Olaylar Ve Görüşler

S-400’lerde karar Türkiye’nin

26 Şubat 2019 Salı

Türkiye S-400’leri alıp kullanacağım diyor. NATO ve ABD de diyor ki; Rusya ve siber saldırıları bize tehdit, Rus ileri teknolojisine sahip S-400’leri NATO ve ABD sistemleri ile entegre etmek, bir arada kullanmak mümkün değil. Yüksek güvenlirlik riskini göze alamayız. S-400’lerde ısrar Türkiye’nin güvenirliği ve sonunda NATO üyeliğinin de sorgulanabileceği bir süreci başlatabilir.

Türkiye’nin altmış yedi yılık NATO üyeliğine rağmen elindeki hava savunma sistemleri ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktır, tercihler savaş uçaklarından yana kullanılmış, gerisi de NATO içinde güvenlik ve savunma şemsiyesine bırakılmıştır. Bu konuda ciddi adım ancak 2013’de atılabilmiştir. Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi Projesi ihalesi önce Çin’e veridi ve başarısızlıkla sonuçlandı. Akabinde ibre Rusya’nın bu alandaki en yetenekli sistemi S-400’lere döndü. Rusya’dan S-400 teslimatları Temmuz 2019’da başlayacak ve Ekim 2019’da ilk sistem aktif olacak. İkinci sistem gecikecek olsa da “sıkıntı yok”. Ancak asıl sıkıntı ABD tarafında; gün geçtikçe de tırmanıyor. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’nin S-400’lere karşı önerdiği Patriotlarda üç temel sorunu açıkladı; zamanında teslimat, ortak üretim ve teknoloji transferi. Zamanında teslimat konusu çözümlenebilir görünse de teknoloji transferi ve ortak üretim konusunda ABD geri adım atma niyetinde görünmüyor. Trump, Türkiye’nin S-400’leri alması halinde F-35 alımının durdurulmasını onayladı. Ancak Türkiye için F-35’ler askeri olduğu kadar milli savunma sanayii bakımından da kilit taşı. Türkiye’nin hem müşterisi hem de üreticisi olduğu 21nci yüzyılın küresel çaptaki savaş uçağı projesi.

Sorunun tarafları
Sorunun taraflarından NATO, Türkiye’ye mesajlarını ABD ve Trump üzerinden vermeyi yeğlese de NATO’nun göreceli uyumlu tutumu yanıltıcı; NATO’da derin açmaza yol açabilir ve Türkiye ile hesaplaşmaya dönüşebilir. Rusya cephesinde Putin her şeyin farkında, S-400’ler için sonuna kadar zorluyor. Çünkü Putin için 2,5 Milyar dolarlık bir silah satışının ötesinde NATO’daki dayanışma ve taahhütleri zayıflatabilecek tarihi bir fırsat. S-400’leri Türkiye’ye hibe de etse kazancı milyar dolarlarla ölçülemez. Türkiye ile yakın iş birliğinin sıcak denizlerdeki kalıcı adımlarına destek kapasitesi de işin cabası. Türkiye için ise S-400’lerde teknoloji transferi hayati önemdedir. Kapsam ve vüsatını açık kaynaklardan öğrenebilme olanağımız yok, umarım sükutu hayale uğramayız Milletçe. Üstelik Rusya tarafından teknoloji transferi konusunda ikna edici olmaktan öte kafa karıştırıcı açıklamalar da geliyor... Bu sürpriz mi? Hayır. Çünkü silah satışları uluslararası ilişkilerde önemli bir araçtır. Temel ilke; milli menfaatlerin zorunlu kıldığı ihtiyaçları, ulusal güvenlik stratejilerinin gerektirdiği öncelik ve koşullarda karşılamaktır. Bu kural ülke adı ya da siyasi görüş ne olursa olsun olmazsa olmazdır. Konsepte dayalı ihtiyaçlar sistematiği içinde ihtiyaçlar tanımlanır. Ama bundan sonraki süreci ülkelerin bilim ve teknolojik seviyesi ile savunma sanayii belirler. Eğer üniversiteler, savunma sanayii ve teknolojik alt yapısı tanımlanan harekât ihtiyacına cevap verebilecek kapasitede ise uygun sistem geliştirilir. İşte bu “yerlidir, millidir”; milli savunma konsepti gereği ete kemiğe bürünmüştür. Ama üniversiteler, savunma sanayii ve teknolojik alt yapısı bu bilgi ve tecrübeye sahip değilse maalesef uluslararası piyasadaki sistemlerden birini S-400’lerde olduğu gibi almaya mahkûm olunur. Bu arada “ortak üretim”, “teknoloji transferi” gibi “bonuslar!” olsa da “Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu” ...

NATO’daki yükümlülükler
Bu nedenle ulusal güvenlik konsept ve stratejileri, üyesi olduğunuz uluslararası örgütler ve tarafı olduğumuz uluslararası anlaşmalar karar alma sürecinde maliyet etkinlik ile birlikte dikkate alınan faktörlerdir. İşte S-400’ler teknik olarak rakiplerinden üstün olsa, ucuz da olsa savunma konsepti ve NATO’daki karşılıklı yükümlülükler çerçevesinde yine de tartışmaya açık olabilir.
Öncelikle altını çizelim, şüphesiz S-400’lerde karar Türkiye’nin, ne ABD karışabilir ne de NATO. Ancak sorun satın almakta değil maliyet etkin kullanabilmekte. Çünkü Türkiye de ABD de NATO da biliyor ki; Türkiye S-400’leri kamuoyunca “Füze Kalkanı” olarak bilinen NATO’nun “Aktif Katmanlı Bölgesel Savunma Sistemine (ALTBMD)” entegre edemez. Bunun nedeni yine NATO’nun kurumsal konsepti ve işleyişinde. O halde nedir NATO? NATO, egemen ve bağımsız devletlerin kararlarını oy birliği ile aldığı savunma ittifakıdır; karar alırken oydaşma şartı her üyeye fiilen veto hakkı verir. Bu nedenle konsept ve stratejiler bütün üyelerin ortak kararı olduğu kadar karşılıklı taahhütlerdir.
İşte S-400’lerde sorun 2010’daki NATO Lizbon zirvesinde onaylanan Füze Kalkanı projesinden kaynaklanıyor. Füze Kalkanı aslında herhangi bir füze savunma sisteminden farklı değil. Tek fark; füze savunma sistemlerinin olmazsa olmazı üç ana sistemin; erken ihbar ve ikaz sistemleri (Radarlar), Muhabere, Komuta ve Kontrol sistemleri (İletişim alt yapısı, hava harekât ve savunma merkezleri), hava savunma silah ve araçların (Füze; uçaksavar ve uçaklar), tüm müttefiklerin hava sahasını tek bir hava sahası olarak esas alması ve entegrasyonudur. NATO 2010 Lizbon zirvesinde bu karar ile ABD’nin milli füze savunma sistemini NATO ülkelerinin ulusal füze savunması sistemleriyle fiilen bütünleştirmiştir.
NATO üyesi olarak Türkiye de bu karara imza koymuş, NATO’nun Erken İhbar ve İkaz sistemi olarak ABD’nin radarlardan biri Kürecik’te faaliyete geçmiştir. Kürecik’te kurulmasının en büyük nedeni ise NATO’nun BMD sistemlerinin Rusya ve İran’ı tehdit olarak tanımlaması ve bu ülkelerden gelecebilecek balistik füzelerin daha ateşleme safhasında rampalarında tespit ve imhasıdır. Radarın tespit ettiği Füze Savunma Sistemlerine vur emrini verecek sistemin beyni olan Komuta ve Kontrol alt yapısı ise Almanya’da NATO’nun ortak fonları kullanılarak tesis edilmiştir. Sistemin üçüncü ayağını Polonya ve Romanya’da üslenmiş olan karada konuşlu füze Rampaları ile İspanya’da üslenen gemilerdeki füze savunma sistemleri ile üye ülkelerin hava savunma görevindeki F-16 ya da F-35’ler gibi savaş uçakları oluşturmaktadır. İşte dananın kuyruğu tam da burada kopmaya aday! Türkiye S-400’leri alıp kullanacağım diyor. NATO ve ABD de diyor ki; Rusya ve siber saldırıları bize tehdit, Rus ileri teknolojisine sahip S-400’leri NATO ve ABD sistemleri ile entegre etmek, bir arada kullanmak mümkün değil. Yüksek güvenlik riskini göze alamayız. Entegre etmeden kullanırsan Türkiye hava sahası da Füze Kalkanının entegre hava sahası içinde bu da ayrı bir sorun; en azından Kürecik’te erken ihbar ve ikaz radarı var, bu bile NATO sistemini felç edebilir.
Buna rağmen S-400’lerde ısrar Türkiye’nin güvenirliği ve sonunda NATO üyeliğinin de sorgulanabileceği bir süreci başlatabilir. NATO’nun güneydoğu kanadında ortaya çıkabilecek güvensizlik gerekçesiyle en azından Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail’in NATO üyeliğine kabulü için yapılan girişimlerin başarı şansını arttırabilir. Bunun bedelini hesaplamak ise bugün olanaklı değil.
Sonuç olarak; Türkiye’nin NATO’da müttefiklerini Rusya’ya karşı güvenlik açığına karşı nasıl ikna edebileceği çok bilinmeyenli bir denklem gibi; sonunda karar Türkiye’nin....

Ali ER / E. Tuğgeneral



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları