Miyase İlknur

‘Ayyaş’ mı dediniz?

10 Kasım 2018 Cumartesi

İşgal altındaki vatan topraklarını kurtarmak için ulusal direnişi örgütlemeye kalkıştıklarında, mütareke basınının kalem erbapları tarafından “eşkıya”, “ipten, kazıktan kurtulmuş haydutlar”, “ayak takımı” olarak gösterildiler. İçlerinden en insaflı olanı Refii Cevat Ulunay’dı. O da “Delidir bu Mustafa Kemal, deli” dedi. Kurtuluş gerçekleşip kuruluş aşamasına geçildiğinde ise “Ona deli demiştiniz şimdi pişman mısınız” diye sorduklarında da “Ben hâlâ onun deli olduğu görüşündeyim. Zira onun yaptıklarını ancak bir deli yapabilir” diye cevap vermişti.
“İngiliz ve Amerikan himayesine sığınmaktan başka çare yoktur” diyen sözüm ona “akıllılar” yanıldılar. “Deli” dedikleri ise imkânsızı başardı. Mütareke basınının “eşkıya, haydut, deli” dediği Mustafa Kemal ile en yakın dava arkadaşı İnönü’ye yakın zamanda yeni bir lakap daha takıldı: “İki ayyaş”
Carlyle der ki: “Tarih büyük adamların tercüme-i halinden ibarettir.” Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarından başlayarak İsmet İnönü’lü yılların sonuna kadar geçen süre Mustafa Kemal’in ve onun kadrosunun tercüme-i halinden ibaret bir tarihtir. Bu süre zarfında Mustafa Kemal ve arkadaşları İslam coğrafyasında eşi benzeri görülmemiş iktisadi, sosyal ve kültürel bir devrim gerçekleştirdi ki biz buna “aydınlanma devrimi” diyoruz.
Bu kadro cephede ve müzakere masasında yendiği Batı’yı değil, Batı’yı Batı yapan değerleri örnek alarak gerçekleştirdiler bu muazzam devrimi. Zira onlar, Batı uygarlığı dışında geri kalan ve bu geriliklerinde direnen toplumların üstün ekonomi ve teknoloji güçleri tarafından sömürülmeye mahkûm kalacaklarının bilincindeydiler. Niyazi Berkes, bu kadronun fikriyatında Batılılaşmanın bir erek olmaktan çıkıp bir başlangıç noktası olduğunu belirterek, “Atatürk’ün sağlığında belirlenen ilkeler arasında Batılılaşma ilkesi olarak bir ilke bulunmayışı ilginç değil midir” diye sorar.
Berkes’e göre emperyalizme karşı verilmiş ulusal bağımsızlık savaşlarından sonra, o ulusun geleneklerine karşı olan, emperyalist gücün arkasındaki uygarlığa doğru olumlu bir tutum alınabildiği hemen hemen hiç görülmez. Tersine, o ulusu uygarlıktan ayırıcı yönlere yeni bir ulusal kutsallık verme eğilimi doğar. Bunun tersine olan tek örnek Türkiye Cumhuriyeti’dir.
Cumhuriyet devrimini küçümseyip dudak büken İslamcı, liberal ve sözüm ona solcu kimi çevrelere göre “devrim dediğiniz şey; modernite adına yapılmış şekli üstyapı reformlarından öte bir şey değildir” görüşünü savunur. Ne büyük yanılgı. Eğer öyle olmuş olsaydı baba Rıza Pehlevi de bu reformları İran’da yaşama geçirmişti ama maya tutmadı. Demek ki, şekli reformla iş bitmiyor. Kültürel anlamda zihinlerde de bir devrim yapmadan diğer şekli reformlar hiçbir işe yaramıyormuş.
Şimdi gelelim “deli” ya da “ayyaş” dedikleri adamın yaptıkları ile sözüm ona “akıllı” ve “ayıklar”ın yaptıklarının karşılaştırmasına...
İki “ayyaş”ın döneminde 36 fabrika, elektrik, madencilik, haberleşme ve liman işletmeleri, orman ve devlet üretme çiftlikleri ile Merkez Bankası hariç dört banka kuruldu. “Ayıklar” döneminde bu fabrikaların ve işletmelerin tamamı, Merkez Bankası ve İş Bankası hariç bankaların tümü satıldı.
Onların döneminde cephede savaştığımız bütün ülkelerle dost olduk. “Ayıklar” döneminde hepsiyle kavgalıyız. Eski düşmanlara yenilerini ekledik.
“Türkiye Cumhuriyeti dervişler, şeyhler ve meczuplar ülkesi olamaz” diyerek tekke ve zaviyeler kapatıldı. Şimdi ülkenin her mahallesinde bir tekke, devletin televizyonu dahil bütün ekranlarda tarikat şeyhleri arzı endam ediyor.
1920’li yılların sonundan 1950’lere kadar din dersleri müfredattan çıkarıldı. “Ayıklar” zorunlu din dersleri yetmezmiş gibi müfredata yeni dini dersler eklediler.
“Andımız”ın müellifi Reşit Galip Bey döneminde Avrupa’dan Nazi karşıtı öğretim üyeleri Türkiye’ye davet edildi. Hukuktan mimarlığa, güzel sanatlardan fizik, kimya, tıp ve arkeolojiye kadar çeşitli bilim dallarında kürsüler kurdular. “Ayıklar” döneminde parlak Türk bilim adamları yurtdışına kaçtılar. Kaçmayanlar da üniversiteden ihraç edildiler.
“İki ayyaş” Lozan’da vatan topraklarına katamadıkları Hatay’ı büyük bir diplomasi hamlesiyle ana vatana bağladılar. Sözüm ona akıllı ve ayıklar döneminde Ege’de 18 adamıza Yunanistan el koydu.
1932’de Sovyet bilim adamlarından Prof. Orloff başkanlığında bir Sovyet heyeti gelerek Türkiye’nin ilk beş yıllık sanayi planını yaptı. Bu plan sayesinde sanayi yatırımları hızlandı ve büyüme oranı arttı. “Akıllı ayıklar”, “Bize plan değil pilav lazım” deyip DPT’yi kapattı.
Kendisi alaturka müzik sevmesine karşın bir yandan Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nı kurup klasik müzik ve opera eğitimi için Türk Beşlileri’ni Avrupa’ya öğrenim için gönderirken diğer yandan Bella Bartok, Ferruh Arsunar ve Muzaffer Sarısözen gibi müzik adamlarını da Anadolu’da halk türkülerini derlenmesi için görevlendirdi. “Akılılar” ve “ayıklar” döneminde ise arabesk ve piyasa müziği baş tacı yapıldı.
“Deli” ve “ayyaş” dedikleriniz 15 yıl gibi bir süreye bunları sığdırdılar. Onların hazırladığı muazzam altyapıya rağmen 80 yıldır yapılanlar ortada. Bari susun ve o “İki ayyaş” ve “Deli”nin önünde saygıyla eğilin.


Yazarın Son Yazıları

Aşı kaynatma 16 Ocak 2021
Hafiyesi Mahmut 26 Aralık 2020
Beyni Allah’tan iste! 19 Aralık 2020
Sayım suyum yok 5 Aralık 2020
Çokomelli hafta 14 Kasım 2020
Akil ve sakil 31 Ekim 2020