Mutluluk Artmış: Peki Bu Memlekette Neden Yüzler Asık?
Güven Baykan
Son Köşe Yazıları

Mutluluk Artmış: Peki Bu Memlekette Neden Yüzler Asık?

23.02.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bu ülkede bazı rakamlar çok terbiyeli. Ne zaman konuşsalar, hayat bizden daha düzenli görünür.

Geçen hafta açıklanan Yaşam Memnuniyeti verilerine baktım. Kâğıt üstünde tablo düzgün: “Mutlu olduğunu” söyleyenlerin oranı 2024’te yüzde 49,6 iken 2025’te yüzde 53,3’e çıkmış. Ortalama yaşam memnuniyeti puanı ise 10 üzerinden 5,7’de kalmış. Aynı tabloda ülkenin en önemli sorunu yine hayat pahalılığı: yüzde 31,3. Arkasından yoksulluk ve eğitim geliyor. Yani rakamların yüzü gülüyor ama memleketin derdi yerli yerinde duruyor.

İnsan ister istemez soruyor:

Mutluluk mu arttı, yoksa dayanma gücü mü?

Çünkü bu memlekette “iyiyim” cümlesi uzun zamandır sağlık raporu değil, hayatta kalma tekniği. Markette etikete bakıp sesini çıkarmayan, kasada kartı uzatırken gözünü kaçıran, ay sonunu konuşurken cümleyi yarıda bırakan milyonlarca insan var. Onların bir kısmı ankette “mutluyum” da demiş olabilir. Ben buna şaşırmam. Bu ülkede “mutluyum” bazen “şimdilik ayaktayım” demektir.

Ekonomiyi anlatanlar başka bir dil konuşuyor, geçinenler başka.

Ekranda birileri çıkıyor:

“Dengeleme sürüyor.”

“Beklentiler toparlanıyor.”

“Davranış kalıpları değişiyor.”

Mutfakta ise tek cümle var:

“Bu hafta bunu almayalım.”

Ben memleketin asıl ekonomi metninin bu kısa cümle olduğunu düşünüyorum. Bir annenin, bir emeklinin, bir öğrencinin kurduğu o eksik cümle… İçinde enflasyon da var, ücret de var, utanç da var, sabır da var. Ama hiçbir bültende tam görünmüyor. Çünkü rakamlar topluyor, hayat eksiltiyor.

Bir de şu “mutluluk” kelimesinin kendisi var. Bizde artık biraz fazla nazik kullanılıyor. Sanki herkesin gönlü ferah, sofrası düzenli, yarını belli. Oysa çoğu insanın yaptığı şey mutlu olmak değil; moralini kendi omzunda taşımak. Kimisi şakayla taşıyor, kimisi çayla, kimisi komşu sohbetiyle, kimisi de içine atarak. Dayanıklılık ile mutluluk arasındaki fark tam da burada başlıyor.

Şunu da teslim edelim: Bu toplum kolay pes etmiyor. Veriler biraz da bunu söylüyor. İyi ama mesele şu—dayanıklılığı başarı diye pazarlamaya başladığınız anda, memleketin çıtası düşüyor. “Geçinmek” ile “yaşamak” aynı şeymiş gibi konuşuluyor. Karnını doyurmakla insanca yaşamak birbirine karıştırılıyor.

Değil.

İnsanın yalnızca ayakta kalmaya değil, rahat bir nefes almaya hakkı var. Çocuğuna “başka zaman” demeden bir şey alabilmeye hakkı var. Emekli maaşını hesap makinesi gibi değil, insan gibi kullanmaya hakkı var. Ay sonunu bir sınav gibi değil, bir hayatın doğal akışı gibi yaşamaya hakkı var.

Burada asıl sorun şu bence:

Mutluluk oranının artması değil, mutluluğun ölçüsünün düşmesi.

Bir zamanlar “iyi yaşam” dediğimiz şey, şimdi “idare etmek” düzeyine çekildi. Sonra buna topluca alışmamız bekleniyor. Alışan övülüyor, itiraz eden huysuz sayılıyor. Hatta bazen insan kendi sıkıntısını bile ayıp sanıyor. “Herkes böyle” cümlesi, bu çağın en ucuz tesellisi oldu.

Oysa herkesin böyle olması, bunun normal olduğu anlamına gelmez.

Üstelik verinin içinde bir ironi de saklı: Ortalama memnuniyet puanı 5,7’de yerinde duruyor; ama “mutluyum” diyenlerin oranı artıyor. Demek ki insanlar hayatı toptan iyi bulduğu için değil, duygusunu yeniden ayarladığı için bu cevabı veriyor olabilir. Yani memleket biraz daha mutlu değil; biraz daha mecbur, biraz daha dayanıklı, biraz daha “idare eder” bir ruh hâline geçmiş olabilir. Bu bir yorum elbette, ama çarşıya pazara çıkan herkes bu yorumu kendi gözleriyle test edebilir.

Rakamlara kızmıyorum. Onların işi ölçmek.

Benim derdim, ölçülen şeyi hemen başarı hikâyesine çevirmekle.

Bu ülkede insanlar güçlüdür, doğru. Ama yurttaşın gücü, yönetimin mazereti olamaz. Bir toplum her koşulda idare ediyor diye, o koşulların iyi olduğu söylenemez. “Bakın yine dayandılar” cümlesi övgü değil; bazen itiraf olur.

Kısacası, evet—rakamlar terbiyeli.

Kırıp dökmeden konuşuyorlar.

Ama hayat o kadar terbiyeli değil.

Pazar filesinin dili daha açık.

Kasadaki yüz ifadesi daha dürüst.

Ay sonuna doğru evde kısılan cümleler daha gerçek…

İlgili Konular: #mutluluk

Yazarın Son Yazıları

Bir buzdolabından Ankara’ya bakmak

Sevgili arkadaşım Özlem Dengiz Uğur’un davetiyle yolum Ulus’a, Anafartalar Caddesi’ndeki VEKAM Büyük Apartman’a düştü.

Devamını Oku
05.10.2026
Taş Yerinde, Sorumluluk Nerede?

Bu hafta yine memleketin etrafında dolaşıyorum

Devamını Oku
28.09.2026
Yağmur denize ulaşamıyorsa

Trabzon’da yağmur sürpriz değildir.

Devamını Oku
21.09.2026
Boz, yap, bir daha yap

Bu hafta sözü güzel ülkemin güzel şehri Trabzon’dan açacağım.

Devamını Oku
14.09.2026
Millet dediğin

Akşamın sonunda kızlar birbirlerine sarılırken ekrana bakıp uzun süre gülümsedim.

Devamını Oku
07.09.2026
Bir noktadan sonsuzluğa

Yayoi Kusama’nın ölüm haberini okuyunca bir süre fotoğraflarına baktım.

Devamını Oku
31.08.2026
Yaylayı Tüketiyoruz

Bugün Trabzon’dan yola çıkıp önce Sümela Manastırı’na selam verdik, ardından Camiboğazı Yaylası’na doğru tırmandık.

Devamını Oku
24.08.2026
Sanatevi’ne Tahliye, Hamsiköy’e Beton

Ganita Çay Bahçesi denizin hemen üzerinde. Trabzon’a geldiğimde uğramadan geçemediğim yerlerden biri. Burası aynı zamanda Trabzon’un kültür ve sanatına yön veren buluşma noktalarındandır. Her zamanki yerimizi alıyoruz, çaylarımız geliyor. Önce çayın kokusu, hemen ardından denizin kokusu vuruyor yüzümüze. Bir süre sağdan soldan konuşuyoruz. Sonra laf dönüp dolaşıp Trabzon Sanatevi’ne geliyor.

Devamını Oku
17.08.2026
Genco Erkal’ı Bir Balıkçı Damında Hatırlamak

Genco Erkal için çok şey yazıldı.

