Olaylar Ve Görüşler

Cumhuriyet okuru

28 Ocak 2019 Pazartesi

Haftanın beş günü gazete almaya ben giderim bakkala. Bizim dönemimiz ülke ve dünya sorunlarına kafa yoran, tartışan bir gençlikti. Cumhuriyet yazarı olmak zor diye söylenir, okuru olmak da bir o kadar zordur.

Önceleri eve Babıâli’de Sabah gazetesi alınırdı sanırım, sonra Cumhuriyet geldi, bir daha da başka gazete alınmadı.
Babam öğlen yemeğinden sonra, bizim çok sevdiğimiz (çok rahattı çünkü) somyasına uzanır, gazeteyi uzatır, “oku” der. Önce öne çıkan güncel haberlerle başlardım okumaya. Başlığa bakar, babamın evet dediği haberi sonuna kadar okurdum. Sonra Nadir Nadi, Burhan Felek, İlhan Selçuk... Bu bazen bir saat sürerdi. Herhalde ortaokul öğrencisi idim. Zaman zaman olayları tartışırdık babamla. Burhan Felek’in “Vatandaş Ahmet Efendi” yazılarını hiç kaçırmazdım.

60’lı yıllar ve İTÜ
Lisede yatılı okumuştum, gazete alacak param yoktu. Tatillerde geldiğimde aynı ritüel devam ederdi.
Üniversitede her gazete gelirdi öğrenci yurduna. Altmışlı yıllar... “İTÜ bir değirmen” derdi bir arkadaş. Yurtiçi ve yurtdışı güncel olaylar mutlaka izlenir, tartışılırdı. Olaydan haberi olmamak sıkıntı verirdi insana. İktisat dersinde Mimarlık Fakültesi’nden, Makine Fakültesi’nden öğrenciler gelirdi. Hocamızla tartışırdık olayları, iki yüz kişilik sınıfta, üç yüz kişi, belki daha fazla, pek çoğu ayakta öğrenciyle. Cumhuriyet okumaya devam ettim. Ne güzel bir gençlik, ülke ve dünya sorunlarına kafa yoran... O yılların partilerinin teorisyenleri diyebileceğimiz kişileri çağırır, açık basket sahasında ayakta dinlerdik kendilerini. Sorularımızla terletirdik onları. Gezi gençliğinin babaları, dedeleriydik. Ruhi Su sık çağrılırdı. Kimisi ayakta, kimisi yere oturmuş dört yüzü aşkın kişi çıt çıkmadan dinlerdik onu. İTÜ Talebe Birliği’nde çalışan arkadaşlarımız, taksi parasını bile almadığını söylerlerdi Ruhi Su’nun. Biz 68 kuşağıydık.
Çalışmaya başladıktan birkaç yıl sonra askere gittim, 12 Mart döneminde. Gazete boşaldı, biz okurlar da ayrıldık. Baskı sayısının on beş binlere düştüğü söylendi. Ne kötüydü, başka gazete de okuyamıyordum. Kimi yazarları sık okumasam da onların varlığını görmek istiyordum. İnsan olmanın simgesiydi pek çoğu, hata yapamazlar, okuru kandıramazlardı. Bilgisiz olmaya hakları yoktu. Bunu sezinlemiş olacaklardı ki zaman zaman anketler yapılırdı bu yolda.
Bilmem neden bu sabah aklıma Cumhuriyet gazetesi ile ilgili anılarım geldi. Haftanın beş günü gazete almaya ben giderim bakkala. Kahvaltıdan önce bitiririm okumayı. Bugün önce yazmak istedim. Yazma havasında olmalıyım.
Yetmişli yılların ortalarındayız. Sanırım Gümüldür civarında bir tatil beldesine gidiyoruz, pansiyon ya da bir kamu kampına. Otobüsümüz bir benzincide mola verdi. Dışarıda, benzinciyle ilgisi olmayan satıcılar var. Gazete de orada satılıyor. Gazeteci “bozuk yok mu?” dedi, yoktu. Vaktimiz az, karşılıklı bakıştık. “Üzülme” dedi “bozduramazsam, bu gazeteyi de parasız okursun”. Çok şaşırmıştım, dar gelirli bir satıcı, oradan kazanacağı üç kuruşla yaşamını sürdürmeye çalışan, benim Cumhuriyet okumamı daha öne çıkarıyordu...
Ankara’dan Bursa’ya gidiyorum, seksenli yıllar olmalı. Otobüse bir vatandaş bindi, doğru benim yanıma geldi, “Bursa’ya mı gidiyorsunuz” diye sordu. Evet sözünü alınca bana çıkardı bir miktar para verdi, “Bursa garajında bir tanıdığıma bunu göndermek istiyorum da” dedi. Şaşırmıştım, “Beni tanıyor musunuz” diye sordum. “Hayır” dedi, “elinizde Cumhuriyet gazetesi var”. Askıya iki ekmek, ya da askıdan bir ekmek yaklaşımının çağdaş versiyonu. Gel de kendini sorgulama...

Okur mu? Yazar mı?
Ankara havaalanı olmalı. Hangi yıl, bilmiyorum. Gazete bir büfede satılıyor. Gazeteyi alıyorum, elimde gıda maddesi de var. Uçağın kalkmasına da epey var. Büfedeki kişiye soruyorum, bir emanet var mı diye. “Yiyeceği muhafaza edebileceğiniz bir emanetçi yok. Bu dükkânın da böyle bir işlevi yok, ama Cumhuriyet okuruna var” diyor...
2000 sonrası. Bornova’da bir notere gidiyorum, sabah erken. Sırada bekliyoruz. O günlerde sıra numarası sistemi yok. Çalışanlardan boşalan bir hanım beni çağırıyor, çok üzgün bir ifadesi var. İşimi yaparken, ben sormadan anlatmaya başlıyor, “Biliyor musunuz, İlhan Selçuk dahil tüm Cumhuriyet yazarlarını tutuklamışlar” diyor. Henüz gazeteyi almadım, bu bilgi şoke edici. Ama çalışanın bekleyenler arasında beni seçip, üzüntüsünü benimle paylaşmak istemesi de bir o kadar ilginç, okur tipi de mi farklı oluyor acaba?
Cumhuriyet yazarı olmak zor diye söylenir, okuru olmak da bir o kadar zordur.  

ORHAN YÜKSEL (E. öğretim üyesi)


Yazarın Son Yazıları