Olaylar Ve Görüşler

Cumhuriyet Aydını Şerafettin Turan - Prof. Dr. Necdet ADABAĞ

16 Ekim 2020 Cuma

Yaşasaydı 95 yaşında olacaktı. Türkiye Cumhuriyeti onu 15 Ekim 2015te yitirdi. Ölmeden iki yıl önce bir yemekte beraberdik.  Yaşı soruldu kendisine, iki sekiz” demişti.

Altmışlı yılların ileride çok şeylere gebe Türkiyesinde adımını üniversitenin eşiğinden içeriye atmış biz gençlerin aradığı ve arandığı, kendisine yol gösterecek bir rehber bulmak ve bulduğu o rehberin çizdiği yolda yürümek olmuştur. Doğal olarak akademik bir ortamda en iyi rehber bilim ve o bilimi yayan bilim insanlarının bilgi düzeyi ve yetişimidir, çizginizi belirleyecek olan.

TEK YOL CUMHURİYET TÜRKİYESİ

İster istemez önünüzde yürüyen rehberin bilimsel nesnelliğine zarar vermeden ortaya koyduğu fikirsel duruşu da size yol gösteren önemli göstergelerden biridir. Ne kadar şanslıyız ki daha sonraki yıllarda, yaşanan kargaşa ortamına karşın bilim ustalarımız sayesinde, sağa sola savrulmadan, ödün vermeden, dimdik ayakta kalabilmiş olmamızdır.

Ülkenin birlik ve beraberliğini, ayrıca insanlarımızın esenlik ve mutluluğunu sağlayacak olan tek yolun Cumhuriyet Türkiyesi ruhu olduğu yönündeki inancımızın gene bu bilim ustalarımız sayesinde yeşerip dal budak salmış olmasıdır. Yitip gitmedik, aralarda kaybolmadık, aradığımız ışığı elinde tutanlarımız vardı. Yol gösterdiler, yolumuzu açtılar, elimizden tuttular

Ben Şeref  Hocam’ı böyle bir ortamda tanımıştım. Bölüm başkanımız olarak ilk kez karşımıza çıktığında beni en çok etkileyen yanı çok yönlü bir kişiliğe sahip olduğunu görmüş olmamdı. Bende bıraktığı ilk izlenim, bilim insanlığının yanı sıra ekin ve sanatın her dalından anlayan, çok çeşitli kilit görevlerde bulunmuş olmanın getirdiği sorumluluk ve yükümlülük duygusunu rahat taşıyan bir kişiliğe sahip olduğuydu.

"AKLINDAKİ HER ŞEYİ YAPTI"

Bizim kuşak gözünü açtı Şeref Hocam’ı gördü. Eline doğmadık ama elinde büyüdük. Şeref Hocam da bir şeylere yararız diye elimizden tuttu. İşe yaradık mı yaramadık mı bilmiyorum ama biz önümüzde kararlı adımlarla ilerleyen ve bize rehber olan kişinin önder ve ender bir insan olduğunu gördük. Öğrenim yıllarımızda ve daha sonrasında her zaman yanımızda ve yakınımızda gördüğüm hocam, akademik kariyerimde de yolumu açan ve destek olan bir büyüğümdür.

Şerafettin Hoca bir ustadır. Ustadır çünkü elden tutandır; ustadır çünkü el verendir; ustadır çünkü söz ustasıdır; ustadır çünkü göz ustasıdır. Kendisine ilk kez siz benim ustamsınız ve yaşamımda bir tek ustam oldu, o da sizsiniz” demiştim.

Ustalık salt derste karşı karşıya gelmek demek değildir, yaşam boyu, her engelde, her çıkmazda, her sorunda ya da her mutlulukta çırağın yanında olmak demektir. Onun için Şeref Hocam benim ustamdır. Bu tanıma değer ender insanlardan biridir. Usta kişi üretendir, hem de yaşamının son anına kadar. Yazdıklarıyla yol gösterendir. Öğretendir. Öldüğünde çok üzülmüştüm. Kızı Belgin bana “Üzülme Necdet ağabey, aklındaki her şeyi yaptı” dedi. Ne mutlu ona.

İKİ KURUCUYA DAİR

Doğru. Prof. Dr. Şerafettin Turan çok yapıt verdi. Hepsinden değil, ikisinden, özellikle yürekten bağlı olduğu iki Cumhuriyet insanının üstüne yazdıklarından söz etmek isterim çok kısa:

İsmet İnönü: Hocamın, İnönü’nün yaşamından aktardığı kesitlerde, dönemin olaylarına yaklaşımındaki yorumlarında, satır aralarında, kişiliğine dönük saptamaları var. İnönü’nün en büyük başarılarından biri de kuşkusuz çok partili siyasal dizgeye geçmesidir. Ustama göre, İnönü ve arkadaşları çok partili düzeni gönülden desteklediklerini ve “çıkar yol” olarak bu dizgeyi gördüklerini söyler.

Mustafa Kemal Atatürk: 700 sayfalık ince eleyen sık dokuyan” bir inceleme. Bir araştırmacının övünebileceği bir yapıt. Kitabın kapağındaki kendine özgü bir yaşam ve kişilik” tanımı tam da Atatürk için söylenmiş bir söz. Bu kitapta gene ilgimi en çok çeken Atatürk’ün özel yaşamına ilişkin bölümdür.

Çankaya sofraları içki sofraları değilmiş. Çankaya sofraları bir okul”muş, öyle diyor Şeref Hocam. Afet İnan, o sofrayı “üniversite” olarak tanımlamış.

ÖDÜNSÜZ BİR CUMHURİYETÇİ

Şeref Hocamı anlatmaya söz yetmez, yazı da yetmez. Yer darlığından yapıtlarına fazla giremedim. Ne ki biraz daha odaklanmak ve bugünlerin moda  deyimini kullanıp, ben onu nasıl görüyorumu” sizlerle paylaşmak istiyorum: Gülen yüzü, umut veren ama inceden inceye insanı gözlemleyen ve hiç boş bakmayan, kuşku içermeyen gözlerini görüyorum. Dikkatli, içtenlikli ve gözünü budaktan esirgemeyecek kadar kararlı bir eleştirmen tavrıyla Şeref Hocam Türkiyenin arada bir bulduğu bir aydın tipidir.

Ödünsüz bir cumhuriyetçi, kararlı bir hümanizmacı ve aydınlanmacı ve inanılmaz ölçüde Atatürk ve Atatürkçülük hayranı olmaktan gurur duyan bir kişilik. İçten pazarlıklı olmayan, düşündüğünü söyleyen, kapalı kapılar ardına taşımayan, demokrat yaradılışta bir insandı Şeref Ustam. Dürüst, onurlu, ahlaklı ve karakter sahibi bir insandı. Giyimi, kuşamıyla da örnek bir insandı. Hiçbir zaman tıraşsız, kravatsız, ütüsüz pantolonlu, boyasız ayakkabılarıyla görmediğimiz hocamız bir akademisyenin böyle olması gerektiğinin işaretini vermiştir hep.

Bir gün, hocam artık fötr şapka takmıyorsunuz, demiştim. Kızına (Belgin) gitmiş ve Bir fötr şapka alalım, Necdet fötr şapka takmamı istiyor” demiş. Tabutunun üstünde fötr şapkası vardı.

Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin fötr şapkalı son öğretim üyesi Şeref Hocam, ustam, adıyla özdeş doğdu, adıyla özdeş öldü.

PROF. DR NECDET ADABAĞ


Yazarın Son Yazıları