Yerin dibi tam olarak neresi?

16 Mart 2016 Çarşamba

Tekrar tekrar açıp seyrediyorum.
Patlamanın hemen ardından
Kızılay’dan yükselen ve kameraların içinden geçip gerçeğin tam ortasına zehir kelimelerle taş gibi düşen...
O ses...
“Yerin dibine batsın!” diye bağırıyor.
“Hepinizin iktidarı yerin dibine batsın.
Kürt ve Türk halklarının faşistliği yerin dibine batsın! Dinleriniz yerin dibine batsın!
Hiçbiri o genç kızın hayatı etmez! Dininiz de, faşistliğiniz de, iktidarınız da bir genç kız hayatı etmez! Hepinizin dini de, ırkı da yerin dibine batsın!
İktidarınız da, paranız da, başkanlığınız da hepsi!..
Yerin...
Dibine...
Batsın!”
Genç bir adam ekranın içinden çığlık çığlığa bağırıyor ve en doğru hedefi gösteriyor: Yerin dibi.
Peki, ama yerin dibi tam olarak neresi?
Kimse yerin dibiyle ve oraya batması gerekenlerle ilgilenmiyor.
Tarih, bu sayede kaçtır tekerrür ediyor.
Nasıl düşünmemiz isteniyorsa aynen öyle düşünüyoruz.
Kendi kuyumuzu onların elimize tutuşturduğu kazma küreklere sarılıp, şehvetle kazıyoruz.
Tarihte faşizmin oyununa gelmiş ne kadar halk varsa hepsinin kaderi şimdi bizde tekrarlanıyor.
Ama bu gerçek, bizim kaderi alt etmemize zerre kadar yaramıyor.
Canlı bombaların portrelerini didik didik ediyoruz da, kendi insanlık tarihimizin ahmaklıklarla dolu portresine dönüp bakmaya aklımız yok.
Bugüne kadar faşizmin oyuncağı olmuş halkların kaderlerini hatırlamakla ilgilenmiyoruz.
Dünyanın tehditlerinden kurtulmak için kendilerini Führer’lerinin güvenli kollarına teslim eden koca bir halkın kapıldığı girdabın, günümüze kadar tüm detaylarıyla ve defalarca aktarılmış dehşetinden bile ders alamayacak kadar ahmağız.
Birileri bize sokağın tehlikeli olduğunu işaret ediyor ve biz işarete aldanıp
“Güvenlik yok” çığlığıyla kendimizi asıl tehlikenin tehditkâr kollarına atıyoruz.
Elbirliğiyle faşizmin kovanına bal taşıyoruz.
“Türkler de Kürtlere çok çektirdi, olacağı buydu” diyenler...
“Kürtlere o kadar imtiyaz verilirse olacağı buydu” diyenler...
Havada uçuşan şehir isimleri...
Nusaybin, Cizre, Diyarbakır...
İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya...
Tam bu noktada KCK, ölüm mücadelesi vermekten, büyük şehirlerde bundan böyle huzur olmayacağından bahsediyor;
Cumhurbaşkanı da yasalarla teröristin tanımını yeni baştan yapmaktan, gazeteci, akademisyen, sivil toplum çalışanı, iktidarı eleştiren kim varsa hepsini terörist ilan etmekten söz ediyor.
Onlar... Bizi iki yandan kuşattılar; iştahla korkularımızı, isteklerimizi, tahammülümüzü, en fenası da aklımızı güdüyorlar.
Televizyonlarda, gazetelerde hâlâ demokrasinin çıkmazlarından, hukuksal boşluklardan, uluslararası dengelerden, Ortadoğu politikalarından, bölgedeki güç çekişmelerinden, dinden, ırktan, başkanlıktan falan söz edenlerden artık uzak durun.
Açın o genç adamın görüntüsünü, durdura durdura, tekrar ve tekrar seyredin.
Onun bağıra bağıra ve üstüne basa basa söylediği o zehir kelimeleri, kısık sesle, tane tane, neredeyse heceleyerek bir büyü gibi kendinize tekrarlayın.
Kürt... Ve... Türk... Halklarının... Faşistliği...Yerin... Dibine... Batsın... Hepinizin... Dini de... Irkı da... Yerin... Dibine... Batsın... İktidarınız da... Paranız da... Başkanlığınız da... Hepsi... Yerin... Dibine... Batsın!
Sonra yerin dibini bulun; başkasından beklemeden, hepsini dertop edip bizzat kendiniz oraya batırın.
Sürüden ayrılın.
Sürüden ayrılın.
Sürüden ayrılın.
Sürüden... Arkanıza bakmadan... Süratle... Ayrılın.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Vatandaşın evi 23 Temmuz 2021
Mültecinin evi 21 Temmuz 2021
Uçağın kadar konuş! 9 Temmuz 2021