyi” saptırmak bir yana, haklar ve özgürlükler alanını, adalete ve ahlaka ilişkin sorunları kapsayan bir bütünsellik sunuyor; ekonomik ve siyasi çelişkileri kucaklar, sınıflar arası hegemonya savaşlarının belirleyici “anını” oluşturuyor.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları