Olaylar Ve Görüşler

Yığılan Başarısızlıklara Örtü: Ayasofya Hamlesi - Yalın ALPAY

13 Temmuz 2020 Pazartesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 10 Temmuz’da bütün kanallardan aynı anda yayınlanan Ayasofya açıklaması sırasında son zamanlarda hiç olmadığı kadar moralsiz görünüyordu.

Oysa Türkiye’de seküler kesim ile mütedeyyin ve muhafazakar kesim arasındaki gerilimde, önemli bir simgesel yeri olan Ayasofya’yı 65 yıl sonunda yeniden cami kılan lider rolünü üstlendiği bu hitabında Erdoğan’ın son derece kendisinden emin, başarısından gurur duyan, son derece moralli olması beklenirdi.

AYNI KONUDA İKİ ZIT TAVIR

Bir diğer ikircikli durum da, Erdoğan’ın Ayasofya’nın ibadete açılması konusunda bir yıl içerisinde taban tabana zıt bir fikre gelmesiydi. Daha geçen yıl Ayasofya’nın yeniden cami işlevine kavuşması gündeme getirildiğinde, “Önce karşısındaki Sultanahmet’i doldurun, provokasyonlara gelmeyiz” diyerek meseleye son derece olumsuz bakmış ve net duruş sergilemişti.

Bugün gelinen noktada ise Erdoğan, geçen yılki açıklamasının tam zıttı bir eylem gerçekleştirdi. Erdoğan’ın böylesi tutumları Türk siyaseti için yeni değil, Cumhurbaşkanı siyasi kariyeri boyunca pek çok kez bugün A dediğine yarın B dedi. Burada yeni olan AKP'nin ilk kez Türkiye'yi kimlik politikasına sıkıştırma gayretlerinin etkisiz kalmasından endişe duyması.

Erdoğan'ın moralsizliği de buradan kaynaklanıyor.

ESKİSİ KADAR KOLAY DEĞİL ARTIK

Ayasofya hamlesinin temel motivasyonu, Erdoğan’ın otoriter döneminde sıkça başvurduğu kimlik politikalarıyla konsolide edebildiği kitleyi, bugün gelinen noktada aşırı derecede bozulmuş makro ekonomik dengeler yüzünden artık teskin edemiyor oluşu.

Erdoğan için bu kitleyi konsolide etmek görece kolaydı. Bu kesim, zaten ekonomik yoksulluğa alışkın olmasından ötürü, büyük kazanç hırsları taşımıyordu. Minik yardımlarla gönülleri alınabiliyor, onlara seçkinler karşısında özgüven kazandıran, kendileri gibi görünen, davranan liderleri sayesinde modernitenin onları horgören bakışından kurtuldukları hissettiriliyordu.

Bu maddi bir kazanımın çok ötesinde bir kabul görme ve manevi rahatlamaydı, kendi kimlikleri aşağılanmıyor, aksine seçkinler yerden yere vuruluyor, görece az eğitimli olmak, halk bilgeliği şeklinde adlandırılarak muteber sayılıyordu.

Fakat son ekonomik baş aşağı gidiş, artık bu kitlenin de eskisinden daha güvencesiz ve yoksul olmasına yol açtı. Artık İş ve İşçi Bulma kurumunun önündeki insanlar televizyon röportajlarında avazları çıktığınca yakınıyorlar.

Ceplerinden yalnızca bir iki madeni para çıkıyor, çok büyük ihtimalle hiçbir sonuç alamayacaklarını bildikleri halde, son umut olarak işçi kurumuna herhangi bir toplu taşıma aracına dahi binemedikleri için, her gün kilometrelerce yolu yürüyerek geldiklerini, sıra beklediklerini söylüyorlar.

KENDİ SEÇMENİ DE SORGULUYOR

Bu ekonomik kötüleşmeyi Covid salgını da destekleyince, ekonomik kriz bundan böyle lafla savuşturulamaz oldu. Hükümetin ekonomiye ilişkin istatistikleri toplumun yalnızca seçkinleri için değil, diğer kesimleri için de inandırıcılığını kaybetti.

Uzun süredir kullanılan "beka" meşrulaştırması artık işe yaramıyor. Yeni krizde suç FETÖ'ye de atılamıyor, ekonomik son darboğaz CHP’nin tek parti yönetimine de bağlanamıyor. Yanlış Suriye siyaseti yüzünden Türkiye'ye gelen göçmenler, hali hazırdaki bir parça kırıntı işleri de çok daha düşük ücretlere razı olarak alıyor. AKP seçmeni işsiz, servetsiz, gelirsiz, en kötüsü de umutsuz ve bu durumdan ilk kez AKP hükümetini sorumlu tutmaya eğilimli.

İstanbul ve Ankara'nın yitirilmesi, seçmenlerinin AKP'ye çektiği ilk önemli ihtar. Erdoğan yeni seçimde bu ihtarın artık daha büyük bir cezaya evrilmesinden çekiniyor ve bunda da haklı. Üst üste bu kadar yenilgi arasında AKP'ye yeni bir başarı öyküsü gerektiği için, Erdoğan en risksiz, en kolay ve en sansasyonel hamleye karar verdi: Ayasofya'nın ibadete açılması.

Kolay, çünkü Erdoğan'ın bu kararı önünde durabilecek bir mekanizma yok, sansasyonel çünkü 1935'ten bu yana mütedeyyin ve muhafazakar kesim bunu bağrında simgesel bir anlamda büyük bir düş olarak saklıyor.

İSTENEN ETKİYİ YARATMAZ

Erdoğan şimdi gerçekleştirmesi pek kolay olan bu hamleyle hem tarihi bir başarı öyküsü inşa edebilecek: "65 yıl sonra Ayasofya'yı Batı(cılar)ın elinden geri alarak yeniden Müslümanların hizmetine verdi" övgülerini alarak, kendisini tarihi bir yaranın şifacısı olarak pozisyonlayacak.

Hem de hali hazırdaki ekonomik krizi, ilerleyen günlerde "Batı bize Ayasofya'yı, onların kalplerini söküp aldık, cami yaptık diye düşman oldular, ekonomimize operasyon çektiler, o yüzden kriz var" diyerek, suçu Batıya atmak için bir meşrulaştırma elde edecek.

Bu hamleyi, AKP'nin eriyen oyları karşısında giderek çaresiz kalarak, tabanın bir kısmının da DEVA ve Gelecek Partisi'ne kaçmaması adına böyle kolay bir kahramanlığa soyunması olarak okumak mümkün. Bundan böyle Erdoğan için başarı ve kahramanlık öyküleri yazmak için daha çok ekonomik kazanım gerekiyor.

Ayasofya hamlesi pek başarılı olmayacak çünkü oy kayıplarının nedeni artık yapısal. AKP ve Erdoğan da bunun farkında olduğu için, moraller bozuk. Umuyorum ki en yakın zamanda içine düşülen bu ekonomik girdaptan kurtuluruz ve işler yeniden tüm Türkiye için daha iyi bir hale gelir.

YALIN ALPAY 
SİYASET BİLİMCİ, YAZAR


Yazarın Son Yazıları