Ben neredeyim? Acayip kalabalık bir yerdeyim. Çevrem portakal çiçeğini sembolize eden çeşit çeşit şapkalar, bilezikler, iğneler takmış kadınlar ve erkeklerle dolu. Sadece onlar mı?, Çocuklar, yüzleri portakal çiçeği gibi boyanmış, en şık giysileri içinde, şarkı söyleyip duruyorlar. Evet bir karnavaldayım, on binlerce Adanalı yollara düşmüş, kimi çiftetelli oynayarak, kimi tango yaparak, kimi halay çekerek yürüyorlar, apartmanların balkonları tıklım tıklım dolu, üzerimize konfeti yağıyor. Adana Adana olalı böyle yollara düşmemişti.
Adanalılar, açtığında kentin kimyasını ansızın değiştiren, herkesi hayal dünyasına çeken, aşkı aşk, sevdayı sevda yapan portakal çiçeğine, bu muhteşem rüyaya minnetini sunmak için yollardaydılar... 
Sadece Adanalılar mı? Karnavalın sürdüğü dört gün boyunca otellerde yer bulmak, önceden ayırtmadınızsa mümkün değildi. Bunca yıl Adana’ya gelirim, ilk kez kebap yemek için lokantalarda sıra bekledim. İki sandalyeli ciğerciden, en lüks lokantalara kadar her yer doldu boşaldı, doldu boşaldı. Ve bunca kalabalığa rağmen tek bir kötü olay olmadı. Sadece gece kebapçılar çarşısında, saat onda kalkması istenilen ve bunu onaylayan grup, yarım saat daha fazla oturunca, bekleyenlerin sabrı tükendi, neyse kardeşçe halledildi.
Açıkça söylemem gerekirse böyle bir karnaval Adana dışında Türkiye’nin hiçbir yerinde yapılamaz! Kimse alınmasın, burası bir Hitit ülkesi ve Adana dişi bir kent!
Kadınların sokaklarda özgürce dolaştıkları ve her olumlu işi ustalıkla başardıkları bir kent! Burada tanrıça kadınlar!
Kalabalık arasında, başımda tek, yetmedi iki tane portakal çiçeği tacı, göğsümde bir, yetmedi üç portakal çiçeği broşu, on beş dakika bekledikten sonra bir kafede bulabildiğim bir sandalyeye ilişip kahvemi yudumlarken, aklıma gezgin arkadaşım Teoman Cirit’in ikinci kez koşarak Japonya’nın Sakura (Kiraz çiçeği) Festivali’ne gitmesi geldi. Onun heyecanını, ikinci kez gitmesini pek kavrayamamıştım ama açıkça söyleyeyim, ben eğer yaşarsam gelecek yıl da bu zamanlar Adana’dayım. Sadece ben mi? Gelecek yıl otellerle birlikte sanırım bölge okullarının yatakhanelerinin ve evlerin gelen konuklara açılması gerekecek, kortejin geçtiği yolların saatlerce önceden trafiğe kapanması gerekecek ve daha çok sahne gerekecek. Karnavalın mimarı Toyota Türkiye Pazarlama ve Satış A.Ş’nin CEO’su, tam Adanalı bir sokak çocuğu Ali Haydar Bozkurt, sadece bir CEO değil aynı zamanda bir tiyatro âşığı, oynamışlığı var ve her yıl Adana’da mutlaka bir oyun sahneliyor. Eh böyle olunca sokak tiyatrolarının karnavalda boy göstermesi pek gecikmeyecek sanıyorum. Adana dört gün süren karnavalda, müziğin her çeşidine doydu. Gelecek yıl da tiyatroya doyar. Olmayacak bir şey değil!
Bu karnavala iki yüzün üstünde sivil toplum kuruluşu kendi imkânlarını kullanarak katıldı. Adanaspor da vardı, esnaf odaları da! Bu katılım biçimi tüm Adanalılara “Bu karnavalın sahibi biziz, biz Adana halkıyız!” özgüvenini sağlamış. Bu benim en çok ilgimi çeken olguydu. Herhangi bir belediye ön planda değildi, onlar da işin bir parçasıydılar ama sahibi değil...
