Erinç Yeldan

Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji için

30 Aralık 2015 Çarşamba

İnsanlık tarihinin milattan önce 50.000 civarında başladığı tahmin ediliyor. Homo sapiens’in evrimi ise gezegenin üzerinde canlı yaşamının başlangıcını da hesaba katarsak 3 milyar yıldan beri sürüyor. İnsan evrimine ilişkin ilk kayıtlar, 2002’de Çad’da bulunan fosillerden bildiğimiz gibi 7 milyon yıl öncesine dayanıyor. Arkeologların homo ergaster dediği ilk insan benzeri türler bundan 2 milyon yıl sonra ortaya çıktı. Bizim doğrudan atamız homo sapiens’in evrimi milattan önce 130.000 yılına gidiyor.
Milattan önce 20.000’li yıllarda son buzul çağı geride kaldı, yepyeni bitkiler ve hayvan türleri ortaya çıktı. Bu dönemden sonra insanlık tarihinde yeni sıçramalar gerçekleşti: MÖ 8.000 yıllarında gerçekleşen tarım devrimi ve 15 ile 16. yüzyıllarda Yeni Dünya’nın keşfi ile Amerika kıtasının kolonizasyonu dönemlerinde olduğu gibi... Ama yine de, kökeni önce feodal dinamiklere, sonra da 13. yüzyıl boyunca gerçekleşen uzun ticaret dönemine giden sanayi devrimi başlayana kadar, insanlık tarihinin büyük bölümünde insanlar ancak geçimlik koşullarda yaşadılar. “Uzun”  13. yüzyıl ticaret dönemi ve 16. yüzyıl sanayi öncesi birikim döneminin başını çektiği teknolojik yenilik atılımları ve büyük devletlerin oluşumu 1820’ler civarında ekonomik büyümede bir patlamaya neden oldu.
1820’yi izleyen yıllarda bizlere zenginlik ve çeşitlilik sunan bir tarih var. Ama bu konjonktürde atlanmaması gereken önemli soru şudur: “Sanayi devrimi niçin Avrupa’da gerçekleşti?” (özellikle de İngiltere’de); ve “Niçin 18. yüzyılın sonlarında?”
Kolaycı bir yanıt, sanayi devrimi öncesinde teknoloji ve bilimsel bilginin olması gerektiği ve bunların da o dönemde yalnızca Avrupa’da bulunduğu savı şeklindedir. Avrupa, 16. yüzyılda başlayan Rönesansı izleyen dönemlerde önemli icatlarla büyük atılım yapmıştı. Charles van Doren Rönesans’ın bir doğum tarihi varsa onun 20 Temmuz 1304 olduğunu söylüyor; yani, ömrünü klasik uygarlıkların canlandırılmasına ve çevirisine adamış Francesko Petrarch’ın doğum tarihi. Petrarch’ın çabaları, bir dizi öykü ve felsefi deneme içeren Decameron’un yazarı Giovanni Boccaccio ile karşılaşmasıyla doruğuna ulaşmış ve birlikte bilimsel araştırma ve bilimsel yöntemi temellendirmişlerdi.
Yine de bu Avrupa merkezli “bilimsel bilgi sanayi devrimine yol açtı” şeklindeki savın ciddi açıkları bulunmaktadır. Birincisi, niye daha erken bir zamanda, Yunan uygarlığında ya da Roma İmparatorluğu’nun zirve yaptığı dönemde değil de 18. yüzyılın sonunda gerçekleşti? İkincisi, bu sav Çin’in bilim ve teknoloji alanında açık ara önde olduğu 4. ya da 5. yüzyılda niçin bir sanayi devrimine tanık olmadığımız konusunda bütünüyle sessiz kalıyor. Çinliler Avrupa’dan 1000 yıl önce kâğıdı icat etmişti. Çinli çiftçiler karmaşık tarım aletleri kullanıyor, gemileri gelişmiş hidrolik enerji tekniklerinden yararlanarak nehirlerde yüzüyordu. Ortaçağ Avrupa’sındaki cesur şövalyelerin rüyalarını süsleyen üzengi ve gem veya gübre, veterinerlik ilaçları ve çeşitli bitkiler Çin’de MÖ 250’den beri kullanılıyordu.
Araplar da ilk bin yıl civarında bilimde ve bilgide önde gidiyordu. İleride oldukları alanlar cebir (bu sözcük Arapça el-cebr’den gelir ve Harezmi’nin MS 825’te yazdığı kitabın adında bulunur) ve astronomi idi. Babilliler ‘0’ı MÖ 350 gibi erken bir tarihte icat etmişler ve onluk sayı düzenine giden yolu açmışlardı. Ama 1187 civarında, Selahattin’in yönetiminin en güçlü zamanında, yani üçüncü haçlı seferinin yenilgiye uğratılıp Kudüs’ün tekrar alınmasından sonra İslam toplumlarının bilgi önderliği ansızın durmuştur. Çinlilerin bilimsel gelişimi de 1400’e kadar hızını kaybetmişti, Avrupa’daysa bilimsel araştırma ve akılcı bir düşünce sistemi için çoğulcu bir ortam oluşmaya başlıyordu.
Çin’de 1400 yıllarında, İslami toplumlarda 1187’den sonra olmayıp da Avrupa’da olan şey neydi? Kanımca sorunun tek ve açık bir yanıtı var:
Akılcı düşüncenin bağımsızlığının yerleşmiş olması, bilimsel kuşkuya uygun hareket etmek, bilimsel araştırmada kılavuz olarak bilimsel yöntem dışında hiçbir şeyi kabul etmemek.
Gazetemizin 1501 sayılık eki Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji, Mustafa Kemal’in “Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır...” sözlerini anımsatırken bu gerçeğin altını çizmekteydi.
CBT’yi yeniden yayında görmeyi diliyoruz...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları