Van Depreminin Anatomisi

29 Ekim 2011 Cumartesi

Evlerimizi sıcak, huzurlu, güvenilir birer yuva olmaktan çıkarıp katil birer binaya çeviren hırsız kafalar 1939’da Erzincan’da, 1966’da Varto’da, 1995’te Dinar’da, 1999’da İzmit ve Düzce’de ve bugün bir kez daha Van’da yüzlerce, binlerce insanımızı bu hayattan kopardı. Ardı arkası bir türlü kesilemeyen proje yanlışlıkları ve denetimsizlik kim bilir bundan sonra ne zaman, nerede, hangi kentlimizin, hangi köylümüzün başına yıkılacak…

Başta tüm yapılardan daha sağlam inşa edilmesi gereken okul, hastane gibi kamu binaları olmak üzere, eksik, kalitesiz malzeme ve yanlış işçilikle, mühendislik bilgisinden yoksun, deprem yönetmeliğine uymayan, kaçak, izinsiz, ruhsatsız yapılar, bir kez daha kanıtladı bize zanlının deprem değil, bina olduğunu. Şaşırmıyoruz ama her defasında biraz daha ağırca oturuyor insan çıkarlarının, insan hatalarının mal olduğu canların acısı içimize.

Bunun yanında yardımların dağıtımında yaşanan organizasyon bozuklukları, tırların yağmalanması, ihtiyacı olmayan insanların çadır, battaniye gibi yardım malzemelerinden fazla sayıda (ç)alması o ayazda birdenbire sokakta kalan, emzikli bebekleri kucağında çaresizlik içinde ısınmaya çalışan onca depremzedenin hakkını gasp etmekti.

Ancak ne yazık ki örneğin Erciş’te bugün onlarca kişinin mezarı durumundaki apartmanların müteahhidi olan bir zat tam da yıkılan binalarından birinin karşısına kondurduğu ve sapasağlam duran villasının geniş bahçesi için iki adet çadır temin ederken herhangi bir vicdani rahatsızlık duymuyordu…

Bize özgü çelişkiler ve aşırı uçlarda yaşama halini bir kez daha ortaya koyan Van depremi yaşanan olumsuzlukların karşısında, kötü günde dayanışmanın, yardımseverliğin, paylaşmanın, özverinin ülkemiz söz konusu olduğunda daha bir güzelleşen anlamını ve övgüyü hak eden fotoğrafını da gözler önüne serdi. Sivil toplum örgütleri, işadamları, medya, bilim adamları, vatandaş topyekûn bir seferberliğin, organizasyonda yaşanan sıkıntılara rağmen canla başla yardım etmeye çalışan kişi, kurum ve kuruluşların varlığı, arama kurtarma ve tıbbi müdahaledeki başarılar umut verici oldu.

Ayrıca bu halk, yardıma muhtaç insanlarına yardım elini uzatırken din, dil, ırk ya da etnik kimliğe bakmaz. İnsanların çaresizliğini, düşmanca, ırkçı ve insanlıktan nasibini almamış bir yaklaşımla, çeşitli medya platformlarını kullanarak yaptıkları ipe sapa gelmez yorumlara alet eden, oradaki depremzedeleri terör örgütüyle bir tutup kendince ve şuursuzca bir tür hesaplaşmaya giren bir avuç kendini bilmez toplumun genelini saran iyi niyet, insanlık, birlik-beraberlik, sahiplenme dayanışma ve yardımseverlik rüzgârına halel getirmez.

Birlik beraberlik, kardeşlik ve dayanışma duyguları sadece ülke içinde de değil, tüm dünyaya yayılabilecek güçte olduğunda daha anlamlıdır. Bu açıdan felaket dönemlerinde dış yardımı reddetmek, her şeyden evvel yardımların, soğuktan, kardan, çetin iklim koşullarından zarar görmeye başlamadan önce yetişmediği felaketzedelere haksızlık etmek olur.

Dağ ne kadar yüksek olsa da yol üstünden geçer. Bu açıdan böylesine felaket günlerinde gururu rafa kaldırmak ve dışarıdan gelecek yardımlara kapımızı daima açık tutmak gerekir.

Not: İYSAD (İstanbul Yemek Sanayicileri Derneği) TUSİD (Endüstriyel Mutfak, Çamaşırhane, Servis ve İkram Ekipmanları Sanayicileri ve İşadamları Derneği) ile işbirliği içinde Van merkeze bağlı Güveçli köyünde kurduğu mutfakta bugünden itibaren çevre köylere her öğünde 7 bin olmak üzere günde toplam 21 bin depremzedeye yemek dağıtıyor. Ayrıca İYSAD olarak biz de 31 Ekim Pazartesi günü Güveçli köyünde depremzedelerle bir arada olacağız.

Milletçe içinden geçtiğimiz böylesine zor dönemlerde bile ışığıyla yüreğimizi aydınlatabilen Cumhuriyetimizin 88. yılı hepimize kutlu olsun.

[email protected]


Yazarın Son Yazıları

IŞİD 13 Eylül 2014
Çankaya’da Sitemli Veda 23 Ağustos 2014
10 Numara Bomba 2 Ağustos 2014
Eski Dostlar 26 Temmuz 2014
Alevileri Gören Var mı? 19 Temmuz 2014
IŞİD ve Türkiye 14 Haziran 2014