Erdoğan: ‘Defol ABD!’ Akar: ‘Dost ABD!’

26 Ekim 2021 Salı

Erdoğan’ın, bir kriz çıktığında bunu aşmak için kullandığı başlıca yöntem şu:

Mevcut krizi katlayacak başka bir kriz çıkarmak!

Yaşadığımız süreç, bunun etkili bir yöntem olduğunu, en büyükten daha büyük krizin de yaratılabileceğini gösterdi.

Bu kez öncekilerle karşılaştırılması daha zor bir krizler zinciri içindeyiz. Bu tablodan en az kaygı duyan sanırız Erdoğan. Çünkü onu sadece iktidarını koruması ilgilendiriyor.

Osman Kavala’nın dört yılı bulan tutukluluğuyla ilgili Twitter muhtırası veren 10 ülkenin büyükelçileri, Türkiye’de yıllardır konuşulan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) net biçimde altını çizdiği bir hukuksuzluğu dile getirdiler. 

Hukukta bir söz vardır:

Usul, esasın kapısıdır!

ABD, Fransa, Almanya, Hollanda, İsveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka, Kanada ve Yeni Zelanda bayraklarıyla yapılan bu açıklamanın “usulü” her şeyin önüne geçti.

***

İlk soruyu şöyle soralım:

Bu ülkeler, Erdoğan’ın bu tür bir tepki verebileceğini, böyle bir “dış müdahaleyi”, iç politikada kullanacağını bilmiyor muydu ya da tahmin etmiyor muydu?

Sorunun yanıtı “hayır” ise işe baştan başlasınlar. “Evet” ise işin içinde iş var!

Konunun bu yanı daha çok su kaldıracak. 

Biz durumun sıcak boyutlarını, hafta sonunda yaşananları özetleyelim. Başkentteki dumanlı havadan görülebilenler şunlar:

- Erdoğan, 10 büyükelçinin istenmeyen adam ilan edilmesi emrini verdikten sonra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, soluğu Saray’da almak üzere yola çıktı ama görüşme gerçekleşmedi.

- Çavuşoğlu, bunun üzerine Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ı arayıp “Bütün ağırlığını koymalısın” diye özetlenebilecek bir istemde bulundu.

- Akar, Saray’la görüştü. Durumun Türkiye lehine olmayacağını anlattı.

- Numan Kurtulmuş da bu yönde görüş belirtti.

- Ancak Saray’ın bazı daimileri kararın doğru olduğu yönünde işleme yaptılar.

- Erdoğan, görüştüğü kişilere göre yumuşadı-sertleşti. Bir ara, “Hiç değilse 3-5 tanesini gönderelim” dedi. Bunun bir anlamı olmayacağı görüşü ağır bastı.

Yukarıda aktardıklarımız kulislerden sızanlar.

Erdoğan Afrika dönüşü uçakta verdiği işareti Eskişehir’de netleştirdi, öncülük ettiği söylenen ABD elçisi başta olmak üzere hepsine “densiz” dediği saatlerde Akar da NATO Savunma Bakanları toplantısından dönüyordu. Şu sözleri medyada yer alıyordu:

“Stratejik müttefikimiz ve dostumuz ABD’den hem blok 70 Viper F-16 tedariki hem elimizdeki uçakların modernize edilmesi için teknik çalışma başladı...”

Bir bakıma Erdoğan “Defol ABD elçisi” derken, Akar “Dost ABD” diyordu!

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!

***

Bunlar yaşanırken İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da “En başa beni yazın” dercesine Hakkâri dolaylarından “dış güçlere” verip veriştiriyordu.

Akar ve Soylu’nun, “Erdoğan sonrası” diye başlayan cümlelerde adı geçtiği Türkiye’den önce yurtdışında yazılıp söyleniyor.

Akar’ın önümüzdeki dönem nasıl bir yol izleyeceğine ilişkin şimdiden öngörülerde bulunmak zor. Akar ile ilgili başkent kulislerinde kullanılan şu cümleyi paylaşmakla yetinelim:

“Şeytanla yarışa girse kazanır!”

Biz Akar’ı yakından tanımıyoruz. Ancak tanıyanların kurduğu cümle böyle. ABD ile en gerilimli günlerde Akar’ın hem dostluktan ve müttefiklikten hem de şerefli NATO üyeliğinden söz etmesi şeytanın aklına gelmeyecek soruları akla getiriyor!

Belki Erdoğan mikrofon önünde gürlerken o, “Merak etmeyin günün sonunda birlikteyiz” demek istiyordur...

Belki NATO’daşlığın getirdiği bir reflekstir...

Kim bilir belki de sadece rastlantıdır...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

5+40+Bütçe=1 30 Kasım 2021