Olaylar Ve Görüşler

Ya istiklal ya ölüm! - Yüksel IŞIK

19 Mayıs 2021 Çarşamba

Üzerinden 102 yıl geçmiş, 19 Mayıs’ta atılan o “ilk adımın”.

102 yıl önce memleketin “hali pürmelali” tıpkı Namık Kemal’in “Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini / Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini” dizelerindeki feryat gibiydi.

Elbette “Bulunacaktı kurtaracak bahtı kara maderini”.

Bulundu da!

Halkın umudunu kaybedip teslim olmasını isteyenlerin hevesi kursaklarında kaldı; çünkü tarih Mustafa Kemal’i sahnesine çağırmıştı.

Umuda yelken açan bir gemiden Samsun kıyılarına çıkmış, “Esir yaşamaktansa ölmek yeğdir” diyerek kurtuluşun parolasını “Ya istiklal ya ölüm!” olarak belirlemişti.

GEMİLER YANMADAN VATAN KURTULMAZ!

Tarih bu tür durumları “gemileri yakmak” deyimiyle anlatır. Yakmak da lazımdı; çünkü Nâzım’ın dizeleştirdiği gibi

“Mevsim yazdır,

919’dur.

Ve Teşrinlerinde geçen yılın

dört düvele teslim ettiler bizi,

gözü kanlı dört düvele

anadan doğma çırılçıplak”

Sonrasını biliyorsunuz!

Amasya Genelgesi ile “Ulusal Egemenlik”, Erzurum Kongresi ile “Ulusal Bağımsızlık”, Sivas Kongresi ile de “Manda ve himayeciliğe karşı ulusal bütünlük” kararları alınmış, oradan Ankara’ya geçilerek tarihin inşasına ve yazılmasına başlanmıştı.

Hiç kolay olmadı elbette ama oldu!

“Her şey bitti” denilen günlerde, önlerine “dert anlayan biri düşmüştü” bu halkın ve artık o andan itibaren “Ne kendi nefsini korur / ne düşmanı kayırır, / Dağları yırtıp ayırır, kayaları kesip yol eyler abıhayat akıtmağa”.

İLK ADIM ATILMADAN, YOL ALINMAZ!

Bozkırın ortasında kurulan Cumhuriyetin o muhteşem hikâyesinin ilk adımıdır 19 Mayıs. Adımı atanı tanıyoruz, adı Mustafa Kemal’dir. O ki zorlu ve meşakkatli de olsa “bin kilometrelik bir yolculuğun da ilk adımla” başlayacağının bilincinde atmıştı o adımı.

102 yıl önce atılan o “ilk adım”dan sonra 101 yıl önce ulusal egemenliği temsilen TBMM kurulmuş, Ankara başkent olmuştu. Nihayet 100 yıl önce hem yürütülen mücadelenin ruhuna uygun “İstiklal Marşı” yazıldı hem de dünya tarihinde eşi görülmemiş bir meydan muharebesi olan Sakarya Savaşı verildi. Bu da bütün mazlum milletler için umut demekti.

Bu umutla kurulan Cumhuriyetimiz iki yıl sonra 100 yaşına giriyor. Bu 100 yıl boyunca aldığımız yolun, “dikensiz” olmadığını biliyoruz.

Bu ülkeyi, “muasır medeniyetler” seviyesine çıkarmak için canhıraş mücadele eden nice isimsiz kahraman gelip geçti bu topraklardan. Her biri kendisi kadarını verdi bu memlekete. Ancak “garbın afakını saran çelik zırhlı duvarlar”, bu memleketin o evlatlarına etmediğini bırakmadı. “Kuvayi Milliye Destanı”nı yazan Nâzım Hikmet’in “vatandan ayrı” yaşamak zorunda kalması, “sevmek, insanları, vatanı, çocukları, kadını” dediği halde kaçmak zorunda bırakılan Sabahattin Ali’nin katledilmesi, 1950’lerde dünyanın en özgün eğitim ve öğretim yöntemini uygulayan Köy Enstitülerinin kapısına kilit vurulması gibi...

O MEŞALE, YÜZYILDIR YANIYOR, DAHA DA YANACAK!

“Garbın afakını saran o çelik zırhlı duvarlar”, “kurtuluş kapısı” arayan halkın iradesine 27 Mayıs’ta ipotek koyarak kurduğu baskı rejimiyle her türlü muhalefeti susturan Demokrat Parti’yi temize çekmişti. Bıraksalar zaten sandık yolu ile gidecek ve “tarihteki yerini alacaktı”.

Aynı güçler, yeniden “Milli Kurtuluş Savaşı” ihtiyacı doğduğunu dile getiren “genç fidanları” idam sehpasına çıkarıp darbenin gölgesinde büyüyenleri bugünkülerin iktidara gelmesini sağlayacak yolu yapmışlardı.

O yolu açanların çok canımıza kıydıklarını biliyoruz ama işte “vatan bu”!

Hangi koşulda olursak olalım, ister “şaki” ister “eşkıya” desinler, hedefimiz hiç şaşmadı. 

Sözümüz söz, 100 yıl önce yoktan var edilen bu vatanı “cennet yapacağız”.

Diyor ya Nâzım Hikmet:

“Memleketim

sen dünyanın en güzel,

en haklı kavgalarından birini yapansın.

Ve ben o kavgayı

ve ben seni sevenim...”

Meşalemiz 19 Mayıs’tan beri yanıyor, sonsuza dek yanacak.

YÜKSEL IŞIK


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları