CHP Barajının Su Seviyesi...

29 Eylül 2014 Pazartesi

Eğitimden yargıya devletin ve toplumun temelini oluşturan konularda yaşanmakta olan dönüşüm, salt bir siyasal parti icraatı olarak yorumlanamaz.
Başka bir devlet-toplum inşası söz konusu.
Kuvvetler ayrılığı zaten rafa kalkmıştı. Şimdi Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlık arasındaki devlet dengesi de ortadan kalktı. Kimin yetkisi kimin elinde, belli değil.
Meclis’in yasa çıkarma sistematiği sona erdi. Ne gerekiyorsa, koy torbaya.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) yapısı bir daha değişecek. 12 Ekim’de yargı mensupları sandığa gidecek. AKP yöneticileri, “İstemediğimiz sonuç çıkarsa seçimi gayri resmi ilan ederiz” diyebiliyor. Devlet kurumları arasındaki dengeden sorumlu Cumhurbaşkanı da bu görüşü tamamlarcasına, “HSYK için B hatta C planımız var” diyor.
Eğitimin kalitesi elde edilen bilimsel başarılarla ve toplumsal gelişimle ölçülür. Bunda geriye gidiş var. Hükümetin derdi ise bunlar değil, eğitimin mezhepleştirilmesi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) okullardaki din derslerinin zorunlu olamayacağı kararının ardından türbanı ilkokullara da sokmanın önü açıldı.
Dış politikada ulusal çıkarlar tamamen dışlandı, sadece ikilinin hırsı var.

***

Yukarıdaki sorunların sağlıklı tartışılmasını sağlayan bir medya yoğunluğu da yok. Hükümet “çok kanallı tekseslilik” hedefini büyük ölçüde gerçekleştirdi. Pek çok gazete de aynı başlıklarla çıkıyor.
Toplumda her şeyin daha da kötüye gideceğine, kolay kolay bir iktidar değişikliği olmayacağına ilişkin yerleşmiş bir algı var. Buna “öğrenilmiş çaresizlik” denebilir. İktidarın özenle yerleştirdiği bu iklimde gidişi onaylamayanlara “kuşatıldınız, bir an önce teslim olmak sizin yararınıza” deniyor.
Bu gidişi değiştirebilecek başlıca etken, görünen siyasi tablo içinde CHP’nin güçlü bir iktidar seçeneği olarak öne çıkabilmesi, kendini bu algıyla kabul ettirebilmesidir.
CHP’nin yukarıda altını çizdiğimiz, daha uzun listeleyebileceğimiz sorunları en etkili şekilde dile getirmesi, “seçeneksizlik” algısını değiştirmeye yetmiyor. Bu algıyı ortadan kaldırmanın başlıca yolu “Türkiye’yi CHP daha iyi yönetir, ekonomiden eğitime, toplumu bugünkü düzeyinden daha ileriye götürür” duygusunu yaratabilmektir.

***

CHP’nin bu yöndeki çabaları karşılık bulsaydı seçenek tartışması çoktan başlamış olurdu. Gündemi etkileyecek düzeyde böyle bir tartışma başlamadığına göre, 2015 seçimlerine bu kapıdan girmek gerekiyor. CHP’nin buna ilişkin çalışmaları önümüzdeki günlerde açıklanacak.
Ancak asıl altını çizmek istediğimiz gerçek şu: Başta vurguladığımız sorunlar salt siyasi bir faaliyetin çok ötesinde; devlet ve toplum dönüştürülüyor. O zaman, sorumluluk ana muhalefet partisi olarak CHP’nin yanı sıra toplumun tüm kesimlerini de kapsamaktadır.
Bir barajın çok elektrik üretebilmesi için çok büyük inşa edilmesi, donanımlı olması yetmez; barajı besleyen su kaynaklarının da güçlü olması gerekir.
Eğitim, yargı, gelir dağılımı dengesi tüm toplumun sorunu ise bu alanlarda olağanüstü erozyon yaşandığında tüm toplumun ayağa kalkması sonuç getirir.
İktidarın toplumu suskun ve her şeye razı hale getirdiği bir ülkede muhalefeti seçenek haline getirecek kaynaklar da kurur.
Türkiye’de böyle bir sıkıntı yaşanıyor.
Bunu aşmanın yolu, en azından toplumun duyarlı kesimlerinin tümünün sorumluluk almasıdır.
Toplumsal bir silkelenmeye gereksinim var.  


Yazarın Son Yazıları

11 Mart’a dönüş! 19 Kasım 2020
40. yıl! 11 Kasım 2020
Nasıl bir Bayraklı? 5 Kasım 2020