Devamını Oku
10.08.2026
Nolan’ın Perdesinden Penelope’nin Tezgâhına

Christopher Nolan’ın Odyssey filmi gösterime girince Homeros’un binlerce yıllık destanı yeniden gündemimize girdi.

Devamını Oku
03.08.2026
Benim Çocukluğumda Okul Vardı

Ben ilkokulu Trabzon İsmetpaşa İlkokulu’nda okudum.

Devamını Oku
27.07.2026
Perdeden Tayta: Memleket Halleri

Bazı insanları tek bir sanat dalıyla anlatamazsınız.

Devamını Oku
20.07.2026
Eşeğe Ters Binenlerden Ters Kelepçelilere

Bu hafta Akşehir’deydim.

Devamını Oku
13.07.2026
Sessizliğin ahlakı

Bazı haftalar var, haberleri yan yana koyunca insanın önüne sadece ülkenin gündemi değil, kendi vicdanı da geliyor.

Devamını Oku
06.07.2026
Üç Taş, Dört Bölüm

Bazen memleketin gündemi insanın önüne bir masaya bırakılmış üç taş gibi düşüyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Makyajlı Yollar, Süslenmiş Uçaklar

Bir ülkenin hafızası bazen pistlerde saklıdır.

Devamını Oku
24.06.2026
Babalar Günü: Bir hatıranın gölgesinde

Bazı günler takvimde yazdığı gibi yaşanmaz.

Devamını Oku
22.06.2026
Balina Görünce Ne Yapmalı?

Memleket dert üstü dert yaşıyor.

Devamını Oku
15.06.2026
Kültür Yolu mu, Festival Vitrini mi?

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “Kültür Yolu” projesi artık yalnızca bir etkinlik takvimi değil; şehir şehir dolaşan, meydanlara sahneler kuran, konserlerle, sergilerle, söyleşilerle kendini gösteren büyük bir organizasyon ağı.

Devamını Oku
08.06.2026
İki Bayramlaşma, Bir CHP

Bayram dediğimiz şey biraz da kucaklaşma değil midir? Kırgınlıkları geride bırakmak, aynı sofraya oturmak, aynı gölgede serinlemek, aynı hafızanın içine yeniden sığabilmek…

Devamını Oku
01.06.2026
Söz Dönüp Dolaşıp Siyasete Gelince

Çoğu zaman güncel siyasetten uzak durmaya çalışıyorum.

Devamını Oku
25.05.2026
O Meşale Hâlâ Yanıyor mu?

19 Mayıs sabahı Samsun’da yalnızca bir vapur kıyıya yanaşmadı.

Devamını Oku
19.05.2026
Bir Kitap Fuarından Bir Kentin Hafızasına

Zonguldak Belediyesi Kitap Fuarı vesilesiyle geldiğim kentte, kitapların arasında dolaşırken yolum ister istemez kömürün, emeğin ve hafızanın izlerine çıktı.

Devamını Oku
11.05.2026
Yayla, Kitap ve 2 Bin 600 Kilometre Asfalt

“Bu ne acayip başlık?” diyeceksiniz belki.

Devamını Oku
04.05.2026
Bir Mahallenin Unutulan Sesleri

Pencerelerden içeri süzülen sabah güneşi, fırından eve taşınan sıcak ekmek, sokakta iki taştan kurulan kaleler, akşamüstü pencereden yükselen bir anne sesi...

Devamını Oku
27.04.2026
Sıradanlaşan Haksızlık

Adaleti en çok açık zulüm değil, kanıksanan küçük keyfilikler yaralar.

Devamını Oku
20.04.2026
Okul Koridorları Karanlığa Teslim Olmasın

Bir zamanlar Amerika’dan gelen okul saldırısı haberlerine uzaktan bakıyorduk.

Devamını Oku
16.04.2026
Kitapların Arasında Memleketin Yüzü

23. Ankara Kitap Fuarı bir kez daha gösterdi ki fuarlar yalnızca kitapların sergilendiği yerler değildir.

Devamını Oku
13.04.2026
Ordu’nun hafızası kazılamaz

Ordu’da büyüyen maden baskısı, yalnızca toprağı değil bir kentin belleğini, geçimini ve geleceğini hedef alıyor.

Devamını Oku
10.04.2026
Ankara’da bir iç yolculuk: Hüsamettin Koçan’ın 'Ben Bu'su

Yıllar önce Baksı Müzesi için “Rüzgârın elleriyle yapılan müze” diye yazmıştım.

Devamını Oku
06.04.2026
ArtAnkara ve Cumhuriyet’in Barış Yüzü

İsrail-ABD-İran hattında savaş büyürken, Yemen’den Gazze’ye, Lübnan’dan Körfez’e kadar Ortadoğu yeniden ateşin diliyle konuşuyor.

Devamını Oku
30.03.2026
Notun da bir hakkı var

Notun da bir hakkı var

Devamını Oku
23.03.2026
Savaş Önce Dilde Başlar

Bazı kelimeler vardır; yalnızca bir şeyi anlatmaz, insanlığın iç karanlığını da ele verir. “War” ve “savaş” böyle kelimeler.

Devamını Oku
16.03.2026
Bebeklerin Ulusu Yok

Başlığını Ataol Behramoğlu’nun aynı adlı şiirinden ödünç alıyorum. Çünkü bazı sözler yalnızca şiirde kalmaz; bir gün gelir, çağın vicdanına dönüşür.

Devamını Oku
09.03.2026
Bir El Daha: İki Sandalye Arasında Kalan Hayat

Konken oyunu, sahnede yalnız bir eğlence değil; bir temas biçimi. Kartlar dağıtıldıkça, aslında geçmiş dağıtılıyor. “Ben böyle yaşadım” diyen bir hafıza… “Ben böyle dayandım” diyen bir yalnızlık… Her el, bir önceki elin gölgesini taşıyor. Her kayıp, yalnız oyunda değil; hayatta da bir yerden eksilmeyi hatırlatıyor. Her kazanma, bir anlık sevinçten çok, “hâlâ buradayım” demek.

Devamını Oku
02.03.2026
Mutluluk Artmış: Peki Bu Memlekette Neden Yüzler Asık?

Geçen hafta açıklanan Yaşam Memnuniyeti verilerine baktım. Kâğıt üstünde tablo düzgün: “Mutlu olduğunu” söyleyenlerin oranı 2024’te yüzde 49,6 iken 2025’te yüzde 53,3’e çıkmış. Ortalama yaşam memnuniyeti puanı ise 10 üzerinden 5,7’de kalmış. Aynı tabloda ülkenin en önemli sorunu yine hayat pahalılığı: yüzde 31,3. Arkasından yoksulluk ve eğitim geliyor. Yani rakamların yüzü gülüyor ama memleketin derdi yerli yerinde duruyor.

Devamını Oku
23.02.2026
Ganita’yı Kurtaran Akıl Nereye Gitti?

Geçmiş öyküleri karıştırırken Ganita Direnişi’ne rastladım. Bir şehir bir zamanlar buldozerin önüne dikilmiş; bugünse denize varmak için iki yolu aşmayı kader sanıyor.

Devamını Oku
16.02.2026
Taç Gitti, Kravat Kaldı: Gücün Yazdığı Kurallar

Bazen bir akşamüstü, günün kalabalığı çekilirken kitaplığın önünde duruyorum.

Devamını Oku
09.02.2026
İstanbul “İptal” Dedi, Sorbonne “Hayır”

Randevuyu iptal ediyoruz. Aboneliği iptal ediyoruz. İlişkiyi iptal ediyoruz. Birbirimizi iptal ediyoruz. Bir süredir de diplomayı iptal ediyoruz.

Devamını Oku
02.02.2026
Kanada Tutmadı, Grönland’a Bakıyorlar

Bu hikâyeyi “jeopolitik” diye okumak kolay: Haritalar, üsler, rotalar, güvenlik…

Devamını Oku
26.01.2026