Manşetleri kim atar?

Manşetleri kim atar?

26.08.2013 04:01
Güncellenme:
Takip Et:

\n

Yeni mi tam bilmiyorum, ama başbakan, başbakan yardımcısı düzeyinde dolaysız müdahalede yeni bir aşamaya geçildiğinin işaretleri var. Başbakan’ın beğenmediği köşe yazarlarını sert bir dille “eleştirdiğini!” “Batsın senin gazeteciliğin” gibi ağır sözlerle “tasfiye edin” işareti verdiğini, daha önce de “Parasını sen vermiyor musun, neden çalıştırıyorsun bu adamları?” anlamında sözler söylediğini biliyorduk. Olup bitenlerin sorumluluğunu Başbakan’ın üzerinden alıp medya patronlarına yükleme, onların tasfiye kararlarını “işleri nedeniyle duydukları ‘haklı’ korkuya” bağlama çabasının piyasada epeyce prim yaptığını biliyoruz. Tamam, kuşkusuz durumdan vazife çıkaran, “emredersiniz efendimci” patronların sorumluluğunu bir yana bırakalım demiyoruz ama biz şöyle ya da böyle, dolaylı ya da dolaysız emredenin sorumluluğunu unutma yanlısı değiliz. Zaten onlar da unutturma, kenara çekilme yanlısı değiller. Unutturmak bir yana yeni bir aşamaya yükseltme çabasındalar. En son Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, hangi haberin manşet olacağı, hangi haberin küçük verilmesi gerektiği konusunda Hürriyet gazetesine bir “ders” verdi. Dersin özü “haber değerlendirmelerinin bundan böyle hükümet yetkilileri tarafından yapılmasının doğru olacağı” şeklinde özetlenebilir. Basın yayın yüksek okullarında son ders olarak okutulmasını, sonra da bu okulların kapatılmasını öneriyoruz! Demek ki ortak manşetlerle çıkan çok sayıda gazete yeterli gelmiyor artık iktidar partisine. Biz, okurlarımızdan gelen “Bu haberi neden küçük gördünüz?” ya da “Bu da büyütülecek haber mi?” türünden eleştirilere seviniriz. Okurumuzun gazetemize ilgisini, onu daha iyi yapma çabamıza katkısını gösterir. Ama hükümet yetkilileri kusura bakmasınlar, onlar basının sürekli olarak eleştirisi ile karşılaşması gerekenlerdir. Çünkü böylece halkın onlardan hesap sormasının yolu açılır. Onlar da hesap verme şansına sahip olurlar. Ve onların gazetelerin değil manşetine, bir tek satırına bile karışma hakları yoktur. “Böyle bir hakkın var olduğunun” iddia edildiği yerlere ise zaten demokrasi denilmiyor.

\n

Nerenin büyükelçisi?..

\n

Yoğun gündemde kuşkusuz küçük bir nokta ama yine de yazmak istedim, Cumhuriyet’in yüksek yazım standartları adına… Büyükelçiler “bir ülke nezdine” atanır ve kendilerinden görev yaptıkları ülkenin başkenti ile birlikte söz edilir… Kararnamedeki “İsveç nezdinde TC Büyükelçisi” gibi, veya en yaygın kullanımıyla “TC Stockholm Büyükelçisi” gibi… İsveç Büyükelçisi ise İsveç’in Ankara’daki Büyükelçisidir, bizim oradaki Büyükelçimiz değil…Dolayısıyla haberin en doğru yazımı şöyledir : “Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliğine…….., İslamabad Büyükelçiliğine…….atandı.” Saygılarımla. Ali Tuygan

\n

Okurlardan kısa kısa

\n

Manşetlerde büyük harfler

\n

Merhaba Güray Bey, bir süredir Cumhuriyet’te ve eklerinde bazı manşetlerin büyük harflerle atılmaya başlandığını fark ettim. Cumhuriyet’i sevme sebeplerimden biri de bildim bileli okurlarıyla medenice konuşan bir gazete olmasıdır, OKURLARINA BAĞIRMASI değil. Rica ediyorum böyle devam edin. Çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim, iyi yayınlar. Deniz Can Çelik

\n

Eleştirel olalım ama...

