20. yüzyılın ilk yarısında emperyalizmin ve sömürgeciliğin dünyadaki öncüsü Britanya İmparatorluğu idi.
Osmanlı İmparatorluğu’nun, Birinci Dünya Savaşı’nda, Britanya’ya, Fransa’ya ve Rusya’ya karşı savaşan Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu desteklemesi ve onların yanında savaşa girmesi, büyük bir faciayla sonuçlandı. Almanya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğu savaşı kaybedince, Britanya, Fransa, İtalya, Yunanistan, Osmanlı İmparatorluğu topraklarını işgal etti.
Osmanlı İmparatorluğu’nu yönetenler, Osmanlı İmparatorluğu’nun sonu anlamına gelen ve Türkleri Orta Anadolu’da küçük bir alana sıkıştıran Sevr Antlaşması’nı kabul ettiler.
Osmanlı İmparatorluğu’nda albay ve tuğgeneral rütbesiyle askerlik yapan Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı İmparatorluğu yönetimine isyan etti, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak Kurtuluş Savaşı’nı başlattı, Sevr Antlaşması’na karşı çıktı.
Atatürk Osmanlı ordusundan istifa etti, önce Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni, arkasından bu siyasi örgütün ordusu olan Kuvayı Milliye’yi kurdu.
Osmanlı İmparatorluğu’nun padişahı Vahdettin bunun üzerine Atatürk’ün idam fermanını onayladı.
Atatürk, Anadolu’yu ve Trakya’yı işgal eden yabancı ordulara karşı başlattığı Kurtuluş Savaşı’nı 1922 yılında kazanınca ve saltanat Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla kaldırılınca, padişah Vahdettin Britanya’ya ait bir savaş gemisiyle Osmanlı İmparatorluğu topraklarını terk etti.
Atatürk ve Milli Mücadele arkadaşları bunun üzerine 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdular, egemenliği Osmanoğulları ailesinin elinden alıp millete devrettiler.
***
Gerçekler ve olgular ortadayken, “Milli Eğitim Bakanlığı” geçtiğimiz hafta eğitim müfredatından “Kurtuluş Savaşı” ifadesini çıkarttı, onun yerine sadece “Milli Mücadele” ifadesini kullandı; müfredatta, Vahdettin’in Britanya gemisiyle kaçtığı gerçeğini örtbas etti ve Vahdettin’in gemiyle Osmanlı topraklarından Malta’ya yola çıktığını ifade etti!
“Milli Eğitim Bakanı” Yusuf Tekin ise gelen eleştirilere karşılık, “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı” ifadesini kullandı!
Bu gelişme, AKP iktidarının, Britanya emperyalizmiyle işbirliği yaparak vatanlarına ihanet eden Vahdettin, Mustafa Sabri ve İskilipli Atıf gibi kişilerin uzantısı olduğu gerçeğini bir defa daha gösterdi!
Sözde “Milli Eğitim Bakanı” Yusuf Tekin, kurtuluşun, emperyalizmin işgalcilerinden ve onların işbirlikçilerinden bir kurtuluş olduğunu ve bu nedenle bu mücadeleye aynı zamanda “Milli Mücadele” dendiğini; emperyalizme karşı mücadele verilmeden, milli bir kimliğin ortaya konamayacağını kavrayamadı, daha doğrusu kavramak istemedi!
Çünkü AKP iktidarının tüm üyeleri gibi Yusuf Tekin de milli değil, ümmetçi bir kimliğe sahiptir. Ümmetçilerin milli olması ve emperyalizme karşı direnmeleri kategorik bir olanaksızlıktır!
***
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyadaki emperyalizmin öncülüğünü Amerika Birleşik Devletleri üstlendi. 1949 yılında ABD’nin öncülüğünde NATO adlı askeri ittifak örgütü kuruldu. Adnan Menderes’in başbakan ve Demokrat Parti’nin iktidarda olduğu 1952 yılında Türkiye de NATO’ya üye olarak, egemenliğini ABD’ye devretti!
O gün bugündür Türkiye’de hiçbir şey yolunda yürümedi, Türkiye’nin başı beladan kurtulmadı. Halkın egemenliğine karşı gerçekleştirilen askeri darbeler de sivil darbeler de, ABD ve NATO tarafından desteklendi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkeleri birer birer bertaraf edildi, Kurtuluş Savaşı’nın ve Milli Mücadele’nin intikamı alındı!
Geçtiğimiz hafta Ankara’da gerçekleşen NATO zirvesinde AKP Genel Başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Devlet Başkanı Donald Trump ile samimi görüntüler sergilemesi; iki liderin birbirlerini övmeye devam etmeleri; AKP’ye yakın sözde “medya üyelerinin”, sömürge zihniyetiyle, Trump ile Erdoğan arasındaki yakınlıkla böbürlenmeleri, “Milli Eğitim Bakanlığı”ndaki gelişmelerle büyük bir uyum sergiledi.
Böylece Türkiye’nin AKP’den kurtulmasının mutlak bir zorunluluk olduğu da bir kere daha ortaya çıktı!