Örsan K. Öymen

Türkiye, AB ve NATO

18 Ocak 2021 Pazartesi

Türkiye NATO’ya üye ve Avrupa Birliği üyeliğine aday olduğundan beri, Türkiye’de AB’ye, NATO’ya ve NATO’nun en büyük askeri gücü olan Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı sık sık tepkilerin oluşması doğaldır.

Bu tepkinin bir nedeni, ABD’nin ve AB’nin Türkiye’ye yönelik emperyalist stratejileridir. Emperyalizm bir komplo teorisi değildir, bir gerçektir. Kendi vatandaşları için ekonomik, sosyal, siyasi adaleti sağlamak ve demokratik düzeni korumak konusunda çaba gösteren AB ve NATO ülkeleri, gelişmemiş ülkelere gelince, onları sömürülecek bir pazara indirgemekte, bu ülkelerdeki ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmişlik düzeyiyle samimi olarak ilgilenmemekte, bu konuda göstermelik açıklamaların ötesine geçmemektedir.

***

Öte yanda, gelişmemiş ülkelerdeki siyasetçilerin, geri kalmışlıklarının faturasını tamamıyla emperyalist güçlere çıkarmaları, sorumsuzluktan başka bir şey değildir. Sorumluluk üstlenmeyen, kendi toplumu için doğru kararlar veremeyen, çalışmayan, tembelliğin ve miskinliğin esiri olan, aklın yolundan çıkan, dinlerin esiri olan, bilimde, felsefede, sanatta, siyasette gerekli devrimleri gerçekleştiremeyen toplumların, her şeyi dış etkenlere ve dış güçlere bağlamaları, kendi gerçekliklerinden kaçmaktır.

Emperyalizme karşı en büyük mücadelelerden birisini veren ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk, geri kalmışlığın faturasını sadece dış etkenlere kesmemiş, Osmanlı İmparatorluğu’nu yönetenlerin yanlışlarını ve eksiklerini kavramış, dış güçler karşısında ağlayıp sızlanacağına, aydınlanma devrimlerini gerçekleştirmiş, emperyalizmin sömürgesi olmayı, askeri güç gösterisiyle ve kabadayılık söylemleriyle değil, aydınlanma devrimleriyle ve cumhuriyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik, ulusçuluk, devrimcilik ilkeleriyle engellemiştir.

AB’nin ve ABD’nin, Atatürk’e ve onun ilkelerine düşman olan İslamcıları ve neo-liberalleri desteklemesinin temel nedeni budur. Emperyalizme karşı mücadelenin AKP üzerinden verilebileceğini sananlar, büyük bir tarihsel yanılgı içindedirler.

***

Öte yanda, bugünkü koşullarda, Türkiye’nin NATO’dan çıkmasını ve AB üyeliğinden vazgeçmesini savunmak da gerçekçi değildir. Türkiye, ekonomi, sanayi, teknoloji, tarım, savunma, demokrasi, laiklik, hukuk, adalet, insan hakları, eğitim, bilim, felsefe, sanat alanlarında dünyanın en gelişmiş ülkelerinden birisi olsaydı, bu alanlardaki başarılarıyla bağımsızlığını ve gücünü kanıtlamış olsaydı, NATO’ya da AB’ye de gereksinim duymazdı.

Ancak günümüzün koşulları ve Türkiye’nin zayıf noktaları dikkate alınacak olursa, demokrasiyle yönetilmeyen Rusya’ya ve Çin’e umut bağlayarak, AB ve ABD ile ilişkileri koparmak, Türkiye’nin ulusal çıkarlarına aykırıdır. Türkiye’nin ulusal çıkarları, Rusya ve Çin ile birlikte, ABD ve AB ile ilişkilerin de geliştirilmesini gerektirmektedir.

***

Türkiye bugün, NATO içindeki en geri kalmış ülkedir. Türkiye sadece, asker sayısı açısından NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olmakla ve stratejik bir coğrafyada bulunmakla NATO içinde tutunamaz. Türkiye her alanda güçlü ve bağımsız bir ülke olursa, NATO’nun öncü ülkelerinden birisine dönüşür, NATO içindeki veto hakkını etkili bir biçimde kullanabilir, oyunun piyonu olmaktan çıkar, oyunun kurucusu olur, emperyalizmin sömürgesi olmaktan kurtulur.

NATO bir askeri savunma ittifakı olduğu için, AB ise bir ekonomik ve siyasi ittifak olduğu için, Türkiye’nin AB’ye üye olması, NATO içindeki gücünü de artıracaktır. AB’nin Türkiye’yi üyelikten uzak tutmasının nedenlerinden birisi budur.

AKP’nin iktidara gelmesi, AB’nin Türkiye’ye çifte standart uygulamasının sonuçlarından birisidir. AB’den umudu kesen Türkiye, Ortadoğu’ya yönelmiştir. Bu AB’nin de istediği bir şeydir. ABD ve AB, Türkiye’yi Atatürk’ün ileri uygarlık hedefinden koparmak için, AKP’yi bir araç olarak kullanmaktadır.

Bu oyunu bozmanın yolu, telaşla AB’den ve NATO’dan kaçmak değil, AB’nin ve NATO’nun içinde güçlü bir biçimde yer almayı denemektir. AKP iktidarda olduğu sürece, bu olanaksızdır. AKP’siz bir iktidarda da sadece bir olasılıktır. Umudu besleyen ise olasılıklardır.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Mutluluk ve ölümsüzlük 20 Haziran 2022
Laiklik ve Alevilik 13 Haziran 2022
Barınma krizi 30 Mayıs 2022