Suriye, Cennet, Cehennem

27 Mayıs 2013 Pazartesi

Daha 4-5 yıl öncesinde Türkiye ve Suriye tarihlerindeki en mutlu günleri yaşıyorlardı;

\n

- Ankara ve Şam hükümetleri ortak toplantılar yaparak işbirliği politikalarını birlikte belirliyorlardı.
- Vizeler kalkmış, iki taraftaki insanlar Fransa’dan Almanya’ya gider gibi geçiyorlardı.
Türkiye ve Suriye iş çevreleri çok mutluydular, her iki taraf da birlikte kazanıyorlardı.
- Türk şirketleri her alanda Suriye’de yatırımlara girişmişlerdi. Oteller yapılıyor, fabrikalar açılıyordu.
- Hele Adana-Gaziantep eksenindeki büyük nüfus hükümete dua ediyordu. Sınırın her iki tarafındaki insanlar bayram ediyorlardı. Sünnisi, Alevisi, Süryanisi, Ortodoksu, Ermenisi herkes mutluydu.
- Türkiye Suriye ilişkileri dünyayı kıskandıracak boyutlarda güzeldi. Öyle ya 700 kilometrelik Suriye sınırımız Türkiye’nin sadece Suriye’ye değil, Ortadoğu’ya açılan dev bir kapısı konumundaydı.

\n

Destek verdim

\n

O yıllarda Suriye ile Türkiye’nin ilişkilerinin geliştirilmesindeki girişimleri dolayısıyla Ankara hükümetine destek vermiştim. Nedenleri çok açıktı;
1) İktisadi olarak her iki ülkenin de büyük kazançlar sağladığı bir ortam hükümetin girişimleriyle sağlanmıştı.
2) Afganistan’dan Arap dünyasına,
“bölge ülkelerinin çoğu iç savaşlar ve terörle cebelleşirken Ankara ve Şam hükümetleri kaos içindeki bölgeye örnek olacak bir barış ve işbirliğine girmişlerdi.”
3) Suriye de Batı (ve dünya) ile ilişkilerini Türkiye üzerinden yürütmeye başladı. Bu da önemli bir gelişmeydi.

\n

Bugünkü maliyetler

\n

Bu güllük gülistanlık ortam neden birden bire tersine döndürüldü; Erdoğan hükümeti başarılı Suriye politikasını neden değiştirdi?
- Birileri, bu bölgedeki ülkelerin kendi aralarındaki ilişkileri geliştirmelerinden rahatsız mı olmuşlardı?
- Türkiye Suriye ilişkilerinin her iki ülke halklarının lehine gelişmesi bazı küresel planlara ters mi düşüyordu?
Turgut Özal da bir bakıma benzer sorunlarla yüz yüze gelmedi mi? Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleriyle ilişkilerinin, bir bölgesel işbirliği ortamı yaratacak biçimde gelişmeye başlaması, onun iktidardan uzaklaştırılmasına yol açmadı mı?
Daha da büyük oynamak isteyen
Erbakan’ın başına gelenler ise herkesin malumudur.
Aslında bu kural tarih boyunca hiç değişmemiştir.
“Avrupalı” bir İngiltere bile “Kıta Avrupası’nın kendi içinde bütünleşmesini önlemek için AB’ye hep karşı çıkmadı mı?”
Bir mucize olsa diyorum; Sayın
Tayyip Erdoğan, Esed’i boş verip Esad’la yeniden işbirliğine gitmiş olsa bölgemiz acaba nasıl etkilenirdi?
Olmaz olmaz demeyin; Washington biraz yumuşama ve gevşeme durumuna kayıyor;
Obama, Putin’e rağmen askeri bir girişimde bulunmak istemiyor.” Çünkü Asya-Pasifik’te yeni dengeler oluşuyor. Öncelik oraya kayıyor.
Ş.İ.Ö’nün (ve Çin) de İran’ın yanında duracağını varsayarsak Esed’e tekrar Esad demek zorunda kalabiliriz.

\n

Büyük bedel

\n

700 km’lik Suriye sınırımız bugün iktisadi olarak kan ağlıyor. Ekonomik olarak çökmüş, sosyal olarak kaos yaşıyor. İnsanlar ölüyor, bölgeden kaçıyor. Radikal İslamcılar tırmanışa geçmiş durumdalar. Göz gözü görmüyor, kan gövdeyi götürüyor.
Artık ne Ankara, ne ABD ve ne de Brüksel durumdan hoşnut değiller. Çünkü fatura herkese birlikte çıkmaya başladı.
Güllük gülistanlık Türkiye-Suriye ilişkilerinden bugüne nasıl geldik? Kendi bindiğimiz dalı kesmedik mi?

\n

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları