Müzik dünyamızdan yıldızlar kaydı

09 Haziran 2021 Çarşamba

Geçen hafta müzik dünyamız çok değerli üç emekçisini yitirdi: Hasan Saltık’ın ardından Prof. Leyla Pınar’ı ve hemen onun ardından da tenor Ender Arıman’ı yitirdik. Her birisi sanat dünyamıza hizmet etmiş, onca insanın hayatına dokunmuş, kendi alanlarında Türkiye’de müzik sanatının gelişmesine yol açmış kişilerdi.

Hasan Saltık’ın adını ilk kez, 1998’de kemancı Cihat Aşkın’ın “Minyatürler” CD’sinin prodüktörü olarak duymuştum. Sonra müzik dünyamıza hizmetlerini izledim. Müziğin her dalında ürettiği CD’lerle Unkapanı piyasasına yepyeni bir soluk getirdi. 1964’te Tunceli Hozat’ta dünyaya gelmiş, ilköğrenimini orada tamamlamış, ortaokulu İstanbul’da okumuştu. Konservatuvarda bir süre obua eğitimi almış, sonra yeğeninin plak şirketinde çalışmış ve 1992 yılında “Kalan Müzik” şirketini kurmuştu. Son derece çok yönlü bir arşiv oluşturdu: Unutulmaya yüz tutmuş kayıtları koleksiyonculardan ve eski müzisyen ailelerinden topladı. Çeşitli yörelerin ulusal ve uluslararası arşivlerinde saklanmış müzik örneklerini kendi dillerinde içeren albümler yayımladı. Hasan Saltık bir başarı örneği, hatta çok yönlü bir müzik misyoneri olarak anılacak.

Bu hafta müzik dünyamız tenor Ender Arıman’ı da yitirdi. 1940’ta doğmuş, Ankara Devlet Konservatuvarı Şan Bölümü’nü bitirmişti. Onu ilk kez 1986’da Madam Butterfly’daki Pinkerton rolünde Zehra Yıldız ile birlikte izlemiştim. Sonra Uçan Hollandalı’da Eric rolünü oynuyordu, yine Zehra’nın Sentası eşliğinde. Sonra da onu Demiriş’in “Karyağdı Hatun” operasında izledik. Onu eski İtalyan tenorları gibi “bel canto” ses rengiyle hatırlayacağız.

LEYLA PINAR, ÇOK DONANIMLI BİR MÜZİK BİLGİNİYDİ

Geçen hafta kansere yenik düşen sevgili Leyla Pınar (1944), araştırmacı, klavsenci, org sanatçısı, müzikolog olarak çok yönlü, çok değerli bir kimliğe sahipti. Bir İstanbul hanımefendisiydi. Ülkemizde dikkat çekmeyen “Barok Dönem” müziğini canlandırmıştı. İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda, Padova’da Cesare Pollini Konservatuvarı’nda, Poitiers Üniversitesi’nde, Sorbonne Ecole des Hautes Etudes’te ve Ecole Normale de Musique’te müzikoloji, org ve klavsen eğitimi almıştı. 

Org ve klavsen gibi ülkemizde eğitimi olmayan tuşlu çalgılarda uzmanlaşmasıyla çok özel bir yere sahip oldu. Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall konserlerimizde onunla birkaç proje yapmıştık. Kiminde org, kiminde klavsen çalmış, 16. yüzyıldan dramatik yapıtlar sahnelemişti. Onunla yaptığımız söyleşilerde çalgıların tarihini çok iyi bilen bir sanatçı olarak klavseni şöyle anlatmıştı: 

“Bugün hâlâ yaşayan ud, kanun gibi bir çalgı, geleneksel müziğin seslerini veriyor. Bir yerde de klasik ve çağdaş müziğin çalgısı. Ben Tatyos Efendi’nin saz semaisini kulağımda kalan geleneksel tını ile bu çalgıya uyarladım. Kanun yerine klavsen de aynı tadı veriyor. Öte yandan çağdaş Türk bestecilerinden Ekrem Zeki Ün, Cenan Akın ve İlhan Usmanbaş’ın klavsen parçalarını da folklorumuzun bugünkü teknikle senteze ulaşmasının örneği olarak çalıyorum.” 

Haliç Üniversitesi Konservatuvarı’nda öğretim üyesiydi. Öğrencileri böylesi zengin birikime sahip olan bir hocayla çalışmış olmaktan kıvanç duyuyordur. Leyla’yı hep nazlı sesi ve bir İstanbul hanımefendisinin kibar edasıyla belleğimizde saklayacağız.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları