Dedemden rahat yok ki!

11 Ağustos 2021 Çarşamba

Geçenlerde bir açık hava konserinde, yanımda 12-13 yaşlarında bir delikanlı ile dedesi oturuyordu. Dede oturur oturmaz delikanlıya konser dinleme adabına ilişkin kuralları anlatmaya başladı: “Bak, şimdi yerine oturunca, ilk iş elindeki programı incelersin. Çalınacak yapıtlara göre sahneye önce orkestra üyeleri çıkacaktır. Ardından solist ve şef yerlerini alırlar. Şef önce orkestranın sahibine, yani başkemancıya, sonra da soliste bakar ve hazır olduklarını anladığında müziği başlatır.”

Delikanlının avcunda cep telefonu, bir gözü onda, bir kulağı da dedesinin her söylediğini dinler gibi görünüyor. Şef ve orkestra sahnedeki yerlerini aldılar. Yanımdaki delikanlı, solist sahneye çıkınca cep telefonundan resim çekmeye davrandı. Onun gibi nice dinleyici de aynı şekilde, parlayan flaşlarla resim çekenler ve o görüntü kaydını anında birilerine gönderenler gırla gidiyordu! Dede, hemen toruna eğilip “Sakın ha, bir daha böyle resim çekme, sanatçının gözüne ışık patlatıyorsun, bütün konsantrasyonu bozulacak!” diyor. 

Oğlan ise hemen itiraz ediyor: “Ama dede bir etrafa bak, herkes çekiyor, kayıt bile yapıyorlar.” 

Dede çok disiplinli, hatta sert bir sesle:

“Benim torunum onlardan birisi olamaz. Kapat o telefonu derhal!”

Derken ilk yarıdaki yapıtlar çalınıyor ve antrakt oluyor. Dede, dostlarını görmeye gidiyor. Delikanlı da hemen telefonuna davranıp mesajlarını okumaya ve ilk çektiği görüntüleri yollamaya başlıyor. 

MOZART’IN BİLMEM KAÇINCI SENFONİSİ

Bu kez de ben sorgulamaya alıyorum zavallı çocuğu: 

“Beğendin mi konseri?” 

“Evet, ama dedemden rahat yok ki!”

“Seni konuşturuyor mu?”

“Tam tersi, susturuyor! Bir sürü kural koyuyor, onları öğrenmemi istiyor. Benim kendi arkadaşlarımla gittiğim konserlerde her şey serbesttir. Ne o, klasik müzik farklıymış, sessiz dinlenirmiş, telefon da sessizde filan değil, toptan kapalı olacakmış. Şimdi de tembihledi: ‘Sakın antrakta yine telefonu açma, oturup program notlarından konserin ikinci yarısında çalınacak eserlerin açıklamasını oku’ dedi. Mozart’ın bilmem kaçıncı senfonisini dinleyecekmişiz: Adam gencecik yaşında ölmüş. O kısacık ömründe 600 eser bestelemiş. Bunları bilmeliymişim.” Delikanlı böylesine içini dökerken birkaç sıra arkada oturan bir arkadaşı seslendi ve fırlayıp onun yanına gitti. Kim bilir nasıl dert yanmıştır ona!

Hepimiz biliriz, klasik müziği elden geldiğince küçük yaşlarda çocuklara sevdirmek zor yollardan geçer. Hatta nicedir anne karnındaki bebeklere sürekli müzik dinletiyorlar. Kulağın müziği tanıması, müziği depolaması güzel bir şey. Aslında bu delikanlı da biraz dedesinin dediklerini uygulasa belki de zevk alacak.

Konser bittiğinde bir de baktım benim delikanlı komşum ayağa fırlamış, kuvvetle alkışlıyor. Hatta parmaklarını ağzına götürüp ıslık çalıyor. Dedesi yine müdahale ediyor: “Oğlum açık hava sinemasında mıyız, bu ıslık da ne böyle, çok ayıp!” Delikanlı ise artık konser bitti ya, bu işkencenin sonuna geldim diye mi bu denli havalarda uçuyor yoksa sahneden ona müziği aktaranları gerçekten takdir mi ediyor? 

Belki de bu Mozart’ın başarısıdır: Kim bilir belki de gizlice, onunla anlaşacağı ortak bir dil fısıldamıştır kulağına. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Fazıl Say ve J.S. Bach 15 Eylül 2021