Ben kimlerle yürüdüm? Karnaval için “Adana’nın Gelinleri” projesini hayata geçiren Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu’ndaki dostlarımla. Projenin koordinatörü ve dokuz Adana Gelini’nin en güzel fotoğraflarını çekenlerin büyük bir kısmı platformun kadın üyeleri. Tam bir Adana âşığı olan ve Adana’da gerçekleştirilen pek çok projeye önderlik yapan Haluk Uygur, en çok onlarla övünüyor. Elimde Adana’nın yabancı gelinlerini anlatan nefis bir kitap var ve bu gelinlerin hikâyeleri çok ilginç. Kimi Doğu Almanya’dan kaçmış, bir Adanalıya vurulup bu memlekete gelmiş ve sevgiden başı dönmüş, kimi İngiltere’den “Develerin ülkesine gidiyorum” diye ayrılmış, kimi İran’dan kaçıp gelmiş. Hikâyelerini okuduğunuzda hepsinde var olan bir ortak nokta, insanın içini ısıtıyor, hepsi Adana’nın sıcağını ama en çok da insan sıcağını sevmişler...
Of gene karanlık ve bulutlarla kaplı kentime döndüm. Bavulumdaki portakal çiçeği dolu poşetimi çıkarıp hemen buzdolabına koydum. Canım ne zaman hülyalara kapılmak istedi, onların bir tutamını çıkarıp, içtiğim suya atacağım. Bu da bir portakal çiçeği büyüsü. İsteyen yapar.
Not: Pazar günkü Adana Usulü Kahvaltı başlıklı yazımda tarihi açık hava müzesi Karatepe- Aslantaş’tan Aslanlı Tepe diye sözetmişim. Okurlarım uyardı, evet doğrusunu biliyorum ama orası benim için Aslanlı Tepe...
En Büyük Adana Başka Büyük Yok!
Yazarın Son Yazıları
Sevgili okurlarım izin verirseniz, bugün öncelikle fakir emeklilere günde sadece üç simit parası eden yeni zammı nasıl kullanabileceklerini söylemekle başlamak istiyorum.
Sevgili okurlarım, önümüzde yeni bir yıl uzayıp gidecek ve başka yeni yıllarla buluşacağız.
Sevgili okurlarım, hiç böyle zamanlar yaşamamıştık, “at izinin it izine karıştığı”; her an, her dakika bir lağım pisliğinin üstümüze sıçradığı, bazılarının bu lağım pisliğini dünyanın en güzel kokusu gibi akciğerlerine çekip “Şükür Allah’ıma” dedikleri bir zaman.
Sevgili okurlarım vallahi billahi bana iki şeyden daral geldi.
Sevgili okurlarım sevdiğim tahta heykeller diyarı Değirmendere’ye taşındığımdan beri dostlarım, okurlarım beni hiç yalnız bırakmıyorlar.
Sevgili okurlarım, son yazdıklarıma bir göz gezdirdim.
Sevgili okurlarım, yıllar önce İspanya’nın Endülüs bölgesinde dolanırken nereden aklıma düştüyse yolda gördüğüm Çağlar Boyu İşkence Aletleri Müzesi’ne girivermiştim.
Sevgili okurlarım gerçekten bıktım, neden mi?
Sevgili okurlarım bir an kendimi bir reklam şirketinde çalışırken buldum.
Geçtiğimiz hafta, uzun zamandır siyasal ve ekonomik belirsizlik, biri biterken öteki başlayan savaşlar ve giderek şiddetini artıran emek sömürüsü karşısında umutsuzluğa kapılan dünya halkları, uzun zamandır egemen güçler tarafından özellikle unutturulan bir sözcüğü yeniden anımsadı: “Sosyalizm!”
Sevgili okurlarım tarih bize, ülkelerin çökmesine en çok yardım edenlerin kraldan çok kralcılar olduğunu gösterir.
Sevgili okurlarım ülkemin içinde bulunduğu belirsizlik durumu, giderek çoğalan çocuk çetelerinden söz etmek, öldürülen yoldaşların ardından ağıt yakmak, her gün bir kadın cinayetiyle yüz yüze gelmek beni hiç olmadığım kadar umutsuzluğa sürükledi.
Sevgili okurlarım bu hafta bir vatanseveri, bir doğa koruyucusunu, işi sadece gerçekleri belgelemek olan bir güzel insanı Hakan Tosun’u toprağa verdik.
Bir avukat İstanbul’da kalabalık bir caddede, ofisi önünde maskeli kişiler tarafından Kalaşnikoflarla taranarak öldürülüyor.
Sevgili okurlarım insanın tüylerini ürperten. “Bu kadar da olmaz” dedirten bir fotoğrafa bakıp duruyorum.
Sevgili okurlarım hepiniz benim Adana sevgimi bilirsiniz.
Onun hiçbir şeyden haberi yoktu.
Sevgili okurlarım şimdi gelin İtalya’nın Roma kentinde vahşet resimlerinin sergilendiği bir müzeye girelim.
Sevgili okurlarım bugüne kadar hiçbir kitap beni böylesine acıtmamıştı.
Sevgili okurlarım, sivil itaatsizlik özellikle yasalardan, yönetimden hoşnut olmayanların başvurduğu bir eylemdir.
Sevgili okurlarım bugün yazıma Leonard Cohen’in “Herkes biliyor geminin su aldığını./ Herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini./ Ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu” şiiriyle başlayayım dedim, herkes biliyor da ben neden böyle doktorun az önce biyopsi yaptığı bir hasta gibi endişeyle bekliyorum.
Sevgili okurlarım iyice kafa sersemi olduk.
Sevgili okurlarım bu yaz kendimi büyük bir açık hava tiyatrosunda oyun izliyor gibi hissediyorum.
Sevgili okurlarım bir hafta önce ülkemizde her yer yanıyordu.
Sevgili okurlarım başlık benim değil, sosyal medyada gördüm, sahibini aradım, bulamadım ama bu başlığa vuruldum.
Sevgili okurlarım bu hafta yazar Pınar Kür’ü sonsuza uğurladık.
Sevgili okurlarım ne yazık ki kavşağa geldik arabayı ya uçurumdan aşağı süreceğiz ya da hepimiz yepyeni sorular sormaya, çözümler bulmaya çalışacağız.
Başlığım kimseyi şaşırtmadı değil mi? Evet, bu canım ülkede yepyeni bir savaş deneniyor.
Sevgili okurlarım şimdilik füzelerle, insansız uçaklarla yapılan savaş bitmiş görünüyor, doğrusu ben bittiğine hiç inanmıyorum. Bir yerlerde gene füzeler uçacak, çocuklar ölecek, ölüyor da. Şimdi gelelim bizdeki asıl savaşa. Evet dostlarım ülkemizin zeytinliklerimizi bitirme savaşı bu.
Sevgili okurlarım meğer bizim bu kadim ülkemizde ne kadar çok savaş uzmanı varmış.
Sevgili okurlarım, epey bir zamandır yaklaşık 20 yıldır bu köşede neredeyse aynı sorunları yazmaktan bıktım.
Sevgili okurlarım gene bir bayram günü, üstelik pazar. Açık konuşmayı severim bilirsiniz öyleyse açık konuşayım ben bu bayramı hiç sevmem.
Sevgili okurlarım bir kentten başka bir kente taşınmak ne kadar zormuş.
Sevgili okurlarım 50 yıldır yaşadığım İstanbul’u bırakıp Kocaeli’nin Değirmendere Mahallesi’ne taşınıyorum.
Sevgili okurlarım 25 yıllık hayat ve iş arkadaşım, kızım Dünya’nın babası cebinde şiirlerle dolaşan tüm hayatı boyunca devrime inanan film yönetmeni Ali Özgentürk’ü sonsuzluğa uğurladık.
Yurdumuz yeniden bizim olmalı!
24. yılını kutlayan Afyonkarahisar Klasik Müzik Festival
Unutma deprem geliyorum der ve gelir!
Analar babalar, çocuklarımıza kıyıyorlar!
Bak şu işe ben şu küçücük Yunanistan’ı kıskanıyorum!