Olaylar Ve Görüşler

Cumhuriyet bilgesi Doğan Kuban’a mersiye - Osman Selim KOCAHANOĞLU

25 Eylül 2021 Cumartesi

1926 yılında babasının görevli olduğu Paris’te doğan Doğan Kuban, Cumhuriyetle yaşıt sayılır. İTÜ mimarlık mezunu (1949) olup buradaki akademik kariyeri ve eserleriyle ülke sınırlarını aşan üne sahip bir bilim insanıdır. Cumhuriyetin ilk mimarlarından Emin Onat da dayısıdır. 

Akademik kariyeri sosyal bilimler değil mimarlık olduğu halde, Osmanlı-Türk modernleşmesi ve toplumsal geriliğimizin kök paradigmaları üzerine yoğunlaşmış, bu alanda çok sayıda analiz ve yorumlar üretmişti. Bizler için analizleri Niyazi Berkes ve Hilmi Ziya Ülken gibi düşünce doğrultusu olacak nitelikteydi. Halil İnalcık nasıl tarihimizin bilgi deposu idiyse o da Türk-İslam modernleşmesi üzerine yoğunlaşmıştı. 

Ailesi Erzurum kökenli ve anne tarafından Erzurum Kongresi’nin mimarı sayılan medreseli Raif Hoca ile akraba oluyordu. Ama bilinci ters yönde gelişmişti. Hem kendi kimlik ve kişiliği hem erken Cumhuriyet için önemli bir veri olan bu noktayı kendisinden dinlemek istediğim halde görüşmek kısmet olmamıştı. Milli Mücadele özelinde bu önemli ayrıntıyı nedense işlememişti...

LAİK CUMHURİYET

Cumhuriyet’in Bilim-Teknik ekinde her hafta bize ziyafet çekiyor, 90’lı yaşlara geldiği halde duru zekâsıyla düşünce üretmeye devam ediyordu. Türk devriminin yaratıcısı olan Atatürk’ü bir söyleşisinde şöyle tanımlıyordu: 

“İslam dünyasındaki devrimlerden mevcut tek devrim bizim Cumhuriyettir. Sağlam kültürel temelleri radikal Cumhuriyeti idare edenler tarafından kabul edilmiştir... Aydınlanma eski bir süreçtir fakat bize yansıması ancak Cumhuriyetle olmuştur. Gerçekleşmesi Mustafa Kemal gibi bilinçli ve dâhi bir askerin varlığı ve vizyonundan kaynaklanır. Bugün bile İslam ülkelerinde laik olan tek bir Cumhuriyet yok... Eğer Cumhuriyet yerine oturmazsa kargaşa ve kölelikten kurtulamayız...” (Enver Aysever’le söyleşi, Cumhuriyet, 11 Ocak 2009) 

Doğan Kuban, Cumhuriyet devrimlerinin evrensel niteliğini kendi penceresinden, bir aydınlanma filozofu gibi kavramış görünüyordu. Bilgeliği de buradan geliyordu. Ona göre “... Bir kültürün birikmesi bakkaldan mal almaya benzemezdi... Dünya tarihine bakarsanız kötünün şansı daima iyiden azdır. (...) Aslında çağdaş yaşamla din arasında bir zorluk yok. Bu zorluğu çıkarlarına sarılmış din adamları ve siyasetçiler çıkarıyor. Din ya gelişen teknoloji ile anlaşacak ya kendine yeni bir kozmos tanımı yapacak ya haçlı savaşları olacak”tı.

RESİMSİZ, HEYKELSİZ İSLAM UYGARLIĞI

Hoca, Osmanlı-Türk modernleşme tarihine toplumun kendi iç dinamikleri açısından bakıyordu. Medrese öğretisini de hep başa koyuyordu. Osmanlı’da resim yasağı başlıklı bir makalesinde İslam dünyasındaki zihinsel kök paradigmaları okuyordu:

“Doğu ve Batı’da İslamın egemen olduğu Avrasya toprakları dışında, görsel sanatların iki temel tekniği resim ve heykel, insan yaşamını zenginleştiren etkinlikler olarak gelişti. İslam bu alanları kendine dogmatik ve Kuran’da olmayan bir yorumla resmi yasaklayarak uygarlık yarışını terk etmiştir. Bugün İslam uygarlığı denince resimsiz heykelsiz bir ortaçağ görüntüsü akla geliyor. Buna felsefenin yokluğunu da ekleyebiliriz...”

Doğan Kuban başka bir makalesinde, “uygarlık” sözcüğü ile kibirlenerek bizim kendimize mal ettiğimiz “medeniyet” sözcüğünü karşılaştırıyor, kişi ve olguları anlatan bu iki sözcüğün aynı anlama gelmediğini söylüyordu. Yani kavramların bilgece açılımını yapıyordu. “Osmanlı toplumu ve Cumhuriyet dönemindeki düşünsel artıklarının hangi kültür düzeyinde kaldıklarını, resme karşı aldıkları tavırla” açıklıyordu.

Epistemik penceresi geniş ve kavramların derinlere iniyordu: “Resim düşmanı bizim mollalar insan resmini suç saydığında Fatih’in Bellini tarafından yapılmış portresi vardı... Resim dünyanın görsel öğretisi idi. Sadece Müslümanlar değil bugün insanların hepsi bilmedikleri şeyleri fotoğraf veya çizimlerden öğreniyordu. Bir filozof veya bilimadamı çıkıp da bu yasağa karşı çıkmadı... Bu durum kültür açısından bir çöküşü getirdi. Bugün hâlâ dünya biliminde bir yerimiz yok!..”

ATATÜRK SEVDALISI

Atatürk ve İslam dünyasının ilk defa gördüğü Cumhuriyet devrimleri için aynı zamanda bir düşünce doğrultusu olan Doğan Kuban’ın bu analizleri, hurma kültürünü çevreleyen bit, pire, sivrisinek, tahtakurusu haşeratına Konfüçyüs aforizmaları gibi şifa niyetineydi. Ortaçağ ikliminin balkabağı cinsi zerzevat piyasası bu analizlerden elbette ders çıkaramazdı, yüzündeki insancıl tebessümden de ferahlık duyamıyordu.

Hocanın mimarlık alanındaki eserleri bu yazının konusu dışında. Ancak şunu söyleyelim ki 96 yaşında bile duru zekâsından bir yanardağın yakıcı alevleri fışkırıyordu. Kendine değil kendinden sonrakilere bilgece mesajlar veriyordu. Üzülerek belirtelim ki bizim zerzevat piyasasında tekke ve takke şeyhleri kadar alıcısı yoktu. Külliye ve başyücelik makamında da makbul ve itibar sahibi biri değildi. 

Anlaşılan o ki, hocanın beynindeki sağ ve sol loblar ters mıknatıslanma yapmadan uyum halinde çalışırlardı. İnsanlık ve uygarlık tarihinin geldiği şu noktada, ileriyi geride arayan siyasal aktörlere, hocanın bıraktıkları belki vicdani bir sorumluluk hatırlatır. Uygar düşünce ile aramızda uzay boşluğu kadar mesafe olduğuna, onlar yerinde saysa bile yarışı kazanmamız imkânsız olduğuna göre kıyameti bekleme dışında bir çare yoktur. Maalesef ki cevizin kabuğu kırılmadan içindeki öze ulaşılamıyor?

Ey Atatürk sevdalısı, Ey Cumhuriyet rönesansının efsane bilgesi aziz hocamız, mezarında rahat uyu, ruhuna selamlar yolluyorum...

OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU

ARAŞTIRMACI-YAZAR


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları