Palyaço
Metin Celal
Son Köşe Yazıları

Palyaço

18.04.2013 10:15
Güncellenme:
Takip Et:

Böll’ün Palyaço’su (Mart 2013, Çev. Ahmet Arpad, Can Yay.) varlıklı ve etkili bir ailenin çocuğu. Okuyup önemli bir meslek sahibi olmadığı ve meslek olarak palyaçoluğu seçtiği için ailesince dışlanmış.

Hans’ı sevgilisi tarafından terk edilip ruhsal bunalıma girdiği bir dönemde tanıyoruz. Sevgilisinin bırakıp gitmesi onu öyle derinden etkilemiş ki işine odaklanamıyor. Sarhoş olarak çıktığı sahnede yaptığı hatalar sonucunda ayağını sakatlıyor. İşsiz, cebinde sadece bir markla evine, Almanya’nın o dönemdeki başkenti Bonn’a dönüyor. Üst üste sahnede çıkardığı rezaletler nedeniyle iş teklifleri alması imkânsız. Menajeri en az altı ay ortalarda görünmemesini öğütlüyor. Seyirciye rezaletlerini unutturması gerekli.

Borç alabileceği insanların listesini yapıyor. Yakın arkadaşları, kardeşi, annesi, babası, babasının sevgilisi... Liste pek uzun değil. Listeyi hazırlarken ve sonrasında onları tek tek telefonla ararken geriye dönüşlerle İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde yaşadığı çocukluğunu ve sevgilisi Marie ile tanıştığı ilk gençlik günlerini hatırlıyor.

Başta anne babası olmak üzere çevresindeki birçok kişi Nazi ideolojisine bağlıdır. Öyle ki, müttefik kuvvetlerinin top sesleri çok yakınlardan duyulmaya başlamasına rağmen hâlâ savaşı kazanabileceklerine inanmaktadırlar. Çocuklar da tam birer Nazi gibi yetiştrilmiştir. Birbirlerini ihbar eder, Nazi ritüellerini coşkuyla uygularlar. Hans’ın babası evlerinin bahçesinde mahalleli çocuklara silah eğitimi verilmesine bile izin verir. Hans’ı derinden yaralayan olay ise ablasının bir uçaksavar birliğine ziyarete yollanması ve uçaksavar birliğinin bombalanması sonucunda ölmesidir.

Çevrelerinde Nazi ideolojisinin etkisine kapılmamış tek kişi okul arkadaşı Marie’nin kırtasiyecilik yapan babasıdır. Bu yoksul ve prensip sahibi adam Hans’a evinin kapılarını açar. Marie ile yaşadıkları aşka da engel olmaz. Hans’a tutulan Marie okulunu son sınıfta sınavlar öncesinde bırakacak, hayatını sevgilisine adayacaktır.

Hans’la Marie ilk zamanlar yoksulluk çekseler de Hans’ın palyaçolukta başarılı olması ile harcadıkları paranın tutarını düşünmeden lüks otellerde mutlu günler de yaşarlar. İlişkilerini sakatlayıp sonunda ayrılmalarına neden olan tartışma kiliseye bağlı bir Katolik olan Marie’nin evlenip çocuk yapmak istemesi Hans’ın ise aileyi bir burjuva kurumu olarak gördüğü için evlenmeye karşı çıkması ile gelişir. Doğacak çocuklarının Katolik inancına göre yetiştiremeyeceğini düşünen Marie düşük yaptıktan sonra Hans’ı terk eder ve çocukluk arkadaşı Züpfner’le evlenir. Züpfner Almanya’daki Katoliklerin lideridir. Hans bu olaydan Marie’nin bağlı olduğu Katolik kilisesinin yöneticilerini sorumlu tutar. Onların telkinleri ile Maire’nin kendisini terk ettiğine inanır.

