Feyzi Açıkalın

Yeni Türkiye’de hırsızlık

23 Nisan 2021 Cuma

Polis aracına bindirilmekte olan zanlıya adliye muhabirleri, “Neden çaldınız 40 bin lirayı?” diye soruyorlar. Adam, “Çalmadım, benim güzel abim ya” diye yanıtlıyor. Gazeteciler üsteleyince oturduğu yerden, “Abi ülkemiz değişti, Türkiye’miz çok büyük. Sizin bildiğiniz eski Türkiye değil artık!” diye yakınıyor.

Görüntü aynen böyle… Zanlının dediği gibi, hırsızlık eylemi de Yeni Türkiye’de boyut değiştirdi. “İhtiyaca binaen” çalma işlemi artık geride kaldı. Dünyanın en eski ikinci mesleği, Yeni Türkiye’de bir “meydan okumaya”, dahası “güç gösterisine” dönüştü.

Gerçi, hırsızlığın meşrebinde bunlar yine vardı. Biz, “hırlı” geçinenler bir oranda hırsızlığı tatmışızdır. Hırsızlık mağdurlarına ne hissettiği sorulduğunda, dillendirilen ortak duygu “iğfal edilme” şekildedir. Bu doğrudur.

Başına gelenler bilir; hırsız girdiği evdeki buzdolabını karıştırır, yediklerini ortaya saçar. Ebeveyn yatağında uyur. Dahası, giderken salonun ortasına kakasını yapar. Bu bir tür iz bırakmadır. Kanunun kendisini korumakta olduğunu bilerek bu kadar pervasızca davranır. Hatta o eve tekrar girer.

İster insanın en özeline, evine girilsin; isterse bankadaki parası çalınsın ya da ülkenin ortak bir değeri yok olsun, ortada bir tecavüz eylemi vardır. Bir yağma söz konusudur. Dünyanın en eski ve ilkel dürtüsü olan yağma, bir intikam aracı olarak da kullanılır. Tıpkı Irak savaşında Amerikan askerlerinin müzeleri talan ettikleri; tıpki IŞİD ahlaksızlarının Ezidi kadınlarını iğfali gibi. Ya da bir müteahhidin yıllar önceki sözleri…

Yeni Türkiye’deki hırsızlık binlerce yıllık gelenekten şu şekilde ayrılıyor: “Hırsızlık artık ülkemizde bir hak ediş olarak tanımlanıp, neredeyse yasallaştırılmaya çalışılıyor. Hayatın işleyişindeki bir vazgeçilmez, bir normal değer olarak işleniyor.”

Hak konusu iki türlü değerlendiriliyor olmalı. Birincisinde bir hizmeti esas alıyorlardır. Hırsızlık bir tür “komisyon”, “hizmet bedelidir” artık. İkincisinde yani küçük çaplı olanında, yine bir tür sosyal adaleti sağlamaya yönelik “yol veriş”, “göz yumuş” vardır. Bunun kamunun yüksek yararı adına yapıldığı söylenir. Oysa sergilenmekte olan, çıkarları korunan bir sosyal sınıfın, bir inanışın rakip görülenlere, kin güdülenlere karşı kollanışıdır.

Hırsızlık bir normalite olarak toplumda algılanmaya başladığında artık işler kolaylaşmıştır. Halk her anlamdaki talana, yağmaya, yolsuzluğa katılmazsa bu savaşımda eksikli kalacağını varsayar. Geri kalmamak için gramajı eksik tartar; ormanı talan eder; eski eser kaçakçılığı yapar; zehirli tarım ürünü satar; rüşvet alır verir; emek sömürüsü yapar; sevdiğini aldatır.

En kötüsü, kendi çıkarını kollama adına “hırsızlığı görmemezlikten gelir”. Ve böylece bir “saygın” değil ama “geçerli” kişi olarak, hırsızların, içinde yer aldığı toplumda güç kazanmasını sağlar. Gider, bir de ona tapar…


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları