Bu düş yerinde grev vardır!

11 Ekim 2020 Pazar

Kaya’nın patronu Yünüs Bey, u’ların üstündeki gereksiz fırça darbelerinden de anlaşılacağı üzere Trabzonluydu. İstanbul’a taşınana kadar adının doğru yazılmadığının farkında değildi. Nüfus memurluğunun elindeki yıkıcı güçle savaşamayacağını anladığında çocukları Coşgun ve Medin büyümüşlerdi bile. İstanbul mahkemeleri, gözünün bebeği kızı Kübra’ya orijinal ismini iade etseler de kendisine hâlâ Kobra dedikleri için kızını köye gitmeye ikna edemiyordu. 

Trabzon yöresi, bir şekilde Milli Eğitim Bakanlığı müfredatından muaf olmalıydı. Biri ikisi değildi çünkü, damami, ay yani tamamı bu şekilde konuşuyordu. Daha da kötüsü, oradaki Türkçe konuşulduğu gibi yazılıyordu. 

Bir sabah fabrikaya geldiğinde, gece vardiyasının vukuat panosunda kargacık burgacık harflerle “Bomba batladi!” yazısını gören Kaya’nın, aslında yağ pompasının patladığını öğrenene kadar ömründen ömür gitmişti.

Yünüs Bey’in kardeşi İssiin Bey (a.k.a. Hüseyin) yeni arabasının plakasını biricik aşkı Trabzonspor’un kısaltmasıyla almak istemiş, ekstra para karşılığında senelerce kullanacağı 34 DS 6161 plakalı arabasına kavuşmuştu. 

Gizli Kassaraylı

Yünüs Bey’in diğer kardeşi Kamil Bey ise isim ve soyadının baş harflerini taşıyan KS plakalı arabasıyla fabrikaya geldiğinde, neredeyse tamamı Karadenizli olan işçiler kendisini gizli Kassaraylı olmakla suçlayarak işi bırakmaya kalkışmışlardı. 

Bir de fabrikanın demir işlerini yapan Etfal Abi vardı. Kaya, bir gün kendisine isminin anlamını sorunca “Valla babam Efdal koymak istemiş, ama doğum Şişli Etfal Hastanesi’nde olunca...” karşılığını almıştı. 

Kaya da midyecilerin tamamı Mardinlidir ya hani, nüfus memurlarının tamamı da Karadenizli midir acaba, diye düşünmeden edememişti. 

Gabi faturası

İşte o Etfal Abi’nin kestiği bir faturanın ne olduğunu anlamak için iki gün uğraşmış, en sonunda kendisini arayıp sormak zorunda kalmıştı: (Y.N. Okurların selameti için konuşmalar İstanbul Türkçesine çevrilmiştir.)

“Alo, Etfal Abi?”

“Ha buyur Kayam.”

“Abi bu faturada yazar ne anlatmak istiyor?”

“Hangi fatura abicim o?”

“Gabi yazıyor abi faturada?”

“E gabi abicim işte, gayet açık.”

“Nesi açık abicim gabinin? Kullandığın malzemenin kısaltması falan mı gabi? Galvanizli bimanganez falan filan hani?”

“Ne balganizi abicim? Siz de yaptırdığınız işi hatırlamıyosunuz. Gabi yaptırdınız ya bana, fabrikanın ana giriş gabisi?”

“Allah iyiliğini versin Etfal Abi.”

Senede bir gün

Yünüs Bey’in bütün hayatı işiydi. Sürekli işle ilgili bir şeyler düşünür, çalışanları etrafında olmadığı için acilen soru soramadığı ya da talimat veremediği günler, yani tatillerden nefret ederdi. Tatillerden daha çok nefret ettiği bir şey varsa, o da aradığı kişiye ulaşamamaktı. Kaya telefonuna baktı: 4 cevapsız arama. Bir şey uydur, bir şey uydur...

“Alo, efendim Yünüs Bey.”

“Nerdesin sen evladım? Niye açmıyosun telefonunu?”

“Sinemadaydım efendim.” (Heh.)

“Sinemada mı? Sen geçen sene gitmedin mi sinemaya?”

“Gittim efendim de, o başka filmdi.”

“Sen her çekilen filme gidecen mi böyle?”

“Yok efendim, valla senede bir işte böyle kazayla hani yani ve dahi...”

“Evladım insan sinemaya bi sefer gider, etrafına bakar eder, fabrikaya faydalı bir şey varsa sağda solda not alır, çıkar işine gelir. Sen böyle filim filim gezersen nasıl rekor kırıcaz salyangoz ihracatında?”*

Depresyondayız dostlar...

Karanlıktan, bilinmezliğe açıldığı için korkulur. Aydınlıkta gördükleri bir tehlike ile karanlığın bilinmezliği arasında seçim yapmak zorunda kalan insanlar; bu yüzden aydınlığa, gördükleri tehlikenin üstüne yürümeyi tercih ederler. 

Dünya alacakaranlık ve Türkiye’nin karanlığa doğru hızla ilerlediği günlerden geçiyoruz. Üstelik, birbirimize sarılıp teselli aramak lüksümüz bile yok, çünkü pandemi var! Sosyal mesafe yalnızlığında, hepimiz az çok depresyondayız. Ayakta ve aklımızı oynatmadan, hayatta kalmaya çalışıyoruz. İşte böyle karanlık zamanlarda, mezarlıktan geçerken ıslık çalmanın bir ötesine geçmek, kocaman kahkahalar atmak gerek... 

Mizah zekâlarıyla öne çıkan iki yazar, akademisyen Özlem Kumrular ile Akın Yıldız’ın yeni çıkan mizah romanı Patron, son zamanlarda okumaktan en hoşlandığım, yüzümü güldüren tek kitap oldu. Hayatımızdaki tüm patronlara adanan bu eser, Anton Çehov’u gerçekten haklı çıkarıyor: “Hayat seni güldürmüyorsa, espriyi anlamamışsın demektir.” Hararetle öneririm. 

*PATRON/Özlem Kumrular ve Akın Yıldız (Destek Yayınları, 2020) kitabından alıntıdır.


Yazarın Son Yazıları

Damat 15 Kasım 2020
Kiralık işgal 1 Kasım 2020
Varlık, yokluk, NAVTEX! 20 Eylül 2020
‘Survivor’ gazileri 6 Eylül 2020
Künye 23 Ağustos 2020
Maarem 16 Ağustos 2020