HANS’IN PLANLARI

Hans bir yandan yardım istemek için ailesini ve eski arkadaşlarını ararken bir yandan da Marie’ye ulaşıp kendisine dönmeye ikna etmek için planlar yapar. Marie’ye uzun mektuplar yazmış ama hiç cevap alamamıştır. Mektuplarının ona ulaştırılmadığına inanmaktadır. Marie’yi kendisinden uzaklaştırdığına ve mektuplarını iletmediğine inandığı kişilerle konuşur, onlardan destek isterken kendini tutamayıp suçlar, ağır eleştiriler yapar.

Telefon edip para istediği kişilerin hemen hepsi savaş öncesinde sıkı birer Nazi’yken savaş sonrasında yargılanıp ceza almak bir yana ülke yönetimini yönlendirecek önemli pozisyonlara gelmiştir. En önemli örnek ablasını ölüme yollayan annesidir. Protestan inancına sıkı sıkıya bağlı bir zamanların Nazisi olan annesi sivil toplum kuruluşlarında önemli görevler almıştır ve barışçı mesajlar vererek dolaşmaktadır. Babası da savaş sonrasında daha da zenginleşmekle kalmaz, basının ekonomik konularda danıştığı en önemli işadamlarından biri olur. Okul çağlarında arkadaşlarını “Yahudi kanı taşıyor” diye ihbar edenler de Katolik kimlikleri ile yeni Almanya’nın Hıristiyan Demokrat yöneticileri olmuştur.

Palyaço, 1963’te yayınlamdığında büyük bir tepki ile karşılanmış. Böll, din aleyhtarlığı ile suçlanmış. Tepkilerden çekinen kitapçılar ya romanı satmamış ya da tezgâh altına koymuşlar. Heinrich Böll, 1985’de yazdığı Sonsöz’de romana yapılan eleştirilere cevap verirken alınan tavrı da kabul etmediğini söylüyor. Böll, Katolik inancını değil Almanya’da o inancı temsil ettiğini söyleyenlerin kültürsüzlüğünü eleştirdiğini söylüyor. Böll bu kişilerin devlet kurumlarında aldıkları görevlerde laik toplumda onaylanması mümkün olmayan işler yaptıklarını belirtiyor. Almanya’nın tekrar silahlanmaya başlanmasının sorumlusu olarak da onları görüyor. Katolik anlayışı ile romana getirilen eleştirilerin yanlış olduğunu öne sürüyor.

Palyaço, dinin kurallarını toplumun kuralları olarak dayatmaya karşı bir eleştiri olarak okunabilir kuşkusuz. Böll, laik bir toplumda din kurallarına göre yaşanmasının dayatılamayacağını, neyin ahlaki neyin ahlaksız olduğuna Katolik Kilisesi’nin yöneticilerinin karar veremeyeceklerini savunuyor.

Heinrich Böll’ün Sonsöz’de değinmediği aslında çok önemli bir gerçeklik eski Nazilerin yeni Almanya’da önemli devlet görevlerine gelmiş olması ve hâlâ eski fikirleri ile toplumu yönlendirmeleri, yönetmeleri. Anlaşılan din eleştirisi ağır basmış ve bu konu geride kalmış ya da bir gerçeklik olarak kabul gördüğü için değinilmemiş.

Palyaço tezli bir roman. Böll de Sonsöz’de zaten bunu açıkça belirtiyor. Palyaço’da tartışmaya açtığı konuların birçoğunun da 1985 yılı itibarıyla aşıldığını, bir anlamda romanın eskidiğini de söylüyor. Savaş sonrası Almanyası’nın ilk on yılında etkili olan kafa yapısı ile çocukları yetiştirmenin mümkün olmadığını da ekliyor.

Palyaço Almancada 1963 yılında yayımlanmış. Yeni baskıda belirtilmemiş ama Türkçede ilk yayımlanışı da 1968’de Ahmet Arpad çevirisi ile Altın Kitaplar’dan. 45 yıllık bir çeviri. Ahmet Arpad ya da kitabın editörü çeviriyi ne kadar elden geçirdi bilemiyoruz, bir açıklama yok ama zaman içinde çeviriler eskiyebiliyor. Çeviride eski bir tat var.

