Hatay’ı seven Suriye’deki yangına körükle gitmesin!

11 Mayıs 2015 Pazartesi

Geçtiğimiz hafta, bir konferans vesilesiyle, uzun yıllar sonra Antakya/Hatay’a gitme fırsatı buldum. Buralar benim çok sevdiğim yerler ve öte tarafta çok sevdiğim yerlere, Halep’e, Lazkiye’ye, yani Suriye’ye komşu yerler. Çok şükür, sınırın bu tarafında hayat, dışardan görüldüğü kadar kaygı verici değil, her şey yolunda devam ediyor gibi. Nitekim, bizi ağırlayanlar da “Söylentiler çok karanlık bir tablo çiziyor, ne olur gördüğünüzü yazın, insanlar burayı savaş mahalli gibi görmesin” diyor. Gördüklerimiz, gördüğümüz kadarıyla iyi, güzel, ama sorun göremediklerimiz, ilk bakışta görünmeyenler hakkında duyduklarımız.

Derin ayrışma
Duyduklarımız hiç iç açıcı değil. AleviSünni ayrışması dışardan duyduğumuzdan daha derin, daha çok Alevileri, ama tüm kesimden insanı fazlasıyla kaygılandıracak boyutta. Bugüne kadar, tüm farklılıkların bir arada kardeşçe yaşadığı iddiası Türkiye’nin geneli için de, buralar için de sorgusuz sualsiz kabul edilebilir bir tablo değil. Nitekim, burada yaşayanlar, her zaman Aleviler ve Sünniler arasında telaffuz edilmeyen duvarlar olduğunu ama ayrışmanın hiç bu kadar yoğun olmadığını söylüyor.
Suriye savaşı, tüm hayatı olumsuz etkilediği gibi, bu ayrışmayı da derinleştirmiş. Yok, meselenin kökünde iktidar karşıtlığı yatmıyor, sorunun başını çeken iktidarın Suriye politikaları olmuş. Yoksa, her kesimden insan, Suriye ile vizelerin kalktığı dönemi özlemle yad ediyor. Vizelerin kalkması da mevcut iktidarın attığı bir adımdı, ama hayırla yâd ediliyor. Yıllarca aşılamayan sınırların birdenbire kalkması, hem ekonomiyi canlandırmış, hem kültürel, coğrafi yakınlık bağlarını canlandırmış, o dönem Halep su yolu olmuş. Ama aniden her şey tersine dönmüş, insanlar neye uğradıklarını anlayamamış. O kadar da değil, buraların savaşın sınırı, havzası, hatta parçası olması, hayatı toptan değiştirmiş.
Bu kadarını dışardan da izleyebildik; Suriye’den göç edenler, cihat için Suriye’ye geçenler, mola verip Suriye’den dönenler; hepsi hakkında çokça yazılıp çizildi, hatta dünyabasınının mevzusu oldu. Öyle olduğu halde, buralardaki pek çok insan bu konulara girmekten çekiniyor ama hem çekiniyor, hem de anlatmak, duyurmak istiyor.

Tek gerçek: Kuşku
Gelmişken, Reyhanlı’ya gittik, gazeteci olduğunuzu öğrenenler fısıltı ile seslerini duyurmaya çalışıyor, çarşıda, pazarda rastladığınız genç kızlar usulca, sokağa çıkmaya korkuyoruz, etrafta dolaşanları tanımıyor, tedirgin oluyoruz, daha pek çok şey var ama neyse deyip susuyor. Açık konuşan da var; 11 Mayıs 2013’te 53 kişinin ölümü ile sonuçlanan bombalama olayının mahkemesinin temmuza ertelendiği gün Reyhanlı’da konuştuklarımız, her şeye kuşku ile bakıyor. Ölüm oranının 53 üzerinde olduğu ve gizlendiğini, bu olayın provokasyon olduğu ile başlayıp, pek çok iddia ileri sürüyor. Gerçek olan tek şey; buralardaki insanların artık her şeye kuşku ile baktığı. Sokaktan ambulans geçerken, ‘bunların içinde hasta değil, silah var’ diyorlar, diğerleri ‘yok niye ambulansla taşısınlar büyük araçlar zaten silah taşıyor’ diye karşı çıkıyor, daha neler neler anlatıyorlar...

Çocuklar bile biliyor
“Savaşların ilk zaiyatı gerçeklerdir” denilir, sahiden de can kaybına, her türlü acıya hep gerçeklerin kaybı eşlik ediyor gerçek olan ne tevatür olan ne ayırt etmek imkânsız hale geliyor. Sonuçta önemli olan algılar; doğru veya yanlış, insanlar artık resmi açıklamaların tamamının çarpıtma olduğunu düşünür hale gelmiş. Bir de, ‘savaş mahalleri’nin başka gerçekleri var, savaş ekonomisinden çıkar sağlayanların nasıl ortalığı kapladığı da tüm açıklığı ile sayılıp dökülüyor. Her şey mezhep, ideoloji değil bazen daha önemlisi başta mazot olmak üzere, yeni zenginlik kaynağı olan kaçakçılık. Bu sıradan kaçakçılık değil, Suriye’nin yağmalanması, daha sonraları IŞİD’in finansman kaynağı olan kaçak ekonomisi. İktidarın ‘yabancı basının Türkiye’yi karalaması’ diye tanımladığı şeyleri, burada sokaktaki çocuklar bile biliyor.

Hayat darbe almış
Buralaradaki hastanelerde, Suriye’de savaşırken yaralanaların tedavisine rastlamayan yok. Bundan sonrası farklı iddialar, kimi devlet hastanelerinde yaralı Suriyelilere öncelik verildiğinden söz ediyor, kimi özel hastanelerin paralarını Katar’dan aldığından! Hangisi, ne kadar doğru bilmek zor, ama görünen tablo, buralarda hayatın ciddi darbe aldığı, bu darbenin siyasi tercih meselesini çoktan aştığı.
Tam da bu nedenle, Antakya merkezin otel, kafe ve lokantaya çevrilmiş avlulu evlerinde, ikram edilen şahane yemekler boğazıma dizildi. Allah korusun, benzetmek gibi olmasın, ama Halep’in hayali bir an bile aklımdan çıkmadı. Dört sene öncesine kadar Halep’te benzer yerlerde benzer yemekleri yerken, bugünkü kâbusu düşünmek imkânsızdı, şimdi ise Halep’in tekrar eski haline gelmesini hayal etmek imkânsız hale geldi. Ne olur, bu kâbusun sınırın bu tarafına sıçramasına izin vermeyellim, benden uzak demeyin, artık kâbus bize çok yakın!
Hafta sonu Hatay’da miting yapan Başbakan, iddia ettiği gibi Hatay’ı çok seviyorsa, her şeyden önce Halep’teki yangını körüklemekten vazgeçsin.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

‘Yeni devlet’ 7 Ağustos 2017
‘Evrim teorisi’ 28 Temmuz 2017