Kötülük Örgütlü, Edebiyat ve Sanat da Öyle Olmalı
Güven Baykan
Son Köşe Yazıları

Kötülük Örgütlü, Edebiyat ve Sanat da Öyle Olmalı

09.12.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Televizyonda, sosyal medyada, gazetede her gün aynı cümleyi duyuyoruz: Şu kadar ölü, bu kadar yaralı… Rakamlar çoğalıyor, yüzler siliniyor. Oysa karşımızda münferit bir öfke patlamasından çok daha ağır bir tablo var: Masalarda planlanan; yasa maddelerine, ihalelere, “güvenlik” söylemine sızmış örgütlü kötülük.

Savaş planlarında “yan hasar” diye geçen çocuk ölümleri, “iş kazası” diye kapatılan maden faciaları, “ekonomik zorunluluk” adı altında meşrulaştırılan güvencesizlik, “normalleşme” ve “reform” kelimeleriyle cilalanan otoriterleşme… Bunların hepsinin arkasında imzalar, onaylar, bütçeler var. Kötülük, bireysel vicdansızlıktan çıkıp kuruma, şemaya, rapora kavuştuğunda örgütlü hale geliyor.

Tam burada edebiyat ve sanat devreye giriyor.

Roman, “on altı işçi öldü” demez; sabah evden çıkarken çocuğunun saçını düzelten madenciyi anlatır. Öykü, “yüzlerce göçmen” demez; cebinde buruşmuş bir fotoğraf taşıyan gencin yolculuğuna odaklanır. Şiir, “yan hasar” demez; enkaz başında bekleyen annenin nefesini duyurur. Resim, fotoğraf, sinema; yıkılmış bir evin önünde duran çocuğu, yıllar boyunca gözümüzün içine baktırır. Tiyatro sahnede aslında hepimize ait olan suça sessiz tanıklığı yüzümüze vurur.

Örgütlü kötülük unutturmak ister; edebiyat ve sanat hatırlamakta ısrar eder. Resmi raporların soğuk dili insanı rakama çevirirken, hikâyeler, dizeler, imgeler o rakamların içinden tek tek hayatları geri çağırır. Bir ülkenin gerçek arşivi çoğu zaman devlet kasalarındaki dosyalarda değil; romanlarda, günlüklerde, tanıklıklarda, resimlerde saklıdır.

Mesele sadece hafıza değil, dilin kendisi. Kötülük artık kaba sloganlarla değil, “makul” görünen kelimelerin içinden konuşuyor: “İstihdam esnekliği”, “göçmen akını”, “güvenlik paketi”... Edebiyat, bu sözlüğü reddetmenin imkânı. Yazar ve şair için kelime seçimi teknik bir mesele değil; siyasal ve etik bir tutum. “İş kazası” yerine ihmali, “yan hasar” yerine öldürülen çocukları, “göçmen sorunu” yerine yerinden edilmiş hayatları yazmak; edebiyatın dilini, kötülüğün dilinden ayırmanın yolu.

Sanatın diğer alanları da aynı soruyu soruyor bize: “Bu tabloda, bu karede, bu sahnede sen neredesin?” Bir film, bir tiyatro oyunu, bir performans; sadece dışarıdaki şiddeti değil, içimizdeki suskunluğu da görünür kılıyor. İzleyici, bir yerden sonra “Ben olsaydım?” sorusunu kendine sormadan salondan çıkamıyorsa, orada sanat, bütün gücüyle çalışıyor demektir.

Hiçbir roman tek başına savaşı durdurmayacak, hiçbir şiir tek başına bir maden ocağını kapattırmayacak; hiçbir sergi, hiçbir film, tek başına yasa maddesi yazmayacak. Ama edebiyat ve sanat olmadan hafızamız daha çabuk silinecek, dilimiz daha hızlı kirlenip yoksullaşacak, vicdanımız çok daha kolay uyuşacak.

Örgütlü kötülük kendiliğinden çözülmeyecek.

Karşısına örgütlü bir hafıza, örgütlü bir vicdan ve örgütlü bir hakikat ısrarı çıkarmak zorundayız. Edebiyat ve sanat, tam da bu nedenle lüks değil; yaşamsal bir ihtiyaç. Belki dünyayı değiştiremezler ama dünyaya dair bakışımızı kökten değiştirirler.

Bugün belki de en çok şu üç söze ihtiyacımız var:

Bak. Duy. Unutma.

Ve buna bir cümle daha ekleyelim:

Yaz. Anlat. Göster.

Edebiyat ve sanat, örgütlü kötülüğün tam karşısında, örgütlü bir hafıza olarak dursun diye...

İlgili Konular: #Sanat #Edebiyat

Yazarın Son Yazıları

Onurlu bir miras: Uğur Mumcu

Onurlu bir miras: Uğur Mumcu

Devamını Oku
24.01.2026
15 Ocak 1902: Nâzım’ın Doğum Gününde Aşkın Israrı

15 Ocak, takvimde sıradan bir kış günü gibi durabilir.

Devamını Oku
19.01.2026
Karakol gölgesinde renk: Fikret Muallâ

Bu haftaki yazımda, bir ressamın paletine sinmiş bir duygunun izini sürmek istiyorum: Korkunun.

Devamını Oku
12.01.2026
Bir oda dolusu Cumhuriyet

Heykeltıraş arkadaşım Ahmet Çolak'ın köydeki evini ziyarete giderken, köyün içine girer girmez itfaiyeyi gördüm.

Devamını Oku
05.01.2026
İdare Etmek… Memleketin En Yorucu Fiili

İdare etmek… Bir fiil gibi durur; oysa çoğu zaman bir hayat biçimidir.

Devamını Oku
29.12.2025
Eskişehir’de Edebiyatın Işığı

Eskişehir’e her gelişimde, kentin kendine özgü bir “kültür dili” olduğunu yeniden fark ediyorum.

Devamını Oku
22.12.2025
İnadına Utanalım

İnadına Utanalım

Devamını Oku
15.12.2025
Kötülük Örgütlü, Edebiyat ve Sanat da Öyle Olmalı

Televizyonda, sosyal medyada, gazetede her gün aynı cümleyi duyuyoruz:

Devamını Oku
09.12.2025
Dünya’nın her yerinde, dağlara ve taşlara zeytin ağaçları dikilirken, biz bu ağaçlardan ne istiyoruz?

“Şimdi zeytin dikme zamanı mı?” diye sorabilirsiniz, ülkemizde seçilmiş belediye başkanları ve emekçiler aylardır tutuklu bulunurken… Toplu yemeklerde insanlar aynı gıdadan zehirlenirken… Kadınlar yalnızca kadın oldukları için yaşamlarını yitirirken... Çocukların isimleri resmi kayıtlara geçmezken… Barınaklarda ve sokak aralarında hayvanlar toplu yok edilirken…

Devamını Oku
01.12.2025
Köy Enstitülü öğretmenin öyküsü

Cumhuriyet’te ilk köşe yazıma nereden başlayacağımı uzun uzun düşündüm. İnsan ilk cümlesini bir kapı eşiği gibi kuruyor; içeriye neyi alacağını, ardında neyi bırakacağını tartarak. Ben o eşiği, babamla yaptığımız Köy Enstitüsü sohbetlerinden birinde duyduğum bu yaşanmışlıkla geçmek istedim. Çünkü hem benim öğretmenliğe, eğitime, Cumhuriyet fikrine bakışımın kökleri orada, hem de Öğretmenler Günü’ne yakışır bir hatırlama taşıyor içinde.

Devamını Oku
24.11.2025