Önce gözünü oy... Sonra gözbebeğimiz de!

29 Temmuz 2020 Çarşamba

Güne dünkü yazımızda vurguladığımız iki kavrama ilişkin okur mesajları ile başladık:

İktidar muhafızları... Aktif taban...

İktidarın halka vereceği bir şey kalmadığını, bu nedenle ayakta durmak için geniş toplumsal yığınlara hitap etmek yerine kendisine “muhafızlıkyapacakaktif bir taban” üzerine oturmak istediğini vurgulamıştık. 

Bu kavrama hak verenler, böyle devam ederse yakın gelecekte daha olumsuz gelişmelerin yaşanacağına dikkat çekip devam ediyordu:

Bunu sizin de görmüş olmanız gerekir... O zaman umut bu işin neresinde!”

Öyle anlaşılıyor ki umut üretme konusunda okurla daha fazla karşı karşıya geleceğiz. Bu iyi bir şey. İnsan aradığını sorgular!

Bir başka okur yazıyı şöyle anlamış:

Yani içiniz rahat olsun, güzel günler gelecek, umutlu olun diyorsunuz değil mi?

Hemen yanıt verdim:

Hayır... İçiniz rahat olmasın! Güzel günler onu gerçekten çok istersek, onun için mücadele edersek gelecek... Umutlu olmak kaygısızca keyfine bakmak değil... Umut da bir üretim işi!

Bir okur ise Sun Tzu’nun, “önce rakibinin iradesini esir al” sözüne gönderme yaptıktan sonra itirafla başlamak istediğini söyledi:

Kaybettik duygusu bana yerleşti, gitmiyor!

Öfkeli bir okurun başta Lanet İşleri Başkanı olmak üzere toplumun hassasiyetleriyle oynayanlara yönelik sözlerini burada paylaşmak mümkün değil!

***

Yukarıda özetlediğimiz tablo seçmenin sandığa hangi duygularla gideceğinin göstergesi... Oyunu kullanacak kişinin içinde üç temel duygu vardır:

Öfke, korku, umut...

AKP’nin en ustaca kullandığı duygu, korku... Cervantes’in söylediği gibi korkunun gözleri çoktur, insan bir kere korkuya yenildi mi, her şeyden korkar, her şeyden korku üretir!

AKP’nin bu konudaki ustalığını 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra 1 Kasım 2015’te seçimi yenileme sürecinde gördük.

Öfke beyinden çok kalpten beslenir. Akılla çok işi olmaz. 

Umut, siyasetin başlıca yeteneği. Tariflerden biri bu:

Siyaset, umut üretme sanatıdır.

İşte biz de bunu “üretebilmekten” söz ediyoruz. O nedenle “umut”lu söylemler korku ve öfkeden farklı. Öfkeyi ya bastırıyoruz ya baldan tatlıdır diye başlayıp devam ediyoruz. Korkuyu ya yeniyoruz ya ona teslim oluyoruz.

Umut öyle mi? Besliyoruz, yeşertiyoruz, doluyoruz... Ya da tüketiyoruz.

İşte siyasiler, kanaat önderleri bütün bunların katalizörü!

***

Konuya bir başka açıdan bakınca, AKP’nin toplumu sindirmek için iktidar muhafızları kurmayı hedefleyen adımları fırtınada savrulan ucu açık elektrik telleri gibi kimi ne zaman etkileyecek, belli olmaz. 

Tıpkı laboratuvarda “kontrollü” ürettiğinizi sandığınız bir kimyasalın sizi de yakması gibi! 

İktidar muhafızları Ayasofya’dan sonra işi “hilafet isteriz”e, “Lozan’ı çöpe atalım”a getirdiler. İşin kontrolden çıkabileceğini düşünen AKP hemen sözcüsünü konuşturdu:

Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik bir sosyal hukuk devletidir. Cumhuriyet gözbebeğimizdir...

Önce Cumhuriyetin gözünü oy, sonra gözbebeğimiz de!

AKP bu söylemlerin yükselmesi için bilinçli olarak ön açmış olabilir. Toplumu germede iyi bir işlev üstleneceğini düşünebilir... Ya da ucunu açık bırakıp nereye kadar varacaksa varsın, nasıl olsa ipi bizim elimizde diye düşünmüş olabilir...

AKP şu an gittiği yolu kendisi açısından kullanışlı bulabilir.

Türkiye gerçekleri yerine AKP dayatmaları konuşuluyor...

Toplum, tarihimizin önemli günlerini gerilim olarak yaşıyor...

Ekonomideki kötü gidişe yönelik algılar dağıtılıyor...

Devlet kadrolarında yüksek yerlere getirilen “dosyası kabarık” yöneticiler istenilen her kararı alıyor...

Geçmişte kamyon arkasında okuyup not ettiğim sözlerden biri şuydu:

Gittiğim yol, yol değil ama manzarası güzel!

AKP için şu an yolun manzarası güzel olabilir ama...

Yol, yol değil!


Yazarın Son Yazıları

O... 20 Eylül 2020
Sudan dersleri... 16 Eylül 2020
Siyasal ısınma! 10 Eylül 2020
Ömür boyu Atatürk’le... 30 Ağustos 2020