Öner Yağcı

Doğa, tarih, yine haziran

26 Haziran 2021 Cumartesi

Ne bilimin gösterdiği yoldan ders alınıyor ne tarihten.

Ne emek bayrak olmuş ne barış.

Özgürlük doğanın değil doların yeşiline bırakılmış.

Bu gidiş nereye ey insan?

Doğa uyarıyor  

“Bilinmelidir ki doğal varlıklar üzerinde kazandığımızı sandığımız her zafer için doğa bizden öcünü alır... İşlenecek toprak elde etmek için ormanları yok eden insanlar, çölleşmeye zemin hazırladıklarını, dağlardaki kaynakların sularını kuruttuklarını, azgın sel yığınlarının ovaları basmasına neden olduklarını akıllarına bile getirmemişlerdir. Artık anlamalıyız ki bizler hiçbir zaman doğaya egemen olmak gibi bir çaba içinde olmamalıyız; tersine etimiz, kanımız ve beynimizle ondan bir parça ve onun tam ortasında olduğumuzun bilinciyle davranmalıyız. İnsan olarak doğa üzerinde kurduğumuz egemenlik, onun yasalarını tanıma ve doğru olarak uygulayabilme üstünlüğüne sahip olabilmemizden öteye gitmemelidir...”  

19. yüzyılın sonlarında Doğanın Diyalektiği’nde bunları yazan Friedrich Engels, bunun ötesinin ahlaksızlık olduğunu söylüyor. 

Marmara’nın kusması, dünyayı getirdiğimiz noktayı gösteriyor.

TARİH UYARIYOR

İnsanlık, bilimin yol gösterdiği, tarihten alınan derslerle yönetilmesi gerekirken ne yazık ki bu yapılmıyor.

Ders alınmadığı için yineleniyor tarih. Bağımsızlığımızın Almanlara teslim edilmesinin Osmanlı İmparatorluğu’nu çöküşe götürdüğü çoktan unutulmuş. Yetmiş yıl önce Kore’ye asker göndermenin ağır bedeli de unutulmuş.

Durup dururken değil Afganistan’a asker gönderme düşüncesinin içimizi ürpertmesi.

Dinlemediler aydınlarımızı

Bilimle tarihin uyarılarını haykıran, yalnızca haziran sonunda aramızdan ayrılan aydınlarımızı dinlemek bile yeterdi ahlaksızlıktan kurtulmak için.

İsmail Hakkı Tonguç’u dinleseydiler bilimden, doğadan uzaklaşmazlardı. Onun Eğitim Yolu ile Canlandırılacak Köy adlı kitabını, Niyazi Altunya’nın Köy Enstitüsü Sistemi’ni okur, anlarlardı. Onu anlatan kitapları okurlardı: Bir Eğitim Devrimcisi (Engin Tonguç), Piramidin Tabanı (Hürrem Arman), Tonguç ve Enstitüleri (Pakize Türkoğlu), benim Büyük Oğul Efsanesi...

Mehmet Başaran’ı dinleselerdi özgür ve çağdaş bir toplum olurduk. Okurlardı yeniden yayımlanan bütün yapıtlarını (Literatür Yayınları): Ahlat Ağacı, Yüreğin Sesi Zeytin Ülkesi, Çarığımı Yitirdiğim Tarla/ Aç Harmanı, Öğretmeniz Acıya Sürgün, Memetçik Memet, Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri, Elif Diye Bir Türkü, Dilsiz Oyunu, Giz Kokan Suskunluk, Eylülün Kızgın Soluğu.

Bunları okusalar Yunus Nadi’nin Kurtuluş Savaşı yıllarından bugüne özgürlük bayrağını dalgalandırmaya devam eden Cumhuriyet gazetesini dinlerlerdi.

ŞİİR UYARIYOR

“Hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar’a, ateş hırsızlarına, Ernesto ‘Çe’ Guevara’ya... tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz... Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya” diyen Kâzım Koyuncu’yu dinlemediler.

“Karşıyakanın üç gülü/ Yürek dalıma gömülü...”, “Türkiye sonsuz mu sonsuz/ İçimdeki özlem kadar” diyerek yurt sevgisini dillendiren Tahsin Saraç’ın; “Sen de katılmalısın yaşamı savunmaya” diyen Kemal Özer’in şiirlerinden uzak durdular.

Tarihinden, aydınlarının uyarılarından, şiirden uzak düşen toplumların geleceğinin aydınlık olamayacağını unutmayız.

Şiir ve müzik düşmanlığı çağdışılıktır.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

İlk öykü kitapları 31 Temmuz 2021