1998 doğumlular

07 Ekim 2018 Pazar

(Dediler ki; 8 şehidin var!)

Onlara en çok otobüs garajlarında rastlanıyor. Davullar eşliğinde, “En büyük asker bizim asker” nidalarıyla uğurlanıyorlar. Yüzleri heyecandan ter içinde, arkadaşlarının omuzlarında otobüslere doğru ilerliyorlar. Bu, onların hayatlarındaki en önemli günlerden biri. Askere gidiyorlar. Bavullarında endişelerini gizlemeye çalışan analarının özenle hazırladığı çamaşırlar. Kulaklarında binbir tembih: “Aman evladım, yün fanilanı giymeyi unutma, oralarda soğuk adamı dondurur.” “Aman evladım, astım ilacını sık sık kontrol et. Bitmeye yakın hemen yaz, yollayalım. Oralarda bulunmaz.” “Aman evladım, ne durumda olursan ol üşenme, birkaç satır yaz, yolla. Bizi merakta koyma.” “Aman evladım, hiçbir şeyi dert etme. Paraysa para, altınları bozdururuz olur biter.”
“Sonra, sonra evladım ölme.”
Onlara en çok otobüs garajlarında rastlanıyor. Cüzdanlarının en kuytu köşelerinde gencecik, güzel kızların fotoğrafları; ellerinde, yüreklerinde bir sıcaklık: “Beni unutma. Aşkımız seni korusun.” “Canın sıkıldı mı beni düşün. Gittiğimiz sinemaları, mendirekteki gezintilerimizi hatırla. Benim kokum sana bir rüzgâr olup ulaşsın.” “Oralarda gökyüzü çok yıldızlı olurmuş. Hep göğe bak, ne zaman çobanyıldızını görürsen beni hatırla. Gelecekte kuracağımız yuvanın düşünü kur. O zaman vakit daha çabuk geçer.” “Her şeyi unut beni unutma.”
“Sonra, sonra canım, bir tanem ölme.”
Onlara en çok otobüs garajlarında rastlanıyor. Babaların hayır duası yanı başlarında: “Tanrı seni korusun oğlum.” “Seni önce Allah’a, sonra kendine teslim ediyorum oğlum. Dikkatli ol. Yaşamaya çalış. Annen için dikkatli ol. Nişanlın için dikkatli ol ve oğlum benim için dikkatli ol.”
“Sonra, sonra oğlum ölme.”
Onlara en çok otobüs garajlarında rastlanıyor. Yürekleri pır pır. Gözleri dolu dolu, sık sık kendilerini uyarıyorlar: “Erkek adam ağlamaz oğlum, unutma!” Çocukluklarından sahneler geliyor akıllarına. Sünnette giydikleri elbiseler, o giysiler içinde gezdikleri yerler, lunaparklar geliyor akıllarına. Diploma törenleri, birayla sarhoş oldukları akşamlar, öptükleri ilk kız geliyor akıllarına. Kızın elbisesinin rengini, biçimini bile hatırlıyorlar. Beyaz yakalı, kırmızı bir elbise, yok yok, mavili beyazlı bir etek giymişti, beyaz bir gömlek... Büyükannelerinden dinledikleri türküler geliyor akıllarına. Kız kardeşin karda düştüğü gün geliyor. Kızcağızın ayağı kırılmıştı, ağabeyi az sırtında taşımadı onu. Bir ay okula götürüp getirdi. Büyüdü artık, yakında kısmetleri çıkar. Uçup gider. Askerlik dönüşü artık sevgiliyle söz kesmek gerekir. Acele bir nişan, ardından düğün. Askerlik bir bitsin, şu tamir atölyesi işine sonuna kadar asılacak. İnsanın işi kendi işi olmalı. En iyisi bu. Hele şu askerlik bir geçsin.
Onlara en çok otobüs garajlarında rastlanıyor. Gözyaşları, neşeli şakalar arasında eriyip gidiyor. Onlar 1998 doğumlular, askere gidiyorlar. Kimi Şırnak’ta, kimi Bingöl’de, kimi Elazığ’da askerlik yapacak. Bu işten şehit olarak dönmek de var. Herkes biliyor bunu; analar, bacılar, sevgililer. Herkesin unutmak istediği şey bu. Kimsenin kendi çocuğuna, oğluna konduramadığı şey bu.
Ama onlardan bazıları ölecek. Eve kara haber ulaşacak. Mahalleyi derin bir yas bulutu kaplayacak. Herkes onu askere uğurladıkları günü düşünecek. O zaman herkes biraz daha çok ağlayacak. Evlere çöken bu yas bulutu; ancak dostluk ve kardeşlik duygusuyla, ölümün bitmesiyle ufalacak, bir süre sonra da yok olacak.
Az sonra otobüsler kalkacak. Muavin çağırıyor: “1998 doğumlular, otobüse!..”  


Yazarın Son Yazıları

Belleğimdeki deprem 1 Kasım 2020