Kumarda Kaybetmeye Dair

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Reyhanlı’yı hedef alan insanlık dışı saldırıyı düşünürken, bugün Türkiye’yi yönetenlerin pek heveslendikleri imparatorluğun Filistin cephesinde savaşan ünlü bir komutanın acı sözleri aklıma geldi: Biz Mehmet’i kumarda kaybettik…
Bu hükümetin Ortadoğu politikasını bilgiden çok inanç/fantezi ve saplantı belirliyor.
“Stratejik Derinlik” başlıklı çalışmanın kuramsal cılızlığını, inanç/fantezi hanesinin ne kadar zengin olduğunu çok sayıda araştırmacı birçok kez gösterdi. Bu doktrine dayanan dış politika kendi amaçları bağlamında hiçbir somut başarı, ülkeyi Arap sermayesinin müşterisi durumuna getirmek dışında, üretemedi.
Bu yüzden bu hükümetin, bilgiye değil şansa, fanteziye güvenen dış politikası, Suriye’de rejim değişikliği saplantısı giderek bir kumara dönüştü. Bu kumarın faturası da giderek ağırlaşıyor: Ekonomik yükü ve getirdiği toplumsal gerginlikler açısından taşınamaz bir düzeye çıkan sığınmacılar, üç ay önce Cilvegözü kapısındaki patlamanın ardından, Reyhanlı katliamı...
Bu dış politikanın dayandığı yetersizlik, içerdiği kuruntular ise artık gözlerden saklanamıyor.
İçişleri Bakanı, El Muhaberat’ı rejim yanlısı bir örgüt sanıyor, katliamın, küçük, en garibi de yıllar önce imha edilmiş bir sol örgütün işi olduğuna inanmamızı istiyor. Hem de bomba yüklü araçların, El Nusra örgütünün denetimindeki bölgeden giriş yaptığına ilişkin bulgulara karşın.
Dışişleri Bakanı da ABD-Rusya arasında şekillenmekte olan Suriye planının, Erdoğan’ın (aslında kendisinin) ürettiği bir formüle dayandığına inanıyor. Hem de bu yeni plan Türkiye’nin Suriye yaklaşımının iflasını açıkta ilan etmesine karşın...
En korkutucu olanı da şu:
Ortadoğu, AKP liderliğinin kafasındaki fantezileri,
Davutoğlu’nun kuruntularını çok aşan, son derecede karmaşık bir siyasi, kültürel coğrafya. Başbakan’ın, ABD gezisine hazırlanırken medyada rastlanan birkaç yorum ve habere bakmak yeterli...
Esad rejimine karşı oluşan Sünni blok Türkiye ve Katar ile Suudi Arabistan ve Körfez Emirlikleri arasında ikiye bölünmüş durumda. İsrail Suriye’de kimi silah depolarını vurdu. Ancak Suriye’de dinci muhalefetin komutanlarından biri, silahları biz almak üzereydik, Suriye Esad’a yardımcı olmak için vurdu diyor ve ekliyor. Esad savaşı kaybetti; biz Hizbullah, İran ve İsrail’e karşı savaşıyoruz. Bu sırada Washington Post, Esad rejiminin, yeni bir canlılık sergileyerek savaşı kazanmaya başladığını aktarıyor.
ABD-Türkiye ilişkilerinin kesiştiği yerde yazan Prof.
Barkey, Al Monitor’da, Obama’nın, Erdoğan’a Suriye, Kuzey Irak, Irak’ın toprak bütünlüğü konularında nasıl “ayar” vereceğini anlatıyor. Aynı gün The National’da yayımlanan bir başka yazısında, Barkey, Türkiye’nin, Suriye’de güvenlikli bölge oluşturma konusunda bölgesel güçlere fiilen önderlik etmesi gerektiğini savunuyor. Der Spiegel ise “Uzmanlar bir Suriye macerasına karşı uyarıyorlar” başlıklı yazısında, Alman Uluslararası Güvenlik İşeri Enstitüsü’nden (SWP), Markus Kain’in “anlamlı bir güvenlik koridoru oluşturmak için, havadan korunması gereken 40.000-50.000 arası asker gerekiyor” saptamasını aktarıyor.
Bu karmaşıklık içinde, insan yaşamıyla oynanan kumarda,
acımasız sorularla, etik pusulasını kaybetmiş cevaplara da çok sık rastlıyoruz.
Örneğin,
“İsrail’e vuramayan, Reyhanlı’ya niçin vurur?” başlıklı bir yoruma göre, “Reyhanlı’daki patlamaları ve şimdiye dek herhangi bir benzeri olayda görülmemiş yükseklikteki can kaybını, Ortadoğu politikasında etkili bir aktör’ olmanın ‘kaçınılmaz maliyetlerinden biri’ olarak görmek gerekiyor”. Bu saptamayı “Böyle bir maliyetten uzak kalmak için, Türkiye’nin Suriye’de olan bitenlerden uzak durması gerekmez miydi” sorusu izliyor. Bu soruya “Türkiye’nin ulaştığı gelişme düzeyi ve uluslararası sistemin içine girdiği kalıp, Ortadoğu’da ‘etkili bir aktör’ olmaktan öteye ona bir şans tanımıyordu” Saptamasıyla cevap veriliyor.
Böylece insanların yaşamı, maliyet unsuruna, kumar fişlerine indirgeniyor. İnsanlara bu acıları yaşatan politikaların, seçeneklerin de, Türkiye’nin konumunun bir sonucu olduğu itiraf ediliyor. Bu rezil konumun da bir
“kaçınılmazlık” olarak kabul edilmesi bekleniyor.
AKP Türkiyesi’nin geldiği noktada,
acımasızlık ve ahlaki çürüme dudak uçuklatıyor...

\n

Yazarın Son Yazıları

Weimar Amerika 3 Aralık 2020
Trump dersleri - II 26 Kasım 2020
Rejim ve realite 29 Ekim 2020