BOZUK DÜZEN

Almanya’da dinin toplum üzerindeki etkisinin sonraki yıllarda nasıl bir gelişimi olduğunu bilemiyoruz ama bizim de aralarında bulunduğumuz birçok ülkede laik bir devlette dinin toplum yaşamındaki yeri tartışması oldukça güncel ve sıcak. O nedenle Palyaço’da tartışmaya açılan konuların halen önemini koruduğunu söyleyebiliriz. Bu konularda yapılan tartışmalar için Palyaço bir kaynak olabilir. Ama romanın yazarının bile değinmediği çok daha önemli, temel konular var Palyaço’da tartışmaya açılan. Hans, ailesinin kendisi için öngördüğü yaşam biçimine karşı çıkmakla kalmıyor onların ahlâk anlayışının sahte olduğunu, düzenin bozuk olduğunu düşünüyor. “Herkes birbirinin ne olduğunu biliyor ve birbirine gülüyor.” Eğitimini yarıda bırakıyor ve palyaço oluyor. Bunun karşılığı olarak da ailesi onunla ilişkisini kesiyor, toplumdan dışlanıyor. Yani toplum kendi gibi olmayanı kabullenmeyeceğini, kurallara uymayanın aralarında yeri olmadığı mesajını veriyor. Hans palyaço olarak sevdiği kadınla birlikte yaşamını sürdürmeye çalışırken gündelik hayatta da birçok baskı ile karşılaşıyor. Evlilik kurumuna karşı çıkması kadar bir ev sahibi olmadan otellerde yaşaması da ailesi ve toplum için bir sorundur. Toplumun dayatıtığı kurallara uymadığınızda nasıl dışlanacağınızın güzel bir örneğini günlük hayattan küçük ama yaralayıcı örneklerle anlatıyor Böll Palyaço’da.

Heinrich Böll’ün düşündüğünün aksine din tartışması bir yana koyulsa da roman kalıcı ve tartışması süren birçok sorunu ele alıyor.

Palyaço anlatımı ile de başarılı bir eser. Din, toplumun dayatttığı yaşama biçimi gibi konularda Thomas Bernhard’ı hatırlatacak şiddette ve acıtıcı bir dili olmasına rağmen Hans’ın düştüğü durumu yansıtırken yaptığı betimlemelerdeki hüzün tonuyla Bernhard’dan farklı. Geriye dönüşlerle kurulan anlatım kurgu açısından da oldukça başarılı. Hans’ın sevgilisi tarafından terk edilmiş, beş parasız, sakat ve umudunu yitirmiş bir Palyaço haline gelişini merak unsurunu hiç düşürmeden, edebi tadını kaybetmeden anlatıyor Böll.

Yazarın Son Yazıları

‘7 Mart 1924 Ruhu’na dönerken

‘7 Mart 1924 Ruhu’na dönerken

Devamını Oku
12.09.2018
Ara Güler Müzesi

Ara Güler Müzesi

Devamını Oku
05.09.2018
Yayıncılıkta kırmızı alarm

Yayıncılıkta kırmızı alarm

Devamını Oku
29.08.2018
Boğaziçi’nin yok ettiğimiz görünümü

Boğaziçi’nin yok ettiğimiz görünümü

Devamını Oku
22.08.2018
Okul kütüphanelerimizin durumu vahim

Okul kütüphanelerimizin durumu vahim

Devamını Oku
15.08.2018
Sanatta KDV düşerse ne olur?

Sanatta KDV düşerse ne olur?

Devamını Oku
08.08.2018
Türkülerin kardeşliği adına

Türkülerin kardeşliği adına

Devamını Oku
01.08.2018
Üçüncü Yeniler’in başarısı

Üçüncü Yeniler’in başarısı

Devamını Oku
25.07.2018
Günümüz sanatçıları ne yapıyor?

Günümüz sanatçıları ne yapıyor?

Devamını Oku
18.07.2018
Varlık’la geçen yıllarımız

Varlık’la geçen yıllarımız

Devamını Oku
11.07.2018
25 yıl ve daha fazlası

25 yıl ve daha fazlası

Devamını Oku
04.07.2018
‘Kubbesiz, minaresiz cami olmaz’

‘Kubbesiz, minaresiz cami olmaz’

Devamını Oku
27.06.2018
Nâzım Hikmet külliyatı neden tam değil?

