Tek bir ADALET sözcüğü kaç kişiyi çatısı altına toplayabilir bu ülkede? Suskun vicdanları harekete geçirmek için kaç adım atmak gereklidir? 1 kişinin, 10 kişinin, 100 kişinin 450 kilometreyi yürüyerek ve adalet istiyoruz diye haykırarak kat etmesinin belki büyük sonuçları olmaz ama on binler, yüz binler, milyonlar yürürse kesinlikle bir şeyler değişir. Bırakın “Adalet istiyoruz” diye haykırmayı, sessizce Adalet pankartları ile yürümek, bıkmadan, pes etmeden yürümek bile değiştirir.
Yürümek bir eylem. Barışçı bir eylem ama bir yandan da konuşmanın ötesine geçmek demek.
Adalet istemek ise en temel vatandaşlık hakkı. Zamanı çoktan gelmişti ama bilirsiniz bardak ağzına kadar dolar dolar da sonra tek bir damla taşırır. İşte o damla CHP milletvekili meslektaşımız Enis Berberoğlu’nun 25 yıla mahkûmiyeti oldu. Adil karar vermek yerine siyasi kararlara imza atan yargıçlar, hâkimler yüzünden hâlâ hapis yatan, hastalanan, tedavisi yapılmadığı için hayatını kaybeden, itibarı elinden alındığı için canına kıyan onlarca masum insan, bardağı damla damla doldurdu. Ama sadece o kadar da değil...
Bu ülkede adalet;
99 gündür açlık grevini sürdüren Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için de...
Tutuksuz yargılanabilecekken demir parmaklıklar arkasında aylardır yatan gazeteci arkadaşlarımız için de...
Keza aynı şekilde tutuksuz yargılanabilecekken hapis yatan Selahattin Demirtaş ve diğer milletvekilleri için de...
Bu ülkede adalet;
Tecavüzcüsü ile evlenmeye zorlanan kadınlarımız, küçük yaşta okul yerine koca koynuna sokulan kız çocuklarımız için de...
Bu ülkede adalet;
Onlarca, yüzlerce suçlusu asla mahkûm edilmeyen cinayet gibi iş kazalarında, maden göçüklerinde can veren işçilerimiz, madencilerimiz, tersane çalışanlarımız için de...
Bu ülkede adalet;
Son 10 yılda gelir dağılımında eşitsizliğin giderek artmasına bir son verilmesi için de... Bu eşitsizliğin, adının içinde Adalet sözcüğü de bulunan iktidar partisi tarafından siyasi bir araç olarak kullanılmasının, iane ve yardımlarla, göz boyamalara oy deposu haline dönüştürülmesinin artık sonunun gelmesi için de...
Bu ülkede adalet;
Doğru işleyen ekonomi, doğru işleyen bir vergi sistemi için de...
Bu ülkede adalet;
Geleceğimiz için de, çocuklarımız için, yaşadığımız çevre ve doğa için de...
Kısacası insan gibi yaşamak için adalet...
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu bu tıkanmışlığın içinde önemli bir hamle yaptı. Üstelik başlattığı yürüyüşün CHP şemsiyesi altında yapılmadığını ve adalet isteyen herkesin katılabileceğini söyledi. Şimdi iş bizlerde; bu anlamlı adalet yürüyüşünün içinde olmakta, giderek çoğalmakta... Sendikalar, STK’ler, kadın örgütleri, akademisyenler, işçiler, öğretmenler, öğrenciler, gençler... Biliyoruz, hepimizin o ya da bu şekilde, baskı rejimi; yaratılan korku toplumu, fişleme düzeni içindeki kaygılarımızı, korkularımızı. Ama unutmayalım düzenler korkuya yenik düşerek düzelmiyor.
Adalet Yürüyüşü, hukuka, özgürlüğe ve demokrasiye gidişin bir başlangıcı olabilir. Eğer yüz binler, milyonlar katılırsa...
Bir söz daha, bu anlamlı başlangıç için: 802 yıl önce dün, tam da Adalet Yürüyüşü’nün başladığı gün İngiltere’de kralın yetkilerini sınırlayan ve “büyük özgürlük fermanı” diye de bilinen Magna Carta kabul edilmişti.
Adalet!..
Yazarın Son Yazıları
ABD’nin en güçlü rakibi. Enerji sevkıyatının durmasının önemli etkileri olacak. Çünkü küresel enerji ticaretinin kalbi sayılan Hürmüz Boğazı doğrudan risk altında.
Eğitim, bir toplumun geleceğini yalnızca bilgiyle değil, değer tercihleriyle de biçimlendirir. Bu nedenle mesele bir ideolojik tartışmadan ibaret değildir; anayasal düzenin, laikliğin ve kamusal alanın sınırlarının nasıl tanımlandığı meselesidir.
Bu hafta, akademisyenlerin Boğaziçi Üniversitesi’nde tuttukları nöbet 1261. gününe girdi. Ve bu nöbete CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katıldı. Geçen hafta ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi’ne gelişi sırasında üniversite yaşamının fiilen felç edilmesi öğrencilerin, akademisyenlerin, mezunların kampüs dışına itil- mesi tarihe, üniversite fikri açısından kara bir sayfa olarak geçmişti.
