Muhteşem mayıs - haziran günleri

03 Haziran 2021 Perşembe

Gezi “olayı”, yalnızca ülkenin değil, dünyanın tarihinde de derin bir iz bıraktı. Olay üzerine ilk yazımda (03.06.2013) vurguladığım gibi Muhteşem Gezi Direnişi, “Üç Muhteşem Gün” olarak betimlenen “Temmuz Devrimini” anımsatıyordu. “Üç Muhteşem Gün”, 1830 Temmuzu’nda, Fransız Devrimi’nden sonra krallığı restore etmeye çalışan Bourbon rejimini yıkamadı ama rejim de bir daha asla istikrar kazanamadı. Gezi’den sonra siyasal İslamın AKP rejimi krizden krize koştu, ülke “süreç olarak faşizm” tüneline girdi. Ancak, Gezi olayına en “anlamlı” tepkiyi rejimin verdiği söylenebilir.

Bir ‘olay’ olarak ‘Gezi Direnişi’

“Olay”ın üç özelliği vardır. Hiç beklenmedik bir anda patlak verir. O “olay”a kadar çizgisel, yeknesak biçimde akan zaman, “kırılarak” oluşan yeni olasılıklarla “ebedi” (eternal) bir boyut kazanır. Nihayet “olay”, katılanlara “olay” başlarken sahip olmadıkları bir bilinç, bir ahlak ilkesi sunar. “Olay”ın yarattığı özne, bu ahlak ilkesini evrenselleştirmek için mücadele etmeye kararlı birey, örgüt, topluluktur. Bu anlamda “olay” katılanları değiştirir: “Olay” biter izi kalır.

Bir “olayı” konuşurken “yenilgi - başarı” ikilemlerinin dışına çıkmak, bıraktığı izleri, ortaya koyduğu hakikati, bunun ahlakını ve insanını anlamaya çalışmak gerekir. Örneğin, Gezi “olay”ı boyunca korku sınırı aşıldı, rejimin gücünün sınırları ortaya çıktı. İktidarın sinirli sesleri, tutarsız açıklamaları kahkahalarla karşılandı. Güç göstermeye çalışanlar gülünç duruma düştüklerini gördüler. Verili aidiyetler ikinci plana düştü, “düşman” bayraklar iktidara karşı birlikte havaya kalktı, farklı dünyalar paylaşıldı, paylaşılamayanların varlığı korundu, nefret yok oldu; yeni diyaloglar, yeni fikirler, olasılıklar oluştu. Mallar ürünlere dönüştü, değişim değeri yerini kullanım değerine, tüketim yerini ortaklaşa kullanıma bıraktı. Bilenler, bilme imtiyazını bir kenara bırakıp dinleme, öğrenme olanağını kullanma şansına sahip oldular. “Ben”, “biz” oldu. “Olay” sırasında “yaşam” en azından bir süre için bir KARNAVAL oldu; aslında nasıl olması gerektiğini katılanlara gösterdi. “Olay” katılanları bıraktığı izlerle değiştirdi, yeniledi. 

Üç tavır

Bir “olay”ın arkasından ortaya her zaman üç tavır çıkıyor (24. 06.2013). Birincisi, olayın öznesinin tavrıdır. O, “olay”ı, sonuçlarıyla (hakikati ve ahlakıyla) benimser; “olay”a sadakatini beyan eder, izlerini korumaya, ahlakını evrenselleştirmeye çabalar. İkincisi, kendi konumunu koruyabilmek için yaşananları sıradanlaştırmaya, “olay”ı görmezden gelerek izlerini değersizleştirmeye çalışan inkârcı yaklaşımdır. Üçüncüsü, reaksiyoner tavırdır. Bu tavır “olay”ın, yarattığı hakikatin ve öznesinin kendisi için yaşamsal bir tehdit oluşturduğunu görür. “Olay”ın izlerini silmek için fiziki ve simgesel şiddetle tepki gösterir. Bu reaksiyoner tavır, inkârcı tavrın tepkilerinden, özellikle simgesel şiddet uygularken yararlanır.

Olay ve rejim

“Olay”la birlikte rejimin ülkeyi, toplumun, dünyanın rızasını alarak yönetmeyi “başardığı” o “cennet” günleri geride kaldı. Polisin, Gezi Parkı’na acımasızca saldırdığı sabah, rejim o cennetten kovuldu. Siyasal İslam, kendini “ebet müddet iktidar” sanmaya başlamıştı ki realitesi ortasından çatlayıverdi. Toplumun yarısı onun hegemonyasının dışındaydı ve dışında kalmaya devam edecekti. Bu çok sert bir travmaydı, bugüne kadar da siyasal İslamın anlamlar sisteminde eritilerek aşılamadı. Bu anlamda Gezi “olay”ı en derin izi rejim üzerinde bıraktı. “Olay” karşısında, en kalıcı, sistemli tepkileri rejim geliştirdi; o gün bugün Gezi korkusuyla yaşıyor ve izlerini silmek için çabalıyor.

Buna karşılık, “olay”ın öznesi kalıcı biçimler geliştiremedi. Türkiye sol hareketi, Gezi’den kendini geliştirecek, değiştirecek, yeni mevziler kazanacak dersleri çıkaramadı; diğer bir deyişle “olay”dan öğrenemedi. “Örgütlü müydü?”, “Planı programı var mıydı?” gibi tartışmalar içinde bu tarihi fırsatı değerlendiremedi. Sanırım burada da bir başka ve hâlâ aşılamayan travma var: Rejimi hedef alan ilk büyük kitlesel patlama karşısındaki iktidarsızlığın travması...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Evet, umut var 22 Temmuz 2021