Kalbimizle Düşününce...

27 Temmuz 2014 Pazar

Goethe şu sözü Türkleri de düşünerek söylemiş olmalı: “Gönlümüz bize aklımızdan daha yakındır!”
Doğu-Batı karşılaştırmalarında yapılan benzetmelerden biri de şudur: Doğu karar verirken, düşünce oluştururken daha çok kalbini kullanır, Batı ise beynini!
Doğu’nun batısındaki, Batı’nın doğusundaki bizler ise her iki yaklaşımın karışımıyla hayata bakıyoruz.
Kalbin hiç devrede olmadığı bir düşünce elbette kurudur, insani değerlerden de uzaktır. Buna karşın salt kalbin damarlarından çıkmış bir düşüncenin de yaşamın gerçekleri karşısında tutunma olasılığı çok fazla olmasa gerek.
Bu iki bakış insanın günlük yaşamından uluslararası ilişkilere kadar her alanda kendi yerini artırmaya bakar.
Churchill’in şu sözü uluslararası ilişkilerin de ana yollarından biri değil midir:
“İngiltere’nin hiçbir zaman ezeli dostları ya da ezeli düşmanları olmamıştır, her zaman ezeli çıkarları olmuştur!”
19. yüzyılda dünyanın dört bir yanına uzanan gücüyle “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” kuran İngiltere bu yaklaşımını sonraki yüzyıllara da taşıyıp iyi-kötü örneklerle dünyaya ders oldu.

***

Doğu yaklaşımında ise Churchill’in bakışının tersine kişisel duyguların, kurulan dostlukların ya da düşmanlıkların belirleyici olduğu pek çok örnek vardır. Yıllar önceki Orta Asya gezimin Özbekistan durağında Timur’un mezarı da görmek istediğim yerler arasındaydı. Semerkant’ta gül bahçesi ortasındaki mavi desen ağırlıklı gösterişli anıtmezarın üst katı görüşe açıktı, asıl mezarın olduğu alt bölüm ayrıca görülebiliyordu.
Müze görünümlü üst katta, Timur’un imparatorluk yaşamı boyunca yaptığı savaşları ve kazandığı toprakları gösteren haritalar ve anlatımlar vardı. Harita, dünyayı titreten Timur’un sadece dönemin Türk boylarına ve devletlerine karşı savaştığını gösteriyordu. Gezi dönüşü tarih kitaplarına baktığımda böyle bir anlatımın olmadığı, ama analiz içerikli kitaplarda bu gerçeğin altının çizildiğini gördüm. Timur, imparatorluğunun doğusunda Harzemşahlardan batısında Osmanlı’ya kadar sadece Türklerle savaşmıştı. Rotasını çizen söz de şuydu:
“Yeryüzünde benden başka Türk imparator olamaz, olmamalı...”
Bu yaklaşım beyinde üretilmiş aklın ürünü mü, kalpte çoğalmış duyguların ürünü mü sorusunun yanıtını okura bırakalım.

***

Gerçekçi olan o ki; kalbimiz her şeyi üretme gücüne sahip çok verimli büyük bir topraktır. Beynimizse bu toprakta üretilmiş olanları değerlendiren, pişiren büyük bir mutfak.
Kalp-beyin ikilemini, 12. cumhurbaşkanı seçimi sürecindeki tartışmalar aklımıza getirdi. Ülke sevgisinden demokrasiye inancından, iç barış isteminden zerre kadar kuşku duymadığımız kimi insanlardan şu tür sözleri duyuyoruz:
“Sandığa gitmek içimden gelmiyor...”
“Oy vermeye yüreğim el vermiyor...”
“İstemeye istemeye gideceğim...”
Yazı aramızda, benim de kalbimden onlarca şey geçiyor. Ama beynim, Türkiye gerçeklerini düşün, teraziyi iyi tart, şöyle olsaydı-böyle olsaydı diye değil mevcut durum ne ise ona göre karar ver, diyor. Voltaire’in dediği gibi akıl her şeyi olduğu gibi görmekten başka bir şey değil.
Görünen tabloda en büyük lüks her şeye kayıtsız kalıp sandığa gitmemektir.
Böyle bir lüksümüz yok.
Düşünürken elbette kalbimizin de payı olmalı ama akıl terazisinde tartılmamış hiçbir düşüncenin ağırlığı yoktur!  


Yazarın Son Yazıları

Sırıtıyor... 22 Ekim 2020
Hukuksal soykırım! 18 Ekim 2020