Akın Gürlek’in adalet bakanı olarak göreve başlaması, Bilal Erdoğan’ın AKP genel başkanlığına hazırlanacağına dair güçlü iddialar... Muhalefetin bastırıldığı, iktidarın içeride elini daha güçlendirmek için her yolu denediği bu süreçte gözden kaçırdığımız daha büyük bir mesele var: Dünya düzeni çökerken biz nereye bakıyoruz?
17 Ağustos depremi yaşanalı henüz birkaç gün olmuştu.
Gelelim Türkiye’ye... Türkiye açısından AB-Hindistan anlaşması bir “uzak coğrafya haberi” değil. Çünkü Türkiye’nin dış ticaret omurgası AB pazarı ve Türkiye’nin rekabet gücü de büyük ölçüde AB tedarik zincirleri üzerinden şekilleniyor. Hindistan’ın AB’ye daha avantajlı erişimi, Türkiye’nin bazı sektörlerdeki konumunu doğrudan zorlayabilir.
Batı Avrupa ülkeleri temkinliydi. Batı için mesele Gazze değildi, sistemdi. Fransa ve Almanya’nın sorduğu soru basitti: “Bu yapı Birleşmiş Milletler’in yerini mi alacak?”
Donald Trump iki halka birden “yardım” vaat ediyor.
“Dünya kurallardan uzaklaşıp güce dayalı bir düzene geçiyor”...
Yılın son günü.
Ve bu arayış yalnızca ABD’ye özgü değil... Küresel bir yön değişimi bugün aynı konular Avrupa Birliği’nden Hindistan’a, Japonya’dan IMF ve OECD gibi uluslararası kurumlara kadar geniş bir alanda tartışılıyor. Tam da bu noktada, BirGün gazetesinde Güldem Atabay’ın aralık ayı başından bu yana bir seri halinde ele aldığı ve benim de özellikle önemli bulduğum bir kavrama değinmek istiyorum: London Consensus.
ABD’nin saygın gazetelerinden New York Times’ın editör kurulu önceki gün ülkelerinin otokratik bir rejime savrulduğunu söyleyerek “demokratik erozyonun 12 kırmızı alarmını” yayımladı.
Koç Üniversitesi’nin onuncu kez verdiği Rahmi M. Koç Bilim Madalyası bu yıl Prof. Dr. Ufuk Akçiğit’e verildi.
Brezilya’nın tropik sıcaklığı altında toplanan COP30, dünya siyasetinin iklim krizine nasıl baktığını -daha doğrusu bakmadığını- tek karede özetleyen bir zirve oldu.
“Az sayıda insanın yaşadığı küçücük bir ada...
New York’un yeni belediye başkanı Zohran Mamdani, yalnızca Amerika’daki Demokratlar için değil, tüm dünya için bir mesaj verdi: “Değişim hâlâ mümkün.”
Buruk, öfkeli ama öte yandan coşkulu..
Türkiye ara çözümlere sıkışırken dünya “neoprime” savunma çağına giriyor.
Nadir elementler konusu Türkiye’de kamuoyunun gündemine CHP tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump görüşmesinden hemen önce “Pazarlık konusu yapılacak” diye getirildi.
“Eğer ateşkes kalıcı bir barışa evrilemezse, bu savaş yalnızca Gazze’yi değil, Batı ittifakının meşruiyetini ve küresel düzeni de sarsmaya devam edecek...”
Şu son bir yıl içinde yaşadıklarımızı diyelim beş yıl önce yaşasaydık herhalde “Olağanüstü günlerden geçiyoruz” derdik.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump’ın New York’ta yaptığı görüşme, sadece ikili ilişkiler bağlamında değil, küresel dengeler açısından da kritik.
Bir süredir gözüm Nepal’deki gelişmelerde...
Moda Caddesi’nden Kadıköy Rıhtım’a doğru yürüyorum.
Erdoğan AKP’si; karşısındaki tek önemli muhalefeti yani CHP’yi işlevsizleştirmek için elindeki tüm yetki ve yargı güçlerini kullanıyor.
Önce şunu görmeliyiz...
"CHP’nin üzerindeki yük öyle ağır ki özgür; laik, demokratik bir ülke olma mücadelesini tek başına omuzladı."
Neredeyse çeyrek asır...
Sahte diplomalar, sahte ehliyetler, sahte sağlık raporları...
Seyrediyoruz. Kimi insanlığın geldiği noktadan utanarak, kimi umarsızca sanki bir film seyreder gibi...
Tam bitti derken yeniden başlıyor. Rüzgârın hızına göre şiddetleniyor; ortalığı yakıp kavuruyor.
Şaşırdık mı? Hayır...
CHP’li belediyelere yapılan operasyonların sonu gelmiyor. Belli ki yaz böyle geçecek.
Çünkü çözüm üretemiyor. Çünkü halkın sorunlarına yanıt veremiyor.
“At izinin it izine karıştığı” günlerden geçiyoruz yine.
Daha sular durulmadan Ortadoğu yeniden karıştırılmaya çalışılıyor...
“Bizim bayram görecek halimiz yok arkadaşlar” dedi ve ekledi CHP lideri Özgür Özel...
Sadece anayasal hakkı olan barışçıl protesto hakkını kullandıkları için hapiste tutulan üniversite öğrencileri olan bir ülke...
O kadar fazla sistematik saldırı altındayız ki... Kimi zaman büyük resmi görebilmek için yaşananları alt alta sıralamak önemli...
Barışı uzak bir hayal olmaktan çıkarmak hiç kolay değildir, en azından bizim coğrafyada.