Feyzi Açıkalın

Ankara ne ara Wuhan oldu?

06 Eylül 2020 Pazar

1970’lerin pansiyon turizmciliğinin en önemli konukları Ankaralılardı. Belki de Ankara’nın, İstanbul’dan farklı olarak bir “memur kenti” olarak adlandırılması bu konuda önemli rol oynamıştır.

Kamuda çalıştıkları için sınırlı aralıkta izin kullanmak zorunda kalışları ve bu süreye bağlı olarak dinlencelerini değerlendirmek istemeleri, tatil alışkanlıklarını belirlemiş olmalıdır.

Gerçek üstü zamanların yaşandığı günümüzde, tatil beldelerini bu yaz yine Ankara plakalı araçlar doldurmuştu. Ama içlerindeki insan profili farklıydı.

40-50 yıl önceki mütevazı araçlarıyla çekirdek aile olarak gelen Ankaralıların yerine, bu kez dört genç erkekten oluşan guruplarla seyahat etmekteydiler.

Genellikle babanın kullandığı, ailenin genç kızının somurtarak arka sağ pencereden boşluğa baktığı arabalar yerine, şimdi dört genç erkeğin doluştuğu modifiye araçlar şehirleri doldurmaktaydı.

Sonuna kadar açılmış arabesk müzik çalan arabalarıyla tatil beldelerini sanki tarumar etmeye gelmişlerdi. Şehrin düzenini her anlamda bozarak, o beldeyi tüketerek Ankara’ya döndüler… Anlattıklarım Kurban Bayramı sırasındaydı.

Sonrasını biliyoruz, Sağlık Bakanı Koca Ankara’yı neredeyse Wuhan ilan etti. Ankara, İç Anadolu’daki COVID-19 vakalarının artışının merkezi olmakla beraber, yaşayanlarının akın ettiği tatil beldelerini de etkilemişti.

Ankara, İstanbul gibi çökmüş imparatorlukların kalıntısı üstüne oturan, onların mirasını yiyen bir metropol değil. Aksine çok kısa bir zaman diliminde, yeni kurulan bir cumhuriyete yataklık yapmış, onun gerekleri doğrultusunda şekil bulmuş bir şehir.

Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim merkezi olmuş, kendi burjuvasını oluşturmuş bir şehir. İşte, Atatürk ve onun kurduğu cumhuriyete düşman olanlar ellerine fırsat geçtiğinde bu yüzden Ankara’yı dönüştürmekle bu işe başlamışlar. Onun için Melih Gökçek denen bir adam 23 yıl bu görevi üstlenmiş.

Ankara, büyük düşlerin kurulduğu ve bu yüzden göç alınan bir metropol olmamış. Aksine, hemen çevresindeki İç Anadolu yerleşimlerinden hısımların çağrılıp, sisteme entegre edilerek “çoğaltıldığı” bir kent olmuş.

Şehre çok kısa bir süreliğine egemen olan cumhuriyet bürokrasisi ve şehir seçkinleri, zaman içinde kendilerine güvenlikli bölgeler oluşturarak şehir merkezini yeni gelenlere bırakmış.

Göç edenler kırsal yaşam geleneğini şehre taşımışlar. Ama kırsaldaki kendine yeterli üretim şeklini terk ederek, emek yoğun çalışan niteliksiz iş gücüne dönüşmüşler. İçindeki yer aldıkları yeni sınıfın, AKP propaganda aygıtının yönlendirmesiyle itildiği konum gereği gittikçe hırçınlaşmışlar.

Nasıl, kendine ait hissetmediği halde gittiği tatil beldesinde, sözde kendini özgür hissetme adına kuralsızlığı hakim kılmaları istendiyse, COVID-19 salgını karşısında da aynı tavrı sergilemişler. Kökü dışarıda olan bir düşmana, salgına karşı en iyi savunmanın onu hiçe sayarak yapılacağını var saymışlar.

Sağlık Bakanı Koca’nın aforizmalarla süslü önlem çağrılarını kanıksayan, önemsemeyen Ankaralı, Avrupa’dan gelen hısımlarının Eurolarıyla yapılan düğüne katıldıklarının ertesi günü Akdenizi fethetmeye çıkmışlar.

Kendisine yabancı gördüğü her şeyi önce reddeden, sonra da yenisini, yerine koyamıyorsa bozmayı deneyenler ne yazık ki bu kez baltayı taşa vurdular. Hala içine düştükleri felaketi anladığını zannetmediğim yeni İç Anadolular, binlerce yıl öncesi uygarlıklar kurmuş atalarını utandırarak bu yüzden ölmeye yatıyorlar…


Yazarın Son Yazıları

Harç mı haraç mı? 24 Eylül 2020
Hilafette turizm 21 Temmuz 2020