Nâzım Hikmet külliyatı neden tam değil?

Devamını Oku
20.06.2018
Şiir için ineğini satan şair

Şiir için ineğini satan şair

Devamını Oku
13.06.2018
Seray Şahiner’le tanışmalarım

Seray Şahiner’le tanışmalarım

Devamını Oku
06.06.2018
Şair turizmi, çeviri ticareti

Şair turizmi, çeviri ticareti

Devamını Oku
30.05.2018
TOKİ’nin kültür hamlesi ne anlatıyor?

TOKİ’nin kültür hamlesi ne anlatıyor?

Devamını Oku
23.05.2018
Türkiye’nin ‘Anti Amazon Yasası’ olacak mı?

Türkiye’nin ‘Anti Amazon Yasası’ olacak mı?

Devamını Oku
16.05.2018
Büstü dikilen öğretmen

Büstü dikilen öğretmen

Devamını Oku
09.05.2018
‘Edebiyatı Takip Ediyoruz’

‘Edebiyatı Takip Ediyoruz’

Devamını Oku
02.05.2018
İzmir’de İstanbul manzarası

İzmir’de İstanbul manzarası

Devamını Oku
25.04.2018
50 yıllık emek

50 yıllık emek

Devamını Oku
18.04.2018
‘Denize inmek medeniyetin işaretidir’

‘Denize inmek medeniyetin işaretidir’

Devamını Oku
11.04.2018
Biz sana teşekkür ederiz Ülkü Tamer

Biz sana teşekkür ederiz Ülkü Tamer

Devamını Oku
04.04.2018
Okuma kültürü seferberliğine var mısınız!

Okuma kültürü seferberliğine var mısınız!

Devamını Oku
28.03.2018
Nilüfer’de şiir var, edebiyat var!

Nilüfer’de şiir var, edebiyat var!

Devamını Oku
21.03.2018
Kırpıntı kadar değerimiz var mı?

Kırpıntı kadar değerimiz var mı?

Devamını Oku
14.03.2018
Yunus Emre Enstitülerinde yeni dönem

Yunus Emre Enstitülerinde yeni dönem

Devamını Oku
07.03.2018
Klasik müziğin en sevilenleri

Klasik müziğin en sevilenleri

Devamını Oku
28.02.2018
Sabahattin Ali’nin Şehirleri

Sabahattin Ali’nin Şehirleri

Devamını Oku
21.02.2018
Attilâ İlhan Yaratıcı Yazarlık Merkezi’ne ne oldu?

Attilâ İlhan Yaratıcı Yazarlık Merkezi’ne ne oldu?

Devamını Oku
14.02.2018
Röportaj vermek’ mümkün mü?

Röportaj vermek’ mümkün mü? Metin Celal yazdı...

Devamını Oku
07.02.2018
‘Kültürel kalkınma’ mı ‘kültürle kalkınma’ mı?

‘Kültürel kalkınma’ mı ‘kültürle kalkınma’ mı?

Devamını Oku
31.01.2018
Enver Ercan’ı çok özleyeceğiz

Enver Ercan’ı çok özleyeceğiz

Devamını Oku
24.01.2018
‘Dünyanın ilk büyük portre fotoğrafçısı’

‘Dünyanın ilk büyük portre fotoğrafçısı’

Devamını Oku
17.01.2018
Bibliyofobi

Bibliyofobi

Devamını Oku
10.01.2018
Müzik listelerindeki karmaşa

Müzik listelerindeki karmaşa

Devamını Oku
03.01.2018
Mahzuni’ye saygı

Mahzuni’ye saygı

Devamını Oku
27.12.2017
‘Mersin’de çok güzel şeyler oluyor’

‘Mersin’de çok güzel şeyler oluyor’

Devamını Oku
20.12.2017
‘Ben halkın kendisi, bir parçasıyım’

‘Ben halkın kendisi, bir parçasıyım’

Devamını Oku
13.12.2017