Olaylar Ve Görüşler

Dayanıklı Bina Yapabiliriz - Celalettin ÇİFTÇİ

05 Ağustos 2020 Çarşamba

Ülkemiz Beton Arme (BA) yapı tekniğiyle 50 yıl kadar geç tanışmıştır. Ülkedeki ilk uygulamanın 1906 yılında, yani ilk Alman BA şartnamesinin yayımlandığı yılda İstanbul’da yapılan Saint Antuan Kilisesi olduğu bilinmekle birlikte ilk çok katlı bina 1922 de tamamlanan Laleli Tayyare Apartmanları olmuş. İstanbul dışındaki köprü benzeri üç betonarme kamu yapısı da 1920’li yıllarda yapılmış diğer BA yapılar.

İlk BA yönetmeliğinin büyük ölçüde Alman BA Şartnamesi (DIN-1045) aktarımlı olarak 1953’te Köprü ve İnşaat Cemiyeti” tarafından çıkarıldığı hesaba katılırsa özel inşaatların yok derecesinde olduğu 1950 öncesi yıllarda da sonraki onlarca yıl boyunca da yapılanların, bazı istisnalar dışında usta ve kalfaların uzmanlık(!) alanlarına terk edilen çok kötü birer taklitten ibaret olduğu tartışmasızdır.

Uygulamanın kamu yönetimi tarafından sahiplenip gereğine bakılmadığı için en başta proje konusu hiçbir zaman önemsenmemiş; malzeme olarak en önemlisi” sayılması gereken agregalar  (Fr.-Betonda kullanımı iyi tariflenmiş, standartlara uygun kum-çakıl karışımı) konusu da sadece mühendislik eğitiminde ders geçme nesnesi olarak kalmış; başta üç mühendislik eğitimi kurumuna sahip koskoca İstanbul olmak üzere tüm ülkede deniz kumlarıyla, çamurlu dere çakılı ya da kum ve taşlarını -deprem sonrasına ilişkin resimlerde görüldüğü gibi- agrega sanarak çok katlı yapı inşaatları son hızla sürdürülmüş, (halen de sürdürülerek) ülke baştan sona çöküşe hazır hale getirilmiştir.

Bu arada İMO gibi meslek odaları da Mühendislik eğitimi veren kurumlar da durumdan görev çıkararak Ne yapıyoruz beyler!” deme gereğini bir türlü anımsayamadıklarından yüz binlerce ton çimento, inşaat demiri ve tuğla ile daha birçok malzemeden oluşan milli servet ve tonlarca değerli eşya, deprem vb. nedenlerle çöpe giderken genç-yaşlı on binlerce insanımız da pisipisine toprağa verilmiştir.

KALİTELİ YAPI NASIL YAPILABİLİR?

Ciddi olunmak kaydıyla kolay olduğuna inanmak gerekir: Varsayalım ki İstanbul’un riskli bir semtinde ve ortalama büyüklükteki bir arsa üzerinde belediyenin 8 ya da 10 kat bitişik nizam yapı izni vermekte olduğu bir bina yapmamız gerekiyor.

Bunun depreme karşı fevkalade dayanıklı yapılması için mühendislik çalışmalarının neler ve nasıl olacağını en pratik ve kolay anlaşılır şekilde sırayla açıklamaya çalışalım. Esas uzmanlığımız da betonarme yapıları konu edinmiş inşaat mühendisliği olsun:

Bitişik nizama izin verilmesine karşın öncelikle arsanın kullanım boyutlarını iki yandan da en az 50 cm. boşluk kalacak şekilde belirlememiz gerekir. Komşularla da bu konu görüşülerek deprem boşluğu” denen bu fedakârlığın aslında fedakarlık değil; ne kadar yaşamsal/hayati olduğunda hemfikir olunması ve benzer özverinin kendilerince de yapılması sağlanmalı; sonrasındaysa bağlayıcı bir protokol imzalanmalıdır.

