Öztin Akgüç

Yabancı sermaye saplantısı

02 Aralık 2020 Çarşamba

Ekonomide yaygın yanılgılardan, kör inançlardan, saplantılardan biri de yabancı sermaye ile kalkınma, sorunları çözmektir. Dünyada dış borçlanma, yabancı sermaye yatırımı ile kalkınmış tek bir ülke örneği olmamasına karşın kör bir inatla, saplantı halinde dış kaynak arıyor, yabancı sermaye girişini özendirici önlemler alıyor, dış finans çevreleri tarafından yönlendiriliyoruz. Dış kaynak, sermaye girişi, ilk aşamada finansal uyuşturucu etkisi yapmakta; döviz bollaşmakta, faizler düşmekte, fiyat artış hızı yavaşlamakta, ülke ürettiğinden fazlasını tüketmekte, tasarrufunu aşan yatırım yapmaktadır. Uyuşturucunun yıkıcı, bozucu etkisi umursanmadığından bağımlılık yaratmakta; bağımlılıktan kurtulma, iyileşme, sağaltım zor ve eziyetli olmaktadır.

Dış kaynak girişi, yurtdışı yerleşiklerin, yurtiçi yerleşiklerden fiziki, reel mal, finansal varlık satın almaları, talep haklarının doğması ve artması, yardım, bağış yoluyla olmaktadır. İşlemin niteliğine göre, dış kaynak girişi, (1) doğrudan sermaye yatırımları, (2) gerçek, fiziki mal satın alımı, (3) portföy yatırımı, (4) borçlanma, dış yükümlülüklerin artması, (5) bağış, yardım başlıkları altında toplanmaktadır.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımı; yeni bir işletme kurulması, üretim kapasitesinin genişletilmesi veya yeniden faaliyete geçirilmesi için yurtdışından getirilen parasal sermayeyi, makine, donanım gibi ayni sermayeyi, patent, lisans gibi sınai hakları, gayri maddi sermayeyi içerir. Makroekonomi açıdan yatırım, ülkenin mal ve hizmet üretim kapasitesinin artırılmasıdır. Ülkede mevcut işletmenin, tesisin, taşınmazın, yurtdışı yerleşikler tarafından satın alınmasıyla ülkeye giren sermaye, makroekonomi bakımından yatırım sayılmaz. Bu işlemde üretim kapasitesinin artışı değil, hukuki açıdan mülkiyetin el değiştirmesi, varlığın mülkiyetinin yabancılara transferi söz konusudur.

Portföy yatırımı, yurtdışı yerleşiklerin, yurtiçi özel ve kamu kuruluşlarının çıkarmış oldukları pay senedi, tahvil ve benzeri menkul kıymetleri (finansal varlıkları) döviz karşılığında satın almalarıdır.

Ülkeye dış borçlanma yoluyla; (1) ikili (bilateral) anlaşma ile diğer bir devletten, (2) uluslararası finans kurumlarından, (3) yurtdışı bankalardan, (4) yurtdışında yerleşik özel firma ve kişilerden borçlanma yoluyla girer. Yurtdışı yerleşiklerin alacak haklarının doğması, ülkenin dış yükümlülüğünün artmasıyla da dış kaynak sağlanabilmektedir.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımları, üretimi artıracağı, istihdam yaratacağı yeni teknoloji getireceği gerekçesiyle savunulmakta, teşvik edilmektedir. Yabancı sermaye, çoğu kez iç pazara yönelik olarak gelmekte, girdilerin önemli bir bölümü yurtdışından sağlanmakta, montaj sanayisi özelliği göstermekte, yerli üretimin gelişmesini kısıtlamakta, rekabeti önlemekte; sonuçta ülkeye, yurtdışına kâr ve sermaye transferi, transfer fiyatlandırması yoluyla ödeme yükümlülüğü getirmeke, cari işlemler dengesini bozucu etki yapmaktadır. Yurtdışı yerleşiklerin varlık, tesis alımlarının siyasal etkileri de olmakta, ülkenin izleyeceği politika dış güçler tarafından yönlendirilmektedir.

Ülkeye, finansal varlık alımıyla, kısa sürede vurgunsal kazanç arayan yabancı kaynak, sıcak para girmektedir. Vurgunsal kazanç amaçlayan sermaye, borsa endeksinin düşük, kurun yüksek olduğu dönemde, hisse senedi almakta; endeksin yükselmesi, kur artışının durağanlaşması ile de satış yaparak yurdışına çıkmaktadır. Dış tahvil alıcıları, faiz, kur artışı hızlarını karşılaştırarak, faizin yüksek olduğu dönemde giriş yapmakta, kurun yükselmesi, kâr marjının daralmaya başlamasıyla ülke dışına çıkmaktadır. Kısa dönemli de olsa ülkeye döviz girişi kuru düşürmekte, banka kredilerini genişletmekte, çıkış yaptığında kur yükselmekte, borsa endeksi düşmekte, banka kredileri yavaşlamakta, ekonomide dalgalanmaya yol açmaktadır. Maliyetinin yüksek olmasına karşın, sıcak para arayışı finansal mazoşizm olarak nitelendirilebilir.

Günümüzde dış borç, ağırlıklı olarak yabancı bankalardan sağlanmaktadır. Bankalar, riski dağıtmak için konsorsiyum oluşturmakta, daha çok bir yıl süreyi aşmayan kredi vermektedirler. Finansal piyasalarda likidite bolluğuna faizin düşük olmasına karşın, kredi maliyeti, bankaların risk primini faize eklemeleriyle yükselmektedir. Ülkenin kredi değerliliği düşük olduğundan, bankalar, kredi temerrüt swapı (CDS) yaparak, sigorta şirketlerine riski devretmekte, ödedikleri risk primini de kredi maliyetine eklemektedirler. Dış borçlanmanın maliyeti yüksek olduğu gibi, dış mali baskınlık doğurmakta, ödenen faiz nedeniyle de cari işlemler dengesini bozucu etki yapmaktadır. Dış kaynak, yabancı sermaye konusunda ayartıya kapılmamalı, kör inançla yabancı sermaye özlemi çekilmemelidir.

Bağımsız para politikası izleme, sermaye akımı serbestisi, küresel finansal pazarlarla bütünleşme, döviz kuru istikrarı, eşanlı gerçekleştirilecek amaçlar değildir. Bu üç amacı eşanlı bağdaştırma, ekonomide imkânsız üçleme (impossible trinity) olarak ifade edilmektedir. İmkânsızı başarmaya çalışmadan, ayartılara kapılmadan politika belirlemek ussal olur.


Yazarın Son Yazıları

Gelişmeye engel yönetim 17 Şubat 2021
CHP’de hareketlenme 10 Şubat 2021
Makroekonomik riskler 27 Ocak 2021
Yeni yıl beklentileri 30 Aralık 2020
Sözle yönlendirme 23 Aralık 2020
Enflasyon hedefleme 25 Kasım 2020