Nefes alamıyoruz... 1968’den bugüne...

05 Haziran 2020 Cuma

Bardağı taşıran bir damla her zaman ortaya çıkar. Bir damla, bir damla daha, bir damla daha... Sonra, öfke sel olur sokaklara, meydanlara taşar.. ABD’de bir polisin George Floyd’un boğazına dizini dayaması sonucunda “nefes alamıyorum” diye başlayan çığlık bir slogana dönüştü; koca Amerika kentlerini aşarak taştı, taştı... Kıta aştı ve Fransa’da yine bir polis şiddeti sonucu “nefes alamıyorum” diye haykırarak yaşamını kaybeden Adama Traore davası için toplanan on binlerin çığlığına karıştı. Tam da bu zamanlarda İsrail’de İsrail polisi Filistinli üstelik otizmli bir genci İyad Hallak’ı üzerinde silah var gerekçesi ile katlediyordu...

Yine aynı zamanlarda Japonya’da polisin Kürt bir genci darp etmesi üzerine Tokyo Shibuya’da ırkçılık karşıtı protesto eylemleri başlamıştı...

Ayırımcılık, ırkçılık ama geniş anlamda adaletsizlik, eşitsizlik... Dünyanın hemen hemen her yerinde. Neo-kapitalist sistemin otoriter popülist liderlerinin yönetimleri altında daha da şahlanıyor. Gücün yürütme erkinin elinde merkezileşmesi, yargının siyasileştirilmesi, bağımsız medyaya sistemik saldırı ve tehditler, kamu makamlarının kişisel kazanımlar için kullanılması... Bunlar birilerine yararken “ötekiler” sistemin dışına itekleniyor..

ABD’de 1968 yazına yeniden dönüş mü yoksa?

Tıpkı şu günlerdeki protestolar gibi 1968 yılının Amerikası’nda da olaylar siyahi insanlara uygulanan baskılara karşı öfke ile başlamıştı. Martin Luther King’in, beyaz ırkçı bir suçlu tarafından vurularak öldürülmesi ile başlayan protesto dalgası sadece cinayete karşı bir öfke ifadesi değildi.. ABD’nin uzun yıllar boyu ırkçı şiddet tarihinin sonucu ekonomide ve eğitimde fırsat eksikliğiydi...

Bugün de durum çok farklı değil. Üstelik Covid-19 pandemisinin daha çok, düşük gelirli, riskli alanlarda çalışan ve genelde sağlık hizmetlerinden yararlanamayan Afro-Amerikanları vurduğu gerçeğini göz önünde bulundurursak... Booking Institute 2016 yılı raporu çarpıcı: ABD’de bir beyaz ailenin ortalama geliri siyahi bir ailenin gelirinin 10 katı.

Amerikan polisinin tutumu, ABD lideri Trump’ın söylemi aslında dünyaya tutulan bir ayna aynı zamanda. Tabii Türkiye’ye de.. Türkiye’de de yerleşik ırkçılık, çok farklı değil. Üstelik bununla mücadele olmadığı gibi, sistemli olarak bu besleniyor da.. Keza polis şiddeti de aynı şekilde...

Düzen değişmeli

Tüm dünyada esen rüzgârlar düzenin değişmesi gerektiğini fısıldıyor. Koronavirüs pandemisi sağlık sistemlerinin ve ekonomilerin kırılganlığını ortaya koyarak, eşitsizliği gözler önüne sererek aslında şunu da gösterdi: Var olan sistem bize yetmiyor; ne kadar iyi niyetli olursa olsun. Sistem çöktü İtalya, İspanya, ABD; Türkiye ve her yerde. Toplumsal sözleşme ile dokuduğumuz kumaşın lime lime olduğu anlaşıldı. Halklar da gördü, politikacılar da... Liderler de bu pandemiyi doğru değerlendirmek ve doğru yanıtlar geliştirmek zorundalar.

Ve halklar, toplumlar...

Prof. Dr. Gökhan Oral ile pandemi sonrası dünya konusunda bir söyleşi yapmıştım. Bu haftaki Herkese Bilim Teknoloji dergisinde isterseniz ayrıntıları ile okuyabilirsiniz. Oral, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı.

Oral, “Bir şey bozulmadan yeni bir şey yaratmak kolay değildir. Bu pandeminin siyasal anlamda da sonuçları olacaktır şüphesiz. Daha demokratik bir toplumun inşası daha demokratik bir siyaset de olabilir, daha totaliter rejimlere de kayış olabilir. Bu biraz da halkların yapısına bağlı” demişti. Bakalım ilerleyen günler ne gösterecek?


Yazarın Son Yazıları

Uslu dur, itaat et... 24 Temmuz 2020