\n

Çözüm sürecinde muhakkak daha temkinli olmalı ve madalyonun diğer yüzüne bakmalıyız. Eleştirel boyutu ön planda tutmalıyız. Daha güzel yarınların, demokrasinin, daha eşitlikçi bir düzenin savunucusu; Türkiye’nin aydınlık yüzünün simgeleri arasındaki bir gazete olarak sürece daha fazla destek olunamaz mı? Mustafa Öncü

\n

Renkli zemin boğuyor

\n

Sayın Öz, Cumhuriyet gazetesi uzun zamandır sayfalarında renkli zemin (siyah, yeşil, mavi, vs.) üzerine yazı şeklini kullanmaktadır. Bu yazı şekli zor okunan bir şekildir. Zaman zaman kaymalar olmakta, okunamaz hale gelmektedir. Düzeltilmesi umuduyla. Ayrıca Cumhuriyet okurları gazetesinde öz Türkçe kullanılması konusunda hassastırlar. Sizin de kullandığınız Fransızca “editör” yerine Türkçe karşılığı “yayımcı” kullanılması daha uygun, aydınlar kullandıkça bu kelime de yerleşir diye düşünüyorum. Saygılarımla. Şenel Başar

\n

Men-i müskirat

\n

Bugünkü Cumhuriyet’te “Recep Tayyip Erdoğan’a açık mektup” başlıklı yazıda “men-i mezkûrat” ifadesinin doğrusu men-i müskirat olacaktı. Herhalde bir dalgınlık neticesi. İyi dileklerimle. Sacit Renda

\n

Düşük cümleler, yanlış bilgiler

\n

Sayın Öz’ün dikkatlerine: 1. Gramer yanlışı: 14 Ağustos 2013 tarihli Cumhuriyet gazetesi, 5. sayfa, “Denizli’de ‘Keskin’ iddia” başlıklı haberden alıntı: “Gelecek yıl.....,CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Genel Sekreter Adnan Keskin’i belediye başkanlığına aday gösterileceği savlanıyor. Siyasi kulislerde Keskin’in böyle bir teklife, doğrudan Kılıçdaroğlu’ndan gelmesi durumunda sıcak bakacağı görüşünü dillendiriliyor.” Bu tür düşük cümlelere maalesef sıkça rastlanıyor.
2. Bilgi yanlışı: 19 Ağustos 2013 tarihli gazetenin 2. sayfasında Rasim Akkaya’nın Çamlar Devrilince başlıklı makalesinin üstten 5. satırında “Ülkeyi savaşa sokmadım ama sizleri de babasız bırakmadım” özdeyişine yer verilmiş. Dikkatli bakıldığında pek anlamı olmadığı görülüyor zaten. Benim bilgime göre bu sözün doğrusu “Sizi ekmeksiz bıraktım ama babasız bırakmadım”dır. Adnan Menderes’in iktidarda, CHP’nin de muhalefette olduğu dönemlerde bir propaganda gezisine çıkan İsmet Paşa’nın karşısına bir çocuk çıkar -ki DP’lilerce sahnelenmiş olduğu şüphesizdir- ve Paşa’ya “Bizi ekmeksiz bıraktın” der. Ve de yukarıda zikrettiğim anlamlı cevabı alır.
Güray Bey, “bu yanlış sahibine aittir, gazetemizin kusuru yoktur” şeklindeki bir itirazı kabul etmeyeceğimi peşinen söylemek isterim. Gazetede yayımlanmaya layık görülen yazıların, tabii sizin kadrolu yazarlarınızınkileri kastetmiyorum, daha iyi incelenmeleri gerekir diye düşünüyorum. Ayrıca, söz konusu yazıda, anlamlı ve demokrasiye uygun düşen özdeyişlerle saçma ve demokrasi karşıtı özdeyişler bir arada sunularak aynı kategoriye sokulmuş oluyorlar ki bu husus bile bence makalenin bu haliyle yayımlanmamasını gerektirir. E-posta adresi olsa idi bu eleştirimi doğrudan Sayın Akkaya’ya gönderecektim. Saygılarımla. Tuncer Örüklü

\n

Türkçeleşmiş Türkçedir

\n

Sayın Öz, Okur Köşesi’ni takip ediyorum ve sizin haklı olmayan eleştirilere hoşgörülü yaklaşımınıza gıpta ediyorum. Bugün (19.08.13) Türkçe ile ilgili bir okur mektubu var. Okudum. Bazı hususları sizinle paylaşmak istedim. Oldum olası anlamadığım bir husustur. Türkçeden Arapça, Farsça ve Osmanlıca kelimeleri neden bazı kişiler ayıklamak isterler ki? Oysa bir dil, sözcük hazinesiyle de bir zenginliktir. Bizde bazı yaklaşımlar var, bunları anlamak mümkün değil. Türkçe ve öz Türkçe kelimeleri kullananlar ilerici, buna karşılık Arapça, Farsça ve Osmanlıca kelimeleri kullananlar, en kibar deyimiyle muhafazakâr. Ne kadar yanlış. Yabancı dillerde değişik dil ailelerinden gelip o dile yerleşmiş kelimelerin hepsi kullanılır, hiç de yadırganmaz. Bence doğrusu da budur. Saygılarımla. Prof. Dr. Erdener Yurtcan

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Sondan Bir Önceki

Sondan Bir Önceki

Devamını Oku
07.09.2018
İdeolojinin Ekonomiyle Dansı

İdeolojinin Ekonomiyle Dansı

Devamını Oku
05.09.2018
Gazetelere Döviz Darbesi

Gazetelere Döviz Darbesi

Devamını Oku
03.09.2018
Dişleri Sökülmüş Eleştiri

Dişleri Sökülmüş Eleştiri

Devamını Oku
02.09.2018
Hava Tükenmeden

Hava Tükenmeden

Devamını Oku
31.08.2018
Burjuvazi Mon Amour!

Burjuvazi Mon Amour!

Devamını Oku
29.08.2018
Haftanın Dökümü

Haftanın Dökümü

Devamını Oku
27.08.2018
Hep Biz mi Ödeyeceğiz?

Hep Biz mi Ödeyeceğiz?

Devamını Oku
26.08.2018
Unutma Yarın Cumartesi

Unutma Yarın Cumartesi

Devamını Oku
24.08.2018
Geleceği Kurtarmak (22.08.2018)

Geleceği Kurtarmak

Devamını Oku
22.08.2018
Büyük Sorunumuz: İşsizlik

Büyük Sorunumuz: İşsizlik

Devamını Oku
20.08.2018
Umutsuzluğun Düşmanı Samir Amin

Umutsuzluğun Düşmanı Samir Amin

Devamını Oku
19.08.2018
Gazetecilik ölüyor mu?

Gazetecilik ölüyor mu?

Devamını Oku
17.08.2018
Kim Kriz İster?

Kim Kriz İster?

Devamını Oku
15.08.2018
Gazeteciliğin Tanımı Değişmedi, Değişmeyecek

Gazeteciliğin Tanımı Değişmedi, Değişmeyecek

Devamını Oku
13.08.2018
Krizin İki Cephesi

Krizin İki Cephesi

Devamını Oku
12.08.2018
Zamanıdır Yeni Bir Aşkın

Zamanıdır Yeni Bir Aşkın

Devamını Oku
10.08.2018
Kriz İçinde Kriz

Kriz İçinde Kriz

Devamını Oku
08.08.2018
Gazetecinin İşi

Gazetecinin İşi

Devamını Oku
06.08.2018
Katı Olan Her Şey...

Katı Olan Her Şey...

Devamını Oku
05.08.2018
Necdet Bulut Olsa Ne Derdi?

Necdet Bulut Olsa Ne Derdi?

Devamını Oku
03.08.2018
Quo Vadis Kardeşler?

Quo Vadis Kardeşler?

Devamını Oku
01.08.2018
Hayvan Haklarına Ne Oldu?

Hayvan Haklarına Ne Oldu?

Devamını Oku
30.07.2018
Ben Gelmem!

Ben Gelmem!

Devamını Oku
29.07.2018
‘Dönülmez Akşamın Ufkundayız...’

‘Dönülmez Akşamın Ufkundayız...’

Devamını Oku
27.07.2018
Platon’un Devlet’ini Okurken

Platon’un Devlet’ini Okurken

Devamını Oku
25.07.2018
Otoriter ‘Demokrasinin’ HALLERİ

Otoriter ‘Demokrasinin’ HALLERİ

Devamını Oku
23.07.2018
Uçardık Gökyüzüne Doğru

Uçardık Gökyüzüne Doğru

Devamını Oku
22.07.2018
Açıkları Kim Kapatacak ya da Meclis’in İşlevi

Açıkları Kim Kapatacak ya da Meclis’in İşlevi

Devamını Oku
20.07.2018
Rejim Değişti Devlet Dönüşüyor

Rejim Değişti Devlet Dönüşüyor

Devamını Oku
18.07.2018
OHAL Gidiyor mu? AİHS 15. Madde Kısıtları Kalkıyor

OHAL Gidiyor mu? AİHS 15. Madde Kısıtları Kalkıyor

Devamını Oku
16.07.2018
Muhafazakârlık

Muhafazakârlık

Devamını Oku
15.07.2018
Benzetmeler Topaldır, Bu Ölü...

Benzetmeler Topaldır, Bu Ölü...

Devamını Oku
13.07.2018
Ne Oldu, Ne Olacak?

Ne Oldu, Ne Olacak?

Devamını Oku
11.07.2018
Medyanın Zor Günleri

Medyanın Zor Günleri

Devamını Oku
09.07.2018
Kana Rengini Veren Nedir?

Kana Rengini Veren Nedir?

Devamını Oku
08.07.2018
Bir Başka Açıdan

Bir Başka Açıdan

Devamını Oku
06.07.2018
Daron Acemoğlu Ne Diyor?

Daron Acemoğlu Ne Diyor?

Devamını Oku
04.07.2018
‘Gazetecilik Suç Değildir’ ve Gazetecinin Suçları

‘Gazetecilik Suç Değildir’ ve Gazetecinin Suçları

Devamını Oku
02.07.2018
‘Dur Bakalım Ne Olacak?’ (01.07.2018)

‘Dur Bakalım Ne Olacak?’

Devamını Oku
01.07.2018