Olaylar Ve Görüşler

Yerel yönetimler ve kültür

23 Mart 2019 Cumartesi

İnsan haklarına saygılı, demokrasiyi ve özgürlükleri canı kadar sevecek kuşaklar yetişecekse, demokratik yaşamın ilk adımı olan yerel yönetimler, kültür ve sanatı ciddi bir iş olarak kabul edecek ve demokratik hayatı güçlendirecek ürünler verecek.

Türkiye’de belediyecilikte, Osmanlı “şehremini” çalışma tarzından Cumhuriyetin yerel yönetim şekline geçeli hemen hemen yüz yıl oldu. Cumhuriyetle birlikte katılımcı, şeffaf, hesap verebilir bir yerel anlayış kabul gördü. Yerel yönetim deyince aklımıza bu çağın politikası “kültür ve sanat” geliyor. Bu çağda belediyelerin başarıları ölçülürken döktüğü asfaltla, yaptığı yolla, getirdiği kanalizasyon gibi klasik hizmetle ölçülmüyor. Büyükkent ve ilçe belediyelerinin çalışmaları artık sosyal yaşamın büyük bir parçası olan kültür ve sanat ile anılır hale geldi.
Yerel yönetimlerin ölçme ve değerlendirmesinde bu politikaların kalitesi, sürdürebilirliği çok önemli bir yer tutar. Bu politikaları, sosyal demokrat anlayışlarını ortaya koyarak iddialı bir şekilde sunanlar var. “Kentlerde sanat ve kültür bizden sorulur” diyenler. Bu konuda her şey halka sorularak mı yapılıyor? Katılımcı bir anlayışla mı yapılıyor? Mesela bu konuda bir anket ya da bir halk oylaması var mı? Ben merak ediyorum; sanat eseri veya kültür çalışmasının uygulamasını o mahallenin halkına sorduk mu? Belediye meclisinden önce halkın incelemesine sunduk mu? Muhtarlıklara sorduk mu? Salonlardan, galerilerden semtlere, mahallelere taşındı mı? Salvador Dali’yi kente getirmek iyidir ancak sokaktan, mahalleden bir İbrahim Çallı ve Nuri İyem çıkarmak da önemlidir. Gelecek için bir tohum her şeyin üstündedir. Yine ünlü bir yazarla genç kuşakları tanıştırmak güzeldir ancak o kuşaktan Yaşar Kemal, Fakir Baykurt, Emin Özdemir, Nâzım Hikmet yaratmak daha evladır.

Rant yerine sevgi
“Sosyal demokrat belediyeler olmasa kültür de olmaz, sanatta” deniyorsa, onun gereği en güzel şekilde yerine getirilmelidir. Örneğin Ankaralı ilk defa büyük kent konserlerini sosyal demokratlarla tanıdı; Zülfü Livaneli’yle Sezen Aksu’yla... Belediyelerde bu işleri daha sağlıklı ve akılcı yürütmek üzere bir “kültür sanat üst kurulu” kurulmalı, bu komisyonlar halka ve topluma mal edilmeli. Bu tip çalışmalarda ranttan çok sevgi ortaya çıkar, eğitim ortaya çıkar, hoşgörü ortaya çıkar, insan sevgisi ortaya çıkar; bu da bazı işgüzar yöneticilerin işine gelmemekte. Onlar “Napolyon”u çok sevmekte aslında. Bazıları ise hâlâ çalıştay düzenleyip havanda su dövmeyi yeğliyor. Sonuç bildirgesine bakıyorsun aynı şeyler, yaldızlı sözler... Bazıları ise hâlâ açılış yapıp kokteyl vermeyi, rüküş bir konseri kültür ve sanat saymayı kabul ediyor.

Yol haritası belirlenmeli
Yeni seçilen her belediye yönetimi, öncelikle bir kültür sanat manifestosu hazırlayıp bunu gün gün uygulamaya koymalı. Bunu bu işlerden hiç anlamayarak göreve getirilen eş dostla yapmaya çalışanlar vardır. Bunlar klasik göz boyamaya matuf işler yaparlar, yapmaktadırlar. Tamam, muhafazakâr belediyeler kültür ve sanatta sosyal demokratları yakalayamadı, çok geride kaldılar. Sosyal demokratların da bilinen ezberleri ve politikalarını bırakmasının zamanı geldi, geçiyor. Hani Yaşar Kemal günleri, hani Nâzım günleri, hani Fakir Bayburt, okuma günleri? Projeler uzar gider... İnsan haklarına saygılı, demokrasiyi ve özgürlükleri canı kadar sevecek kuşaklar yetişecekse, demokratik yaşamın ilk adımı olan yerel yönetimler, kültür ve sanatı ciddi bir iş olarak kabul edecek ve demokratik hayatı güçlendirecek ürünler verecek. Benim bu konuda büyükşehir ve ilçe belediye başkanlarına önerim; Mevlana’nın “Dün dünde kaldı cancağızım, bugün artık yeni şeyler söylemek lazım” sözünü ilke edinmeleri ve bilinen ezberleri bozmaları çünkü biz kentliyiz. Kent ise demokrasi kültürüyle var olur, yaşar.
Umut Özkan  


Yazarın Son Yazıları