Öztin Akgüç

Sömürünün kuramsal temeli

30 Haziran 2021 Çarşamba

Başat ekonomi öğretisi neo-liberal -klasik- kuramın mikro ve makro varsayımları, amaçları, sömürüye dayanak oluşturduğundan irdelenmesi, alternatif kuramın geliştirilmesi yerinde olur.

Neo-klasik kuramın tüketici davranışlarına ve firmalara ilişkin temel varsayımları yinelenmiştir. Bireyler, kişisel yararlarını, doyumlarını ençoklamak, maksimize etmek güdüsüyle hareket eden homo economicus tiplerdir. Bireyler, kendi yararlarını ençoklamak için kaynaklarını kullanmada en akılcı, rasyonel kararları alırlar. Firmalar, sahibinin, hissedarlarının kârlarını, varlık değerlerini çoğunsamak amacıyla kurulurlar. Firmalarda ana amaç, kâr maksimizasyonudur.

Kurama göre tam rekabet piyasalarında bir firmanın uzun süreli normal üstü kâr etmesi, fiyat belirlemede başatlığını sürdürmesi olanaksızdır. Piyasalara giriş serbestisi, çok sayıda firmanın türdeş mal ve hizmet üretmesi, rekabet koşulları, tüketicilerin bilgili ve akıllı davranışı, fiyatların, firmaların marjinal maliyetlerine denk düzeyde oluşması, aşırı kâr elde edilmesini önler, firmalar ancak faaliyetlerini sürdürebilecekleri kadar kâr elde edebilirler. Arz ve talebe göre piyasada oluşan fiyat, firmalar için veridir. Hiçbir firma kendi karar önceliğiyle fiyatları değiştiremez. Firmalar faaliyetlerini sürdürebilmek, rekabet edebilmek için maliyet etkin çalışmak zorundadır.

Tam, eksiksiz rekabet piyasası, serbest pazar ekonomisi, gerçekte olmayan kuramsal bir varsayımdır. Endüstrilere giriş serbest olmadığı gibi piyasada sınırlı sayıdaki firma, rekabet yerine, aralarında gizli veya açık anlaşmalar yaparak, fiyatları belirleyerek, pazarı bölüşerek, etik olmayan uygulamalar da yaparak, çevre kirliliği gibi dışsal, sosyal maliyetler de yaratarak aşırı kâr elde etmeye yönelmektedir. Fiyatlar marjinal maliyetin çok üstünde saptandığından firmalar, verim artışıyla maliyetleri düşürmeye gereken önemi göstermemektedir. Tüketicilerin, piyasa hakkında tam bilgi sahibi olmamaları, firmalarla tüketiciler arasında bilgi asimetrisi, marka tutkunluğu, gösteriş yapma güdüsü, tüketimle itibar kazanma isteği de tam rekabet piyasasının oluşmasını engelleyen bir etken olmaktadır.

Gerçek ekonomik yaşamda; (I) doğal kaynakları kontrol, (II) devletin yasal düzenlemelerle, teşviklerle bazı firmalara tekelci konum yaratması, (III) piyasada yerleşik firmaların, erken girişten kaynaklanan maliyet avantajı, (IV) yerleşik firmanın, bir süre yıkıcı, ezici fiyat politikası izleyerek yeni girişin kâr elde etme olanağını ortadan kaldırması, (V) yeni girişin, geri kazanamayacağı ilk tesis ve kuruluş giderlerinin, batık masraflarının yüksekliği, (VI) büyük kapasiteli yatırımların finansman gereksinimi gibi nedenler, endüstriye yeni girişleri engellemekte, rekabet düzeninin oluşmasını önlemektedir. Piyasalardaki az sayıda firma da aralarında anlaşarak, piyasa güçlerini kötüye kullanarak, etik olmayan uygulamalara da başvurarak, tüketicilerin bilgi eksikliğinden ve saflığından yararlanarak, aşırı kârlar elde etmektedirler. Günümüzde dünyada tipik piyasa yapısı, tekelci rekabet piyasaları da oligopol piyasasına dönüştüğünden, az sayıda firmanın egemen olduğu oligopol piyasasıdır. Rekabeti önleyici, piyasa gücünün kötüye kullanımını cezalandırıcı yasal düzenlemeler olmakla beraber, uygulamada etkili olarak rekabet düzenini sağlayamamaktadır.

Kuramsal olarak dış pazarlarda serbest ticaretin yararları savunulmakta; ancak başat ülkeler, ithalat, ihracat kotaları hatta yasakları uygulayarak, vergileyerek, yaptırımlar yollarıyla korumacı önlemler alarak serbest rekabeti engellemektedir.

Neo-liberal yaklaşım, fiyat mekanizmasının, kaynakların en etkin kullanımını sağlayacağı varsayımıyla; ekonomik faaliyetin serbest piyasa düzeni, serbest rekabet ilkeleri çerçevesinde yürütülmesini öngörmektedir. Fiyat istikrarı, hızlı büyümenin, istihdam artışının, dış dengenin sağlanmasının olmazsa olmaz koşulu olarak görüldüğünden, fiyat istikrarının sağlanması temel amaç olarak belirlenmekte, istikrarı sağlamak için araç olarak da para politikasının kullanılması önerilmektedir. 2007-8 krizi sonrası uygulamalar, faiz, kur ayarlamaları, dengeleri sağlayamadığı gibi istihdam, büyüme gibi amaçlara ulaşmada da para politikasının yeterli olmadığını kanıtlamıştır.

Bir kuram, olayları açıklayamıyor, öngörüleri, tahminleri gerçekleşmiyorsa hatalı eksikli demektir. Sömürünün kuramsal dayanağı neo-liberal yaklaşım eksik ve yanıltıcı olduğundan, ayartısına kapılınmamalıdır. Sorunların çözümüne ışık tutacak alternatif kuram geliştirilmesi, sömürünün giderilmesine de katkıda bulunacaktır.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Sorumluluk 28 Temmuz 2021
Sol ve CHP kimliği 21 Temmuz 2021