Hikmet Çetinkaya

Kir, kin ve yalan...

08 Ocak 2017 Pazar

Türkiye’de laiklik kavramı yıllardır tartışılır, “devlet laiktir, insanlar değil” diye tanımlanır. Laiklik, ulusal egemenlik ve demokrasi düşüncesiyle birlikte oluşmuş ve gelişmiştir. Özgürlük ve ulusal egemenlik, laikliğin bir ürünüdür. Demokrasinin ilkeleri laikliğin ilkeleridir. Gelişmiş demokrasilerde tüm siyasal iktidarlar laik düşünce sonucunda gökten yere inmiş ve insanoğlunun ayağına gelmiştir. Laiklik, eski Yunan’da Laikos olarak tanımlanır. Anlamı halksaldır. Türkçemizde karşılığı şudur: “Egemenlik milletindir...

” Laiklik tanımlanarak değil yaşanarak öğrenilir. Mutluluk gibi bir şeydir laiklik... Mutluluk nasıl yasalara sığmazsa onun gibi “mutluluğun ressamı” diye adlandırılan Abidin Dino bile, bir söyleşisinde “mutluluğun resmini” yapamadığını belirtmiştir. O halde laikliği tanımlamak, onun için çaba harcamak daha olumlu bir davranıştır. Laiklik bilinmeyen bir şey değildir aslında... Cumhuriyetle birlikte toplumumuza mal olan ve demokrasinin temel taşıdır. Demokrasi olmadan laiklik olur, ancak laiklik olmadan demokrasi olmaz. Yine bilindiği gibi 1924 Anayasası’nda laik sözcüğü yoktur. Devlet tüm gücüyle laikliğe doğru yönelmiştir.

1937 yılında girmiştir anayasaya. Anayasada laiklik tanımı da yapılmamıştır... 1961 ve 1982 anayasalarına da bir tanım getirilmemiştir... Her ikisinde de şu ifade vardır: “Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir.” Çağdaş ve uygar olmayanlar, olmak istemeyenler, laiklik kavramının ne anlam taşıdığını bilmeyenlerdir. Özgürlük nasıl insan gibi yaşamaksa, laiklik de onun gibidir. İnsan gibi ve insana yaraşır biçimde yaşamaktır...

***

2010’da, 2011’de, 2012’de, 2013’te yere göğe sığdırılmayan, öve öve bitirilmeyen o yılların “Cemaati” günümüzün FETÖ’sü, din ve inanç temelinde büyüyüp serpildi... 15/16 Temmuz kanlı darbe kalkışmasında “millet” onlara göğsünü siper etti... Faşizm bir siyasal sorundur... Demokrasi problemidir... Biz faşizmin nasıl bu topraklarda kök verdiğine son 50 yıl içinde tanık olduk... Ama “laik-dinci” çatışması bir uygarlık davasıdır.

“Atatürkçülük”, uygarlığa erişmek için gerçekleşmesi kaçınılmaz bir aşama içeriği taşır. Avrupa’da üniversite “aklın inançtan, bilimin dinden bağımsızlaşması”yla kurulmuş; Türkiye’de 1933’te Üniversite Reformu bu amaçla kurulmuştur. Avrupa’da faşist rejimler yıkılınca yerine nasıl düzenler kuruldu? Dinci rejimler mi toplumları ele geçirdi? Hayır! Çünkü Avrupa “Rönesans”ı ve “Bilimsel Devrimi”ni yaşamış, “Hıristiyan şeriatı”nı siyasal yaşamda tarihe gömmüştü. Hıristiyan dünyasında geçmiş yüzyıllarda gerçekleşen bu tarihsel olaydan İslam coğrafyası -Türkiye dışındabugün bile uzak yaşamaktadır. Pakistan, Afganistan, Suriye, Irak, Libya ve Kuzey Afrika ülkelerine bir bakın... Ya askeri cuntalar ya babadan oğula geçen başkanlıklar ya da sivil ve askeri cuntalar yönetimindeki laik faşizmler yönetiyor o ülkeleri...

***

Laikliği din düşmanlığı olarak görenler, köktendinci terör örgütlerinin değirmenine su taşıyor... O zaman aklımıza şu soru geliyor: “Faşizm nedir?”

***

Faşizm en kısa tanımıyla sermaye diktasıdır... Faşizm, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıktı. Almanya, İtalya, İspanya, Portekiz’de iktidara taşındı. Bir noktaya dikkatinizi çekerim: Faşizm Avrupa’da yayılırken kıta “Aydınlanma Çağı”nı yaşamıştı. Aydınlanma bu nedenle “aklın inançtan, bilimin dinden bağımsızlaşması” diye tanımlanabilir... Bir anlamda laiklik demektir. Demokrasilerini geliştirmiş Avrupa, kirden, kinden ve yalandan böyle arındı. Laiklik asla dinsizlik değil, halkın kendi kendini yönetmesi, insancıl bir yaşam biçimidir...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Aşklar ve sevinçler... 9 Eylül 2018
Hoşça kal hüzün... 6 Eylül 2018
Bir garip yolcu... 4 Eylül 2018
Sevda düşleri... 2 Eylül 2018