“En güzel deniz: henüz gidilmemiş olanıdır, En güzel çocuk: henüz büyümedi. En güzel günlerimiz: henüz yaşamadıklarımız, Ve sana söylemek istedigim en güzel söz: henüz söylememiş olduğum sözdür...”
2. Dünya Savaşı’nın tüm insanlığa yaşattığı trajediye karşın güzel günlere olan inancını kaybetmemiş olan bir büyük şairin, Nâzım Hikmet’in bu dizeleri ile başladı açılış konuşmasına Prof. Dr. Mehmet Öztürk. Dokuz Eylül Üniversitesi bünyesinde kurulan Uluslararası Biyotıp ve Genom Merkezi İBG’nin açılışı için İzmir’deyiz ve dünyanın sayılı genetik uzmanlarından biri Prof. Öztürk merkezin başında. Terör, öfke, linç kültürü ve akıl dışı her türlü olayın yaşandığı bugünlerde kendini bilime adamış insanların bir araya geldiği bir sığınaktayım sanki... Zaten Prof. Öztürk de sözlerini “Acı günler yaşadığımız bu günlerde geleceğe umutla bakmaya inatla devam ediyoruz. Daha güzel bir dünya kendiliğinden gerçekleşmeyecek, bunu birlikte inşa etmemiz gerekiyor” diye sürdürüyor.
Başlığa taşıdığım “Bilimle nefes almak” sözü öylesine bir laf değil.
Gerçekten nefes almaya başladığını hissediyor insan... Açılış dolayısıyla birçok dünyaca ünlü bilim insanı da burada. İçlerinden biri Prof. Dr. Aziz Sancar... Kanser tedavisinde ritmik saat buluşuna imza atan Sancar, yıllardan beri ABD’de Kaliforniya Üniversitesi’nde... Sancar, Türkiye ile yakından ilgili, siyasi ve toplumsal gelişmeleri yakından takip eden biriydi ancak “Artık özellikle takip etmiyorum. Çünkü çok etkileniyor ve çalışmalarımı istediğim gibi sürdüremiyordum. Kendimi yapacağım araştırmalara odaklamak için bunu kesmek zorundaydım” diyor.
Bir diğer örnek... Doç. Dr. Adile Öniz, Dokuz Eylül Üniversitesi bünyesinde kurulu bir sağlık teknoparkı olan DEPARK’ın Akademik Koordinatörü, “Bir yıldır devrelerimi kapattım.. Siyasi gündemi kesinlikle takip etmiyorum. Çünkü çalışma motivasyonumu düşürüyor, kaygı düzeyimi arttırıyor. Hayata umutla bakan bir yapım vardı, nefes alamaz hale geldiğimi fark edince bıraktım. Aslında bir rol model olan birinin bunu söylemesi ayıp ama ne yazık ki elimden başka bir şey gelmiyor” diyor.
Daha iyi bir yaşam için sloganı ile yola çıkan bir merkez İBG-İzmir.
Haberde ayrıntıları ile anlattım. Eğer hedeflediği ekosistemi kurabilirse, önüne setler çekilmezse, kuramsal sürekliliği sağlanır, siyasi oyunlara alet edilmezse İzmir’e de, Türkiye’ye de, küresel bilim dünyasına da büyük katkıları olacağı aşikâr. Bunu yapabilecek insan kalitesi ve heyecanı olduğu kesin. Umarım böyle devam eder...
Öte yandan bilimi bile nefessiz bırakan bir Türkiye gerçeği ile karşı karşıyayız. Bu yüzden açılışta bir panelde konuşan Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil’in “Türkiye’ye bu kadar imam lazım mı? Değil. Bize STEM’den (fen, teknoloji, mühendislik bölümleri) gelen öğrenci gerek; bunların doktora yapması lazım” sözleri çok çok önemli. Ve “Bilkent’te 800 moleküler biyoloji öğrencisi mezun ettim. 750’si ABD ve Avrupa ülkelerine yüksek lisans ve doktoraya gitti” diyen Prof. Öztürk’ün sözlerine kulak vermek ve neden biz yetenekli gençlerimizi burada tutamıyoruz diye sorgulamak...
Oysa öğrenci gelmiyor gerekçesiyle üniversitelerin temel bilimler fakültelerini kapatan, 200’ü aşkın üniversite açmakla övünen ancak iş eğitimin kalitesine geldiğinde çuvallayan bir ülke burası.
Bilimle nefes almak....
Yazarın Son Yazıları
Bu hafta, akademisyenlerin Boğaziçi Üniversitesi’nde tuttukları nöbet 1261. gününe girdi. Ve bu nöbete CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katıldı. Geçen hafta ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi’ne gelişi sırasında üniversite yaşamının fiilen felç edilmesi öğrencilerin, akademisyenlerin, mezunların kampüs dışına itil- mesi tarihe, üniversite fikri açısından kara bir sayfa olarak geçmişti.
Akın Gürlek’in adalet bakanı olarak göreve başlaması, Bilal Erdoğan’ın AKP genel başkanlığına hazırlanacağına dair güçlü iddialar... Muhalefetin bastırıldığı, iktidarın içeride elini daha güçlendirmek için her yolu denediği bu süreçte gözden kaçırdığımız daha büyük bir mesele var: Dünya düzeni çökerken biz nereye bakıyoruz?
17 Ağustos depremi yaşanalı henüz birkaç gün olmuştu.
Gelelim Türkiye’ye... Türkiye açısından AB-Hindistan anlaşması bir “uzak coğrafya haberi” değil. Çünkü Türkiye’nin dış ticaret omurgası AB pazarı ve Türkiye’nin rekabet gücü de büyük ölçüde AB tedarik zincirleri üzerinden şekilleniyor. Hindistan’ın AB’ye daha avantajlı erişimi, Türkiye’nin bazı sektörlerdeki konumunu doğrudan zorlayabilir.
Batı Avrupa ülkeleri temkinliydi. Batı için mesele Gazze değildi, sistemdi. Fransa ve Almanya’nın sorduğu soru basitti: “Bu yapı Birleşmiş Milletler’in yerini mi alacak?”
Donald Trump iki halka birden “yardım” vaat ediyor.
“Dünya kurallardan uzaklaşıp güce dayalı bir düzene geçiyor”...
Yılın son günü.
Ve bu arayış yalnızca ABD’ye özgü değil... Küresel bir yön değişimi bugün aynı konular Avrupa Birliği’nden Hindistan’a, Japonya’dan IMF ve OECD gibi uluslararası kurumlara kadar geniş bir alanda tartışılıyor. Tam da bu noktada, BirGün gazetesinde Güldem Atabay’ın aralık ayı başından bu yana bir seri halinde ele aldığı ve benim de özellikle önemli bulduğum bir kavrama değinmek istiyorum: London Consensus.
ABD’nin saygın gazetelerinden New York Times’ın editör kurulu önceki gün ülkelerinin otokratik bir rejime savrulduğunu söyleyerek “demokratik erozyonun 12 kırmızı alarmını” yayımladı.
Koç Üniversitesi’nin onuncu kez verdiği Rahmi M. Koç Bilim Madalyası bu yıl Prof. Dr. Ufuk Akçiğit’e verildi.
Brezilya’nın tropik sıcaklığı altında toplanan COP30, dünya siyasetinin iklim krizine nasıl baktığını -daha doğrusu bakmadığını- tek karede özetleyen bir zirve oldu.
“Az sayıda insanın yaşadığı küçücük bir ada...
New York’un yeni belediye başkanı Zohran Mamdani, yalnızca Amerika’daki Demokratlar için değil, tüm dünya için bir mesaj verdi: “Değişim hâlâ mümkün.”
Buruk, öfkeli ama öte yandan coşkulu..
Türkiye ara çözümlere sıkışırken dünya “neoprime” savunma çağına giriyor.
Nadir elementler konusu Türkiye’de kamuoyunun gündemine CHP tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump görüşmesinden hemen önce “Pazarlık konusu yapılacak” diye getirildi.
“Eğer ateşkes kalıcı bir barışa evrilemezse, bu savaş yalnızca Gazze’yi değil, Batı ittifakının meşruiyetini ve küresel düzeni de sarsmaya devam edecek...”
Şu son bir yıl içinde yaşadıklarımızı diyelim beş yıl önce yaşasaydık herhalde “Olağanüstü günlerden geçiyoruz” derdik.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump’ın New York’ta yaptığı görüşme, sadece ikili ilişkiler bağlamında değil, küresel dengeler açısından da kritik.
Bir süredir gözüm Nepal’deki gelişmelerde...
Moda Caddesi’nden Kadıköy Rıhtım’a doğru yürüyorum.
Erdoğan AKP’si; karşısındaki tek önemli muhalefeti yani CHP’yi işlevsizleştirmek için elindeki tüm yetki ve yargı güçlerini kullanıyor.
Önce şunu görmeliyiz...
"CHP’nin üzerindeki yük öyle ağır ki özgür; laik, demokratik bir ülke olma mücadelesini tek başına omuzladı."
Neredeyse çeyrek asır...
Sahte diplomalar, sahte ehliyetler, sahte sağlık raporları...
Seyrediyoruz. Kimi insanlığın geldiği noktadan utanarak, kimi umarsızca sanki bir film seyreder gibi...
Tam bitti derken yeniden başlıyor. Rüzgârın hızına göre şiddetleniyor; ortalığı yakıp kavuruyor.
Şaşırdık mı? Hayır...
CHP’li belediyelere yapılan operasyonların sonu gelmiyor. Belli ki yaz böyle geçecek.
Çünkü çözüm üretemiyor. Çünkü halkın sorunlarına yanıt veremiyor.
“At izinin it izine karıştığı” günlerden geçiyoruz yine.
Daha sular durulmadan Ortadoğu yeniden karıştırılmaya çalışılıyor...
“Bizim bayram görecek halimiz yok arkadaşlar” dedi ve ekledi CHP lideri Özgür Özel...
Sadece anayasal hakkı olan barışçıl protesto hakkını kullandıkları için hapiste tutulan üniversite öğrencileri olan bir ülke...
O kadar fazla sistematik saldırı altındayız ki... Kimi zaman büyük resmi görebilmek için yaşananları alt alta sıralamak önemli...
Barışı uzak bir hayal olmaktan çıkarmak hiç kolay değildir, en azından bizim coğrafyada.
Karartma... Otokratik rejimde sıradan bir gün
Siz gidene kadar...