Halkın gerçekleri...

10 Eylül 2021 Cuma

Bu ülkede neden halkın gerçekleri ile siyasetin gündemi bu kadar birbirinden kopuk? Bunu sorgulamadığımız müddetçe arpa boyu yol alamayacağımızın hâlâ ayırdında değil miyiz?

Çalışan, insan kaynaklarının kapısını açıp içeri giriyor ve utanarak şu soruyu soruyor: Eğer öğle yemeğini yemezsem onu yemek parası olarak öder misiniz? Gün boyu aç karnına çalışıp evine 3 kuruş fazla para götürme derdinde.. Böyle insanların sayısı ne kadar sizce? 

Öte yandan pazarlardan kalıntıları toplayanlar, icra takibine düştükleri için intihara kalkışanlar.. Fahiş ev kiraları.. Gıdada, elektrikte, suda, doğalgazda zam üzerine zam...

Öğrenimleri süresince ayakta kalabilmek için burs arayışına çıkan üniversite öğrencileri... İşsizler, iş bulmaktan umudunu kesenler... Kasiyerlik, garsonluk yapan öğretmenler, mühendisler..  

Ne yapıyor siyaset halkın bu gerçekleri karşısında? 

Bugün değil, yıllardır devam eden bu kopukluk neden sorgulanmıyor? 

Sorunun yanıtını kısmi olarak Metropoll araştırma şirketinin anket sonuçları veriyor. Aylık geliri 3 bin liranın altında olan seçmen grubu hem iktidar partisine hem de ana muhalefet partisine verilen desteğin düştüğünü gösteriyor. Bunun anlamı açık. İktidara “Benim sorunlarımı anlamak istemiyorsun ve çözmekte başarısızsın”, muhalefete ise “Benim sorunlarımı çözeceğine ilişkin beklentim ve umudum fazla yok” mesajı. 

Türkiye’de nüfusun yüzde 93’ü kentlerde ve ilçe merkezlerinde. Köyler boş. Büyük kentlere tıkış tıkış doldurulan insan kitleleri... Betona gömülen yaşamlar... Keşmekeş bir trafik... Herkese ev ve araba sloganının çöküş tablosu. Arpa boyu ilerlemeyen bir trafikte ev ve iş arasında tüketilen ömürler.. Ne pahasına? 

İşte tam da bu “ne pahasına” sorusunu bile soramayacak durumda insanlar. Çünkü kapitalist sistemin prangalı mahkûmları. Ödenecek taksitler, aybaşında yatması gereken kiralar, faturalar...Kaşıkla cebine koyduğunu kepçeyle geri alan sistem. 

Tüketim toplumumun köleliğinden çıkmak kolay değildir. Orta ve üzeri gelir sahiplerinde bile.. 

Kent yaşamını terk etmek isteyip göreceli olarak kırsala yerleşmeye çalışanlar bile tüketim alışkanlıklarını terk edemedikleri için gittikleri yerleri de geldikleri yerlere dönüştürürler. Tıpkı çekirge sürüsü gibi... En somut örneklerini batı kıyılarında yaşıyoruz. Bodrum ilçesi, bugün altyapısı çökmüş, su ve elektrik kesintilerinden başını kaldıramayan, trafiğin kilitlendiği yeni “talan” merkezi haline dönüşmüş durumda.

Ve şu soru sorulmuyor. Sorulamıyor, Bizi nasıl bir gelecek bekliyor? Bizi çocuklarımızı, onların çocuklarını? Bunların birçoğu sadece bizim değil, bizim gibi birçok ülkenin de sorunu. 

Gelecek araştırmaları ya da gelecek bilimi denen bilim dalı çerçevesinde gelecek ile ilgili modeller de sorgulanır. Eleştirel gelecek diye bir kavram duydunuz mu?

Zor soruları sormakla işe başlar, statükoya meydan okuyarak neden “mevcut alışkanlıkların” tek yöntem olamayacağı hakkında çözümlemeler yapar. Örneğin kalkınma kavramını “sınırsız büyüme ve tüketim bağımlılığından” ayrıştırmak mümkün mü? Ne yapılmalı bunun için? Geleceği sömürgecilikten kurtarmak mümkün mü? Peki, ya daha barışçıl bir gelecek? 

BÜYÜME VE ÇÖKÜŞ

İki sürekli çelişen olgu ile karşı karşıyayız: 

Biri, hükümetlerin resmi görüşü olan ve tabii ekonomi dünyasının sınırsız desteğini arkasına alan “sürekli büyüme”

Diğeri “çöküş”. Günümüzde pek çok insanın toplumsal ve çevresel çöküş yaşanacağına ilişkin ortak ve giderek artan kaygısı. Artık kaygının da ötesine geçerek “korku”ya dönüşmesi... 

Büyük resim bunu söylüyor. Ve işte tam da bu yüzden halkın gerçekleri ile siyasetin gündemi aynı çatı altında birleşemiyor. Tam bu bu yüzden sorunlar çözüleceğine daha da derinleşiyor. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları