Olaylar Ve Görüşler

Bugün Nisan 1 peki, siz kaç insansınız?

01 Nisan 2020 Çarşamba

CİHAN DEMİRCİ 

Karikatürist 

Bugün 1 Nisan, nisanın biri... Zaten uzun zamandır es geçtiğimiz, unuttuğumuz bir gün!.. Çünkü epeydir “neşe”den ve “şaka”dan çok uzaklaştık!.. Çünkü epeydir hayatı unuttuk, ölüme daldık!.. Çünkü epeydir “ağır ol da molla desinler” toprağı serptiler daha yaşarken üzerimize!.. Bugün 1 Nisan!.. Bir zamanlar epeyce neşeli insan yapan bir tarihti bu!.. Ancak o günlerden artık pek eser yok!.. Bu durumu sakın sadece koronavirüs yüzünden sanmayın!.. Yanılırsınız!.. Ey mizah duygusundan epeydir uzaklaşmış, akla dayalı bir gülme eyleminden inatla uzakta duran, her bir tarafı gerginliklerle kaplı, şimdilerde ev hapsi dönemi yaşayan ülkem insanı!.. Pek kimseler fark etmese de 1 Nisan şakası şeklinde bir vaziyet artık zerre kadar anımsanmasa da 1 Nisan mizahın günüdür. 1 Nisan uzun süredir boşladığımız, umursamadığımız aklın sanatı mizaha sahip çıkmanın da günüdür aynı zamanda!.. Nisan 1; mizahın, şakanın, neşenin, gülmenin, gülümseyebilmenin, şu yalan ve sahtekâr dünya ile dalga geçebilmenin günüdür! 1 Nisan, asıl derdi koronadan çok “cehalet virüsü” olan bu gergin ve yüzyıllar, öncesine geri döndürülmüş ülkede sayısı her geçen gün azalan biz “gerçek” ve “organik” mizahçıların kabul günüdür!.. 42 yıldır mizaha; hem yazar hem çizer hem de mizah tarihi araştırmacısı kimliklerimle emek veren biri olarak, insanlık adına en önemli milatlardan birinin MS’den yani “Mizahtan Sonra” başladığını düşünürüm hep... MÖ’nün yani “Mizahtan Önce” dönemin insanlık için ne denli karanlık, ne denli sıkıcı, ne denli kuru, ne denli yavan, ne denli tatsız tuzsuz geçtiğini tahmin etmek pek de zor olmasa gerek!..

Mizah yalanın panzehiridir! 

İnsanoğlu, kendi tarihi içerisinde mizahı keşfetmesiyle birlikte “insan olma” yolundaki en önemli adımlarından birini de atmış oldu aslında, farkında olmadan... Bir kahkaha atımı bir kişi için küçük ama insanlık için büyük bir adımdı zira. Mizah, bir palyaçonun kocaman ayakkabıları kadar büyük adımlar attı insanlığın gülümsemesi için. Nisan 1, aslında işletme mezunlarının günü de sayılabilir. Hayatları küçük-zararsız ve neşeli işletmeler üzerine kurulu, mizah duygusu gelişmiş, ruhunda muhalif bir tavır ölmemiş, mizah duygusu taşıyan insanların günüdür Nisan 1!.. Mizah, en zor anlarda hayata neşenin ve aklın gücüyle direnmektir, o yüzden uygarlık gerektirir!.. Biliyorum, şaka yapacak halde değiliz ama epeydir değildik zaten, bu sadece bir virüsle olmadı, uygarlıktan ve insanlıktan uzaklaştıkça oluştu bu durum!.. Şaka yapmayı zaten epeydir unutmuştuk, şimdi üstünü de örttük!.. O yüzden TV dizilerinden hayata karışan kirli sakallı ağır ve katil ağabeylerin, aşağılık gerginliğini taşıyan bu ülkede hayat çok ciddi durdukça daha da dibe vurduk!.. Çünkü o ciddiyetin altı hep çürük ve yalan doluydu!.. Oysa mizahın yalanla işi olmaz, zira mizah yalanın panzehiridir!.. Tüm yalanları yüzüne vurur toplumun!. O yüzden yalanla yönetenler mizahı sevmez, sevemez!.. Oysa gülmenin karşısında hiçbir ciddiyet çok fazla ciddi kalamaz. Hayatı ciddiye alsak da en zor anımızda bile kalan ömrümüzü tiye almaktan kaçınmayalım... Bugün Nisan 1, mizahınız inceldiği yerden kopsun!..

Azınlığın sesi 

Mizah, her zaman azınlıkta olan çoğunluğun sesidir, bu yüzden de sesi bastırılmış azınlıkların da sesidir aslında... Mizah, çoğunluk adına başkaldıran azınlıkların soluk aldığı bir temiz hava deposudur. İnsanın ölümün soğukluğuna karşı hayatın sıcaklığını savunmak zorunda olduğunu bize bazen yüksek kahkahalar, bazen de hüzünle harmanlanmış küçük gülümsemeler eşliğinde hatırlatan doyulmaz bir güzelliktir mizah. Aristo’ya göre insan “animal ridens” yani “gülen hayvan”dır. Güç sahipleri tarih boyunca, ellerindeki sınırsız gücün verdiği rahatlık içinde, burunları Kaf Dağı’nda gezindiği için “gülme”den uzak durmuşlardır çoğu zaman. Gülme unutulunca da “Aristo” tarzı bir bakışla geriye sadece “hayvan”’ kalmıştır!.. Zira bütün canlılar arasında sadece insan “gülme” yetisine sahiptir. Maymun insana en benzer hayvan olarak gülme taklidi yapmaz mı? Aslında insandaki beş duyunun yanına “gülme”yi de koyabiliriz. Aristo, “Canlılığın Öğeleri” adlı kitabında yeni doğmuş bir bebeğin yaşamının 40. gününe dek gülmediğini söylüyor. Aristo’ya göre, 40. günde bir bebek mucizevi bir yolla artık tam anlamıyla insan olmuştur! Gerçek olan şudur; ister hayatımızın 4. gününde, ister 40. gününde, ister uykuda, ister uyanırken gülelim, “gülme” eylemi insana hep güç veren canlandırıcı bir ateştir. “Gülme” insandaki korkuyu ortadan kaldırır. Belki de bu yüzden dinler tarihine baktığımızda “gülme” eylemi karşımıza hep bir suç unsuru gibi çıkar. Kilise, başlangıçtan beri gülmeye hiç sıcak bakmamıştır ve hep karşı durmuştur. Çünkü “gülme” ciddiyeti ve ağırbaşlılığı bir anda toz duman eder, çünkü “gülme” bir anda iktidarı sarsar, güç dengelerini iskambil kâğıtları gibi ardı ardına devirir. Çünkü kahkaha bozguncudur ve tehlikelidir...

Biz ağlamayı severiz! 

İnsanımızın “gülmeyi ve mizahı sevdiği“ söylenir.. Çok uzun yıllardır yazıp çizen, mizahın pratiği kadar teorisine de kafa yoran biri olarak bu ülke insanının gülmekten çok ağlamaya yatkın olduğunu, bu ülkede gülmenin değil ağlamanın ve ağlatmanın her daim geçer akçe olduğunu üzülerek söyleyebilirim. Mizahçıların yıllardır bu ülkedeki en önemli sorunu, ülkede her daim “akla ziyan” bir şekilde seyreden hayatın hızının, mizahı sürekli sollaması ve tur bindirmesidir. Mizahçının hayal gücüne tur üstüne tur bindiren trajikomik ülke gerçekleriyle en baba mizahçının bile yarışabilmesi olanaksızdır. Mizah, tehlikeli sularda gezer. Eğer “muhalif” tavrından uzaklaşıp güce yani iktidara sırtını dayar ve onun destekçisi olursa sıradanlaşır, yumuşar ve popüler kültürün elinde basit ve kırılgan bir oyuncak haline gelir.

Mizah gülmece değildir! 

“Alma mizahçının ahını, dama çıkarır sonra mizahını” diyerek yıllar önce yüksekçe bir dama çıkmış ve hayata epeydir oradan bakan bir “Damdaki Mizahçı” olarak yaşadığımız ülkenin bu baş döndüren, ruh söndüren, akla ziyan gerçeklerine 42 yıldır mizahın bana verdiği anlatılması zor dayanma gücü sayesinde direniyorum. O yüzden onu su kadar gerekli görüyorum. Mizahla ve mizahçıyla uğraşmaktan çok keşke mizahın ne olduğunu biraz anlamaya çalışsak, üzerine biraz kafa yorsak. Örneğin mizah sadece “gülmece”nin karşılığı değildir. Çok daha derin bir içerik taşır. Mark Twain, mizah karşısındaki ezberimizi bozan “Mizahın gizli kaynağı neşe değil, hüzündür, cennette mizah yoktur” sözüyle bu anlamda bir ufuk açmıştır önümüzde. Charles Baudelaire ise Twain’in bu sözünü “Acının iki çocuğu var; biri gözyaşı, diğeri mizah” diyerek adeta tamamlamıştır. Acı ve hüzün, mizahın içinde gülmece kadar yer etmiş çok önemli unsurlardır, o yüzden acılı ve hüzünlü toplumlarda mizah çok daha fazla işe yarar, insanlar farkına bile varmadan o insanların bitmek bilmez ruh yaralarını sarıp sarmalar. Bugün Nisan bir, cehaletin başdüşmanı olan mizahın sihirli gücünün günü! En zor günlerde bile şunu unutmayın; bir Nisan, bir gülen insan, peki siz kaç insansınız?..


Yazarın Son Yazıları