Balıkçının İtirazı

24 Ağustos 2014 Pazar

“Cumhuriyet ve laiklik tehlikede” klişesini daha doğru ve daha devrimci bir cümleyle değiştirme zamanı geldi. O da şöyledir: Artık tehlikeden söz edemeyiz; değiştirilmesi gerekenin içindeyiz. Bu cümlede devrimci olan, varlığımız, özümüz ile yaşadığımız, içinde var olmaya çalıştığımız hayat arasındaki çelişkinin en keskin noktasına doğru tırmandığımız gerçeğinin anlaşılmasıdır. Eğer toplumun önemli bir kesimi, siz, onları yoksullar, onların durumunu kavrama becerisi gösteren aydınlar olarak da adlandırabilirsiniz, tüm anlamlarıyla yaşam koşullarından memnun değillerse, varlıklarıyla yaşadıkları hayatı uyumlu hale getirmek için harekete geçme zamanı da yaklaşıyor demektir. Ama bu aynı zamanda zorlukların, daha önce kendini göstermemiş çilelerin de yaklaşması anlamına gelir.

***

Size, sürekli hatırlanan, değerlendirmeleri, tahlilleri, analizleri, şaşırtıcı öngörüleri ile yaşayan, sakallı teori ve eylem adamından hiç eskimeyen, çağdaş bir örnek vermeme izin verin. Alman İdeolojisi’nde şöyle der sakallı: “Balığın ‘özü’ onun ‘varlığı’dır, sudur. Nehir balığının ‘özü’ bir nehrin suyudur. Ama bu su, o nehir sanayinin emrine girince, boyalarla başka atıklarla kirlenince, buharlı gemiler üzerinde dolaşmaya başlayınca ya da nehir suyunun, başka kanallara verilerek kurumasıyla balıklar varoluş koşullarından yoksun kalınca, artık balığın ‘öz’ü olmaktan çıkar ve artık balığa uygun olmayan bir varlık ortamı haline gelir.”

***

İki üç satır öncesine döndüğümüzde ise “balık” ile insan arasındaki farkın da devrimci bir yorumla ele alındığını görebiliriz. Bu çelişkiyi gören ve ama insanın doğayla ilişkisinde yanlış bir noktada duran, “doğanın efendisi” olmayı ne yazık ki yanlış kavrayan insan kendini de balıklaşmaya mahkûm kılabilir. Oysa Marx araya derin bir çizgi çeker ve milyonlarca işçinin daha farklı görüşleri olabileceğini vurgular. Ve “Zamanı geldiğinde” der, “pratikte ‘varlıklarını’ ‘öz’leri ile uyumlu hale getirdiklerinde bunu tanıtlayacaklardır.”

***

Uzun oldu alıntılar; ama zor zamanlara girdiğimizin ve “varlığımız” ile bundan sonra yaşayacağımız hayat arasındaki mesafenin giderek derin bir uçuruma dönüşeceğini göstermek istedim. Üstelik bu derinliği HES’lerle kurutulmuş nehirlerdeki balıklarla paylaşacağımızı da biliyoruz artık. Siyasetin 12 yıllık bir kavgayla duruma vaziyet eden egemenlerinin bize şimdi açık açık söyledikleri de budur. Buradan durumu yalnızca saptayıp, sessizce katlanmayı öğütleyenler, bunların “kaçınılmaz anormallikler” olduğunu söyleyenler her zaman olduğu gibi yine olacaktır. Peki, biz bu durumda ne yapalım?

***

Kestirme yorumlarla “devrimci olan kim, kim ya da ne devrimci değildir” hesabı yapanların işin özünden epeyce uzaklaştıklarını görmek acıdır. Bu arada iktidarın hışmına uğrayanların istisnasız, genel olarak devrimci saflarda yer almaya hak kazandıkları da bir safsatadır ve nehri kirletenlere değil balıklara kızanların durumunu ancak uzun erimde anlayabiliriz. Geçen ve geçecek olan zamanda benim şairimin dediği gibi “Yürüyeceğiz çoğala çoğala” dizelerine uygun davranmak en iyisidir. Ama bir koşulla; “geçmişe ağlamak fayda etmez, yarını bu günden kuracaksın, o senin tarihin olacak” demeyi de unutmayacaksın.

***

Bu tarihsel gerçeği unutmak, kimi zaman, aldatıcı bir “Hürriyet”in kategorik övgüsünü dilinden düşürmeyen ve ama “Cumhuriyet”i yermenin şehvetine kapılanlarla, nehri kirletene değil, balıklara kızanlarla birlikte kuru derede çırpınan “balık” olmanın hüznüne yenik düşürebilir bizi. En iyisi zor zamanlara girdiğimizi hiç unutmamak, eleştirinin kutsallığına dokunmadan, ağırlığı varlığımızla, dayatılan hayat arasındaki çelişkinin hizmetine vermektir. Bana “neden şifreli konuşuyorsun açık konuş” diyecekler olursa diyeceğim şudur ki; ben zehirli hayata alışmış bir balık değil, nehrini korumaya çalışan fukara ama umudunu yitirmemiş bir balıkçıyım.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Sondan Bir Önceki 7 Eylül 2018
Hava Tükenmeden 31 Ağustos 2018