Olabilirse protokol konusuna belediye ve hukukçular da dahil edilmeli; hatta basın yoluyla da etkin bir duyuru yapılmalıdır.

Bitişik nizam yapılarda bu boşluğun bırakılması bilimseldir ve bu nedenle de Deprem Yönet-meliği”nce belirtilen ve açıkça Bayındırlık Bakanlığı’nın sorumluluğuna işaret edilen yasal bir zorun-luluktur ve tüm ülkelerin deprem Yönetmeliklerinde de yer alır.

Örneğin hesap yapıldığında 8-10 katlı yapı için bu zorunlu boşluk 15-16 cm.yi geçmez ama bu kez de böylesi daracık boşluğun inşaat zorluğu yanında pislik ve fare yuvasına dönüşme riski vardır. Bu nedenle iki bina arasının yukarıda belirtildiği gibi en az net, bir metre olması çok önemsenmeli; üstelik havalandırma pencereleri, çatı akarları -ve simetrik temeller- yapabilme gibi daha bazı çok önemli yararları da gözönünde bulundurulmalıdır.

Buna karşın nedense hem imar izin belgesinde -yasaya aykırı olarak- yer verilmemesi, hem de mimari bilinçsizlik yüzünden boşluğun bırakılmaması, deprem süresince yapışık binaların onlarca saniye biribiriyle amansızca çarpışmasına; yalnızca bu nedenle, yani bilgisizlik ve anlamsız arsa tamahı yüzünden  pekçok yapının, yalnızca bu çarpışmalar sonucu göçtüğünün ve ölümlere de yol açıldığının bilincinde olunmalıdır. Oysa önerilen boşluğun bırakılmasıyla yapı sağlığı hiçbir zaman bozulmamakta; ömrü de çok çok artmaktadır.

VE DUVARLAR

İç ve dış duvarların bazı istisnalar dışında geçmişten bugüne genel ve değişmez malzemesi tuğladır. BA Karkas binalarda kullanılan yatay delikli tuğlaların yük taşıma kapsitesi yok sayılsa da standartlara göre en az 2,- N/cm2 (20 kg/cm2) basınç dayanımı istenir.

Çok kolay yakalanan bu değer önemsiz değildir. Fakat yapım sırasında nedense duvarlara olması gerekenin aksine pek sorumluluk verilmez; çoğunlukla en kalitesiz kumlarla ve 200 kg. doz çimento ile aynı gün örülüp bitirilir. Oysa binaların olabildiğince monolitik yani bütünsel yapılması gerekir.

En temiz ve özel granülometrik (0-3 mm) kumlarla ve bir günde en çok 1 m. yüksekliğinde örülmesi bilimseldir. Monolitik yapıya güçlü katkı vermesi için duvarların en kaliteli kum kullanarak ve en az 250 kg. doz çimentoyla örülmesi, kolon ve kirişlerle de en yüksek düzeyde bütünleşmesi gerekir.

Tarihten günümüze, nice depremler yaşayarak gelen kaleler, şatolar ve ihtişamlı mabetlerin hiçbiri çimento ile tanışmamış; tamamı kireç harcı veya türevi olan horasan harcı ile yapılmıştır. Kireç harcının, 90 günlük çimento harcı değerine yaklaşık 400-500 yılda ulaştığı hesaba katılırsa durum daha da şaşırtıcı olur. Eski yapılara ayrıntılı ve bilimsel bakıldığında harç kumu başlı başına öne çıkmaktadır.

Şöyle ki bu kumlar asla deniz kıyılarından değil, dağ yamaçlarından elenerek alınmakta ve bir de iyice yıkanmaktadır. Bulunmadığı zaman pişmiş tuğlalar kırılarak harç kumu yapılmıştır. Ne-reden bakılsa başarısızlığa ant içmiş gibi yaptığımızın tam tersi bir tablo ile karşı karşıya kalınmakta.

CELALETTİN  ÇİFTÇİ
ESKİ İNŞ.Y. MÜH. KTÜ ÖĞ.GÖR.



Yazarın Son Yazıları