20. yüzyıl diktatörleri halkı uyutmak, siyasetin dışında tutmak, ülke sorunlarıyla ilgilenmemesini sağlamak için en çok futbolu kullandılar.
Türkiye için de zaman zaman geçerli olan bu yöntem, Gezi dirilişinin ardından tam tersi sonuçlar doğurmaya başladı.
İktidar, futbolun hemen tüm kurumlarını ele geçirdi. Kulüp yöneticilerini her yöntemi kullanarak kendi yörüngesine soktu. Stadyumları, sanki cebinden para verip yaptırmış gibi göstererek taraftarın sempatisini toplamaya çalıştı...
Ama olmadı...
Bütün “ele geçirme” girişimleri ters tepti. Taraftar siyasal üstünlüğü ele geçirdi.
Taraftar dedi ki:
“Biz futbolda seyirciyiz, ama ülke sorunlarında seyirci değiliz...”
Hazırlık maçlarında bile yaşanan bu tablo karşısında 11 Ağustos’ta oynanacak Galatasaray-Fenerbahçe Süper Kupa Finali için akıl almaz önlemlere başvuruldu. Pankarttan davula kadar her şey yasak.
Beşiktaş maçları için de stat sözleşmesi yapılırken, “taraftarın siyasi slogan atmaması” koşulu getirildi.
Bir iktidar düşünün ki futbol maçlarından korkuyor. Kulüp amigolarını toplayıp kendi amigosu yapmaya girişiyor. Taraftar bunu yutar mı!
***
Benzer bir durum üniversiteler için geçerli. Mayıs sonu haziran başındaki üniversite kapanış törenleri, öğrencisinden öğretim üyesine kadar tüm kesimlerin “Gezi Direnişi”ni selamlaması ile geçmişti.
Bu nedenle kimi üniversitelerde kapanış törensiz olmuştu.
İktidarı şimdiden sonbahardaki üniversite açılışlarının korkusu sarmış görünüyor.
Korku imparatorluğu yaratanlar şimdi toplum korkusunun esiri olmuş durumdalar.
Bugün Türkiye’de hiçbir kesim özgür değil. Gelinen noktada buna iktidar da dahil.
Ancak toplum dalga dalga esaret zincirlerini kırıyor.
Stat tribünlerinden özgürlük marşları yükseliyor.
Üniversite kampusları, “bilim özgürlükle birleşmezse bilim olmaz” diyor.
Semt parkları her akşam özgürlük çiçekleriyle renkleniyor.
Tatil beldelerinde bile insanlar, gittiği yere kendini de götürmüş, ülke gerçeklerinden kopmuyor.
***
Bütün bunların gösterdiği şu:
AKP, 2002-2012 arasındaki 10 yıllık iktidarın ardından çöküşe geçti.
2012’de bunun işaretleri vardı, 2013’te gözle görülür hale geldi. AKP bu uyanışa karşı durdukça marjinalleşiyor.
AKP’nin toplumsal uyanışı durdurmak için kullandığı başlıca silah, yargı.
Herkesin bir gün gereksinim duyacağı hukuk, bugün AKP elinde tutsak olmuş; vicdana, özgürlüğe muhtaç halde.
Çeşitli illerde dalga dalga yapılan, 30 Temmuz’da sabah baskınlarıyla gerçekleştirilen Gezi operasyonları, bu tablonun sonucu.
Gezi operasyonlarının nasıl bir seyir izleyebileceğine ilişkin öngörülerimizi geçen hafta paylaşmıştık; ne yazık ki o yönde devam ediyor.
Yargı, Gezi’den darbe planları üretme arayışında. Bulamayınca, iktidarın sözcüleri, medyası ve iktidarın BDP kanadı devreye giriyor.
İktidarın, yargıyı ve güvenlik güçlerini halkın üzerine sürmesiyle birlikte, buna hukukun içinde kalarak yanıt vermenin tek yolu, herkes için adalet istemektir.
“Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganının en güncel olduğu dönemdeyiz.
Bu anlamda en güncel durum 5 Ağustos’ta Silivri’de olmaktır. Bu buluşmadan korkanlar olmadık şeyler üretiyorlar.
13 Aralık’ta, 8 Nisan’da Silivri’de olanlar, 31 Mayıs’tan bu yana Gezi’de olanlar çok iyi biliyorlar ki, haklı olmak kadar haklı kalmak da önemlidir.
Futbol tribünlerinden, üniversite kampuslarından, kendi düzenlemediği iftar sofralarından korkan iktidar, elbette 5 Ağustos buluşmasından da korkacaktır, korku üretmeye çalışacaktır.
Artık boşuna...
Eski korkular meşale oldu!
Ve diktatör Futboldan korkuyor
Yazarın Son Yazıları
7 Ocak Çarşamba günü Ekrem İmamoğlu ile Silivri’deki görüşmemizin ana konusu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 2025-2026 yılı bütçesiydi.
Çarşamba Silivri’deydik, bugün Adana’dayız!
AKP, emekliye zam oranını artıramayınca Meclis’teki temsil oranını artırmak için harekete geçti.
Başlık klasikleşmiş bir anlatım.
ABD’nin Venezüella Devlet Başkanı Maduro’yu eşiyle birlikte New York’a kaldırması, dağa kaldırmaktan daha kaba bir operasyon!
Yeri geldikçe vurguluyoruz, Türkiye dünya ile komşu!
Halının altı o kadar çok yükseldi ki 2026’yı zor görüyoruz!
2025’in son gününde, geçen 365 güne bakınca hayıflanmadan edemiyoruz...
Yılın son pazartesi gündemini tahmin etmek zor değildi.
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın 9 Aralık’ta TBMM’de mülakat eleştirileri yöneltip “Utanmıyor musunuz” sorusuna AKP’li mevkidaşının yanıtı şu olmuştu...
Libya Genelkurmay Başkanı Muhammet Ali el Haddad’ın Türkiye’ye yaptığı resmi ziyaretten sonra ülkesine dönerken uçağının düşmesi sonucu heyetiyle birlikte ölümü, pek çok soru işaretinin doğumuna neden oldu.
2025, 2026’ya hayli karışık, yeniden biçimlenmelere açık, seçenekleri bol bir siyasal gündem devrediyor.
Toplumda ciddi sarsıntı yaratan operasyonlar için sık kullanılan cümlelerden biri şudur: Zamanlama manidar!
9 Aralık’ta TBMM Genel Kurulu’nda CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, “ayrıcalıklı” işe girenleri sıraladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan, son günlerde bazen konuşmuyor!
Ne zaman, zamansız bir ölüm haberi alsam aklıma ilk Yunus Emre’nin dörtlüğü gelir...
Gündemde asgari ücret var.
TÜİK deyince aklımıza ilk enflasyon rakamları geliyor ama kurumun Türkiye’nin her alandaki verilerini derleyip toparlamak, bunları “bilgi” haline getirmek gibi önemli bir işlevi var.
ABD’nin yeni strateji belgesi yayımlandı.
2026 yılı bütçesinin TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlamasıyla ekonomi hak ettiği gündem önceliğini bir nebze kazandı.
Suriye’de Esad rejiminin devrilmesinin üzerinden bir yıl geçti. 8 Aralık 2024’te Şara ve beraberindekiler Halep’ten çıktıkları engelsiz yolculukla Şam’a vardılar. Havaya sıktıkları zafer kurşunları Esad güçlerine sıktıklarından çok daha fazlaydı.
Sayın Büyükelçi, göreve geldiğiniz günden beri Türkiye ve bölge üzerine tezler ortaya atıp geçmişten geleceğe aklınıza geleni söylüyorsunuz.
Dün sabah saat 10.00’da enflasyon rakamlarının açıklanmasıyla birlikte art arda buna paralel haberler döküldü:
Uzunca bir süredir tarımdan gelen olumsuz haberler zincirine sonunda iktidarın TÜİK’İ de katıldı.
Papa 14. Leo’nun Türkiye ziyareti sona erdi, tartışmaları devam ediyor.
CHP’nin 39. olağan kurultayı Ankara için sık kullandığımız şu tanımın gölgesinde başladı...
İBB iddianamesi İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi.
Uzun süre tartışıldıktan sonra ansızın gerçekleşen İmralı görüşmesinin yeni bir sürecin başlangıcı olduğunu dün vurgulamıştık.
Kritik haftalardan bir hafta daha başladı.
Son birkaç gündür uzun süredir konuşamadığımız, Anadolu’nun pek çok yerinden eski-meyen dostların sesini duyduk.
Kamuoyunda “Terörsüz Türkiye” diye bilinen komisyonun tam adı şöyle...
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin dün partisinin grup toplantısındaki konuşması bir süredir kulislerde dalgalanan pek çok olasılığın doğruluk payını arttırdı.
Güney yelpazemizde birbirinden farklıymış gibi seyreden gelişmeleri birleştirince ortaya Türkiye’nin etrafını saran bir yay çıkıyor.
Satır sözcüğünün ikinci anlamı şu...
Bir 10 Kasım’da daha Mustafa Kemal Atatürk’ün unutulmaz, unutturulamaz olduğunu yaşadık.
Dün sabah iktidar medyasının haber vermesiyle gündeme düşen İmamoğlu iddianamesi saat 15.00 sıralarında kamuoyuna ulaştı.
7 Kasım 1980 Cuma günü. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde günün sonuna yaklaşıyoruz.
1293 gündür hapiste olan Tayfun Kahraman’la ilgili Anayasa Mahkemesi’yle İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi arasındaki asimetrik çatışma Türkiye’nin hukuksuzlukta geldiği noktanın yeni bir ivmesi oldu.
Dünyanın Trump krampına girdiği bir süreçte ABD’nin kalbi New York’ta belediye başkanlığı seçimlerini Müslüman kökenli sosyalist Zohran Mamdani’nin kazanması, içinde büyük umutlar taşıyan önemli bir başlangıç olabilir!
Her şeyin pazarlığa tabi olduğu bir dönemdeyiz.