Olaylar Ve Görüşler

Yaşar Kemal’le Başladığımız Yerde - Feridun ANDAÇ

15 Mart 2021 Pazartesi

Maksim Gorki, Tolstoy göçtüğünde şöyle demişti:

“Şimdi ise bir öksüz olduğumu duyuyorum...”

O gün, Yaşar Kemal’in göçtüğü gün bundan daha derin bir duygu tufanına kapılmıştım. Acı ötesinde bir şeydi…

Onun yeryüzüne, insanlığa bıraktığı sözcükleri düşünerek teselli bulmuş, döp İnce Memed’inin her bir cildinin ilk bölümünü ardı ardına okumuştum. Şöyle başlıyordu o bölümlerin ilk cümlesi:

   Toros Dağları’nın etekleri ta Akdeniz’den başlar.” (1955, İnce Memed: 1)

    Anavarza Ovası’nın güneyinden Ceyhan Irmağı geçer.” (1969, İnce Memed: 2)

   Kimi yıllar Çukurova’ya bahar birdenbire iner..” (1984, İnce Memed: 3)

   Toroslar ovayı bir ay gibi çepeçevre kuşatır.” (1987, İnce Memed: 4)

Okurken, onun anlatıcı sesine tutulmamak; anlatısında yer eden doğanın renklerine, biçimlerine, yerlerine derinlemesine bakmamak ne mümkün! Yansıtıp gösterdikleriyle hissettiren, öğreten, düşündüren, içinizdeki sesi çoğaltan, ruhunuzu alevlendiren bir birikimle karşı karşıyasınızdır.

Tanıklığının ışığında Yaşar Kemal’in doğası insanlığın/insanın doğasıdır, yeryüzünün rengi, sesi, soluğudur. O nedenle kültürlerarası bir bakışın söz ustasıdır o. Çokkültürlü bir coğrafyanın bütün renklerini taşıması bundandır.

İşte bu nedenle onun dünkü tanıklığı bugünü anlamamıza, yarını kurmamıza ışık taşımaktadır. Yaşar Kemal’in belleği dediğimiz şey yapıtlarının her birinin kuruluşunda kendini gösterir. Sözlü kültürden derledikleri, şiirleri, öyküleri, röportajları, denemeleri ve romanlarıyla örülü bir yurttur Yaşar Kemal’in belleği.

Onun bu yazı yurdunun coğrafyasına gittiğim yirmili yaşlarımda göp gözlediklerimin bana anlattığı, Yaşar Kemal’in kendi dil yurdunun ilk aşısını buradan nasıl aldığıydı.

TAŞIYICI OLAN BİLİNÇ

O gün bugündür Yaşar Kemal hep bendedir, benimledir. Onu, yapıtını anlatan üçüncü kitabım Söz Tufanı”nı çalışırken, kütüphanemdeki Yaşar Kemal kitaplığı/arşivi ve masası hissettiğim yoksunluğunu giderenlerdi benim için.

1987’de ilk yan yana geldiğimiz günü hatırlarım. Nisan ayıydı. Basınköy’deki evde saatleri bulmuştu konuşmalarımız. Bunu ara ara sürdürmüş, Toros Yayınları’nda ardı ardına yayımlanmaya başlayan bütün eserlerinin de yeni baştan izleyeni/okuyanı kesilmiştim.

O ilk konuşma günümüzde bize eşlik eden Altan Gökalp’le de Yaşar Kemal’i konuştuğumuz zamanlar olmuştu. Öyle ki; buluşmanın öncesinde ve sonrasında Yaşar Kemal’i konuştuğum ne çok kişinin olduğunu düşünüyorum şimdi…

Evet, bunların çoğu edebiyat dünyasındandı: Aziz Nesin, İlhan Selçuk, Demirtaş Ceyhun, Tahsin Yücel, Doğan Hızlan, Demir Özlü, Oktay Akbal, Nedim Gürsel, Fethi Naci, Hilmi Yavuz, Adnan Binyazar, Emin Özdemir... Sonu gelmez bir listeydi bu.

Bunların dışında Yaşar Kemal’i en çok keyiflendiren; Andırın, Kadirli, Hemite, Adana yörelerinde bana Yaşar Kemal’i bir efsane kahramanı gibi anlatanlarla, onların anlattıklarıydı.

Arnavut Durdu, Kıvrak Osman, Âşık Veli, Güzelbeyli Köyünden Elif Hatun, Kürt Veli Yusuf... ve Hemite’den ilkokul/köy (çocukluk) arkadaşları…

BİZİM YAŞAR KEMAL’İMİZ…

zin Dino’nun, Yıldız Sertel’in, Arif Keskiner’in, Ali Saraçoğlu’nun, Türkân Şoray’ın, Lütfi Özgünaydın’ın anlattığı Yaşar Kemal’i apayrı yere koyarım.

Benim şunca yıldır sürdürdüğüm Yaşar Kemal’i anlama yolculuğum; Anadolu’yu tanıma, doğasını, insanını, coğrafyasını, kültürel zenginliklerini keşif/kavrama yolculuğum için benzersiz bir bellektir de aynı zamanda.

Evet Yaşar Kemal’in bir anlatıcı olarak bize sunduğu bellek; yarının insanının hatırlayacağı, öğrenmek, keşfetmek, anlamak, taşıyıp gösterdiklerinin her biri üzerine inşa edebilecekleri için gereksindiği bellektir.

Gene Maksim Gorki’ye dönecek olursak, o, Tolstoy için şunları diyordu:

En gerçek, en bütün anlamda ulusal bir yazar olarak, ulusunun bütün eksik yönlerini, tarihimizdeki çalışmaların bizde bıraktığı bütün eksiklikleri, büyük ruhunda taşıyordu...” (*)

Bizim Yaşar Kemal’imiz, Tolstoy’dan daha ileridedir... Bizler, insanlık, ülkemiz için. Bir edebiyat adasıdır, Anadolu coğrafyasının hafızasıdır. İnsanıyla, börtü böceği, tarihi, kültürüyle...

Kurduğu dil yurduyla bize sunduğu bellek eşsizdir. Onun toplumdaki eksikleri, aksaklıkları gösterme bilinci; kötülüğe, haksızlığa, savaşa, çatışmaya karşı duran sesi belleklerdedir.

Bu nedenle başına gelmedik kalmamıştır. On yedi yaşından beri bu ülkede kendini mecbur insan” diye tanımlaması, roman kahramanı İnce Memed’le aynı yazgıyı paylaştığını dillendirmesi boşuna değildir.

Yaşar Kemal’in röportajları işte bu tanıklığının öyküleri ile bezelidir. 1950’lerden beri o gösterdiği sorunlar, eksikler, yanlışlıklar, kötülükler bugünün Türkiyesi’nin de gündemindedir hâlâ…

Gene aynı dönemlerde, 1950 ve 1960’larda yazdığı yazılarına göz attığımızda; ruhu ve kalbi bu ülkenin her bir sorununa titreyen, onları gören/hisseden bir anlatıcının bilinç aydınlığını taşır bize. Orada dillendirdikleri, bugün hâlâ sorunumuz homongolos kafa” dedikleri de hala içimizde düşman yaratman derdindedirler.

Demem o ki; Yaşar Kemal belleğimizdir, ulusal onurumuzdur.

ULUSUN EDEBİYATI

Onu her okuduğumuzda ülkemizin meselelerini göp gözler, her bir şeyi sorgularız.

Bu coğrafyanın ne denli zengin bir doğa örtüsüne sahip olduğunu tek tek anlatır bize romanlarında. Toprak sorunundan orman sorununa, su meselesinden denizin ve kentin yağmasına kadar her bir şeyi getirip koyar önümüze. Bir topluma, insanlığa ayna tutar tıpkı Stendhal, Gogol, Dostoyevski, Tolstoy gibi. Hatta daha da ileri gider; doğayı anlatılarına bir roman kahramanı gibi yerleştirir. Çiçeği, böceği, kuşu, ırmağı, denizi ve insanıyla anlatır.

Hüyükteki Nar Ağacı’ndan başlayıp Bir Ada Hikâyesi” dörtlemesine vararak eğer bir okuma yolculuğuna çıkarsanız; Yaşar Kemal’in bize ne tür bir bellek sunduğunu anlarsınız.

Yaşar Kemal bize, bir dille nasıl yurt kurulabildiğini öğretti. İnsanı/yeri/coğrafyayı, yaşadığımız zamanın ruhunu anlamadan/tanımadan yazılamayacağını öğretti elbette.

Onun kurduğu, köklendirdiği edebiyat bir ulusun, dilin, coğrafyanın edebiyatıdır. Çokkültürlü bir toplumun yarınını kurabilmenin, değerlerini sürdürülebilir kılmanın aydınlık bilincidir de aynı zamanda.

FERİDUN ANDAÇ

(*) Tolstoy’dan Anılar, Maksim Gorki; Çev.: Akşit Göktürk, 2018 YKY